![]() |
|
|
#1 (permalink) |
|
Co- Admin
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
![]() |
AGAHİ
Gel otur yanıma benim maşukum Gel otur yanıma benim maşukum Söyleyim derdimi yaz kerem eyle Alem bilir ben de sana aşıkım Eyleme bu denli naz kerem eyle Beri gel beri gel yüzün göreyim Ol ahu bakışlı gözün göreyim Dokun tellerine sazın göreyim Açma bir kimseye raz kerem eyle Sen de dertli dertli ötme be hey saz Değdikçe göğsüne yardan hub avaz Yar beni de kulluk defterine yaz Bari çok yazmazsan az kerem eyle Bükme kulağını tanbur-ı aşkın İnler gönlümüzce santur-ı aşkın Olmuşum hüsnüne Mansur-ı aşkın Tek zülfün teline as kerem eyle Efendim kapında derban olayım Bakayım hüsnüne hayran olayım Ayağın tozuna kurban olayım Geçmezem yar senden vaz kerem eyle Gel ey canan gayri gitme yanımdan Bu hasretlik gitmez oldu canımdan AGaHİ can kuşu uçar tenimden Elinle mezarım kaz kerem eyle Hilebaz diyorlar azizim amma Hilebaz diyorlar azizim amma Ne hilem ne de bir hileciğim var Kimisine baldan lezizim amma Kimine zehirden acılığım var Yüzüm döndürmedim adu taşından Kaynadı kazanım aşk atasından Değirmen yaptırdım gözüm yaşından Usta değilsem de suculuğum var Gahi usta eyler gah sucu eyler Gahi yara acar gah ilaç eyler Hasılı dost bizi eğlence eyler Böylece yar ile cilveciğim var Kimisi Bedevi kimi Hambelî Kimisi Maliki kimi Sünbüli Ben de kızılbaşım Allah'ın kulu Hemi de Güruh-ı Naci'liğim var Bak şu zahide ki ne söylemişler AGAHİ kızılbaş amma demişler Hac'ca gitmez diye ta'n eylemişler Benim ise yılda hacılığım var Size bir güzelce nasihatim var Size bir güzelce nasihatim var Ne muamma gibi ne rumuz gibi Dur ki göstereyim marifetim var İcatlar çıkardım İngiliz gibi Söyleyim halimi dinle efendim Ben ehl-i san'atım) olmaz mı fendim İcatlar çıkardım kendime kendim Akıllı adamım Fıransız gibi Her bir ahvalimi dur söyleyim ben Adem miyim hayvan mıyım neyim ben Kaburgası kalın bir kimseyim ben Kakmakla yürümem koc'öküz gibi Çok güzelim kirpiğim yok kaşım yok Ayıbım ağzımda dört de dişim yok Dilberlikte emsalim yok eşim yok Görenler tutulur bana kız gibi Şimdi bir söz söyler harften düşerim Ayıbım bu ayak üstü işerim Be hey herif bu aklına şaşarım Bari sen de bir söz söyle söz gibi Doğrusun söylemek işime gelmez Anınçün bir kimse başıma gelmez Buna dair şeyler düşüme gelmez Hac'la zekat oruç ve namaz gibi Ne alimim ne hod okur yazarım Ne Cuma tutarım ne de Pazarım Karhanede meyhanede gezerim İçerim esrarı Kaygusuz gibi İşte bu alemin Deccal'ı benim Azrail olsa da vermem bu canım Ben bir kabadayı şuaradanım Öterim çöplükte şol horoz gibi Söylerim böyle çat pat gahi gahi Ne eğri bilirim ne doğru rahı Yeter artık çok uzatma AGAHI Yırtarım ağzını eski bez gibi Arzusun çektiğim ey kaşı kare Arzusun çektiğim ey kaşı kare Seni gördüm cesedime can geldi Zelha gibi intizarım o yare Kavuştum Yusuf-i Kenan'ım geldi Yare meyil verdim getirmek için Yar eli yöremi bitirmek için Gönlümün tahtında oturmak için Vücudum mülküne Süleyman geldi N'olur bir yol visaline erince El bağlayıp divanına durunca Gül yüzlü yar cemalini görünce Bugün bana iman geldi din geldi Yar ile kısmetim ayrı seçildi Bal yerine ağu şerbet içildi Kurumuştu damarlarım açıldı Şimdi benim vücuduma kan geldi Bülbül de gül için ah ü feryatte Aşık maşukunu bulur elbette AGAHÎ yar ile tenha halvette Muhabbet edecek bir zaman geldi Seher vakti çaldım yarin kapısın Seher vakti çaldım yarin kapısın Baktım yarin kapıları sürmeli Boş bulmadım otağının yapısın Çıkageldi bir gözleri sürmeli Açtırıp kapıyı girdim içeri Aklımı başımdan aldı bir peri Dedim sende buldum halis gevheri Dedi seni bir mehenge sürmeli Dedim hiç yapı yok senin yapında Oynanılmaz urganında ipinde Ölene dek bekleyim mi kapında Dedi yok yok seni burdan sürmeli Dedim ki ne kadar yüzümden bezdin Etim kebap edip derimi yüzdün Aşık katletmeye silah mı düzdün Martin ile mavzer bir de sürmeli Şu kevn ü mekanı tuttu ışığın Nöbetin bekleyen alır keşiğin Beklemeli o sultanın eşiğin Günde yüz bin kere yüzler sürmeli AGAHİ karıştır kanı yaş ile Hak bulunmaz hayal ile düş ile Yetemen menzile bu gidiş ile Hemen aşk atına binip sürmeli Sofu sen kendini arif sanırsın Sofu sen kendini arif sanırsın Benden özge arif yok yok diyerek Suret-i zahirde kafa sallarsın Oturur kalkarsın Hak Hak diyerek Guş eyle pendimi ey sofuzade Sen bu gönül ile kafirsin dağda Senin gibi gezer leylek havada Geçirir ömrünü lak lak diyerek Onda körsün eğer bunda kör isen Rah-ı erenlerden bi-haber isen Yarın Hakk'ın divanına varırsan Kovarlar dışarı çık çık diyerek AGAHİ'nin bu sözünde durmazsan Ebedi kör kalın meydan görmezsen Hacı Bektaş tarikine girmezsen Sonra canın çıkar hık mık diyerek Efendim sen benim tac-ı serimsin Efendim sen benim tac-ı serimsin Yerin var başımda dinim imanım Mabudumsun maksudumsun yarimsin Anın için yoktur şekk ü gümanım Günahkar kulunam gel eyle ihsan Ben karışmam işte gönlüm işte sen Bugün değil yarın değil her zaman Unutmam yar seni dökseler kanım Mail oldum kaşın ile gözüne Beni yaktın ateşine közüne Dayanamam bu cilvene nazına Gel bize bu cevri yapma sultanım Döndü celal ile baktı bize yar Aklımı başımdan kıldı tarumar Kerem eyle doldur camı kadehkar Yetiştir badeyi çıkıyor canım AGAHİ bu yolda narabat oldum Ne Hakk'a kul oldum ne ümmet oldum Yar senin aşkınla malamat oldum Beni bilmez misin eski cananım Dilber hanemize buyur bu sabah Dilber hanemize buyur bu sabah İşte senin ile sözü keserim Bir binlik rakı al bir güzel kadeh Ben de mezesine kuzu keserim Bari beş yüzlük al binlik almazsan Ağzına koy getir şişe bulmazsan Sen de benim davetime gelmezsen Ben de yollarından gözü keserim Meyl-i muhabbetin gördüm beğendim Böyle tedbir ettim kendime kendim Davetime buyurmazsan efendim Selamı sabahı nazı keserim Gelirsen boş gelme göreyim sizi Olursa cok olsun istemem azı Beş yüzlüğün mezesine bir kuzu Binlik olur ise öküz (ü) keserim Kaba kaba laf atarsın AGAHİ Öküz bulsam ben koşarım vallahi Sade boş çıkarmam ol yüzü mahı Tavuktan culuktan kazı keserim
__________________
Konu Renklerin Türküsü tarafından (31-01-09 Saat 08:40 ) değiştirilmiştir. |
|
|
|
| ResimKalemi.Com Özel Bağlantı Alanı | |
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Co- Admin
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
![]() |
aşık deman'i baba
(1843-919) tokat'ın artova ilçesi, ulusaray bucağı, bayazıt köyünde doğmuş, yine aynı köyde ölmüştür. babası ibrahim efendi, anası gülem ana'dır. asıl adı mehmet'tir. 1887 yılında hacı bektaş dergah'ına gidip ahmet cemalettin efendi'den icazet almış ve ahmet cemalettin efendi kendisine deman'i mahlasını vermiştir. bucak müdürlüğü yaptığına göre okur-yazar olduğu söylenebilir. kısa memurluğu dışında yaşamının geri kalanını köyünde çiftçilik yaparak geçirmiştir. iki cihan halk selveri mustafa cümbüş verip kalp evimi coşturan iki cihan halk selveri mustafa ehli beyit kullarına yardımcı iki cihan halk selveri mustafa imam hasan, şah hüseyin, iriza zeynel abidin'in gülleri taze varınca divanda yardım et bize iki cihan halk selveri mustafa bakır'in, cafer'in derdine düştük musa'yı, kazimden bir dolu içtik iriza yolunda biz serden geçtik iki cihan halk selveri mustafa muhammed, taki'dir dinin evveli aliyel naki'dir ceddim cemali medet mürvet ey gözleri mevali iki cihan halk selveri mustafa bu deman'i okur emir fermam hasan ali asker'i gönlümün yarı mehdi gelir her dertlerin dermanı iki cihan halk selveri mustafa beni dostun cemalinden ayırma on sekiz bin alem halkeden huda beni dostun cemalinden ayırma her zaman yalvarır sana yürekten beni dostun cemalinden ayırma evvel kapı şeriattır gelene ikincisi tarikattır bilene müminlerde heves olmaz yalana beni dostun cemalinden ayırma marifette kurban tekbirsiz yenmez aşıkların sırrı yadlara denmez gerçekler cahilin yurduna konmaz beni dostun cemalinden ayırma erenlerin katandır bu katar sıdkınan seveni yabana m'atar dostun bahçesinde bülbüller öter beni dostun cemalinden ayırma bu deman'i der ki neyleyim eli dost bağından aldım bir gonca gülü müminler ustad'ı bektaşi veli beni dostun cemalinden ayırma eğlen bu kapıda kal dedi bana dün gece seyrimde bir muhib gördüm kuduret lokması al dedi bana kuduret lokması kendi hunundan dört kapıya doğru gel dedi bana dört kapının biri geriye kalır su ile cesedim pak oldu sanır beş vaktini kılan cennetlik m'olur münafığın kavlin bil dedi bana tarikata girip gürültü etme aklına geliri gelmezi tutma ilmin pek çok ise hakk'ı unutma yol ile erkanı bil dedi bana marifete giren teli kıramaz ikrarsız olanlar yola yaramaz murailer didar yüzü göremez müminlerin gönlü gül dedi bana hakikatin hatmi tamamı nedir? pak eyle özünü cesedin yudur sorarsan mürşidin buyruğu budur eğlen bu kapıda kal dedi bana deman'i der bir ikrara durursan arayıp da mürşidini bulursan yetmiş üç makama doğru varırsan kerbela'ya uğrar yol dedi bana binde bir can eremedi bu sırra ta ezelden kandildeki nurdayım binde bir can eremedi bu sırra resul'ün önünde bin bir yerdeyim binde bir can eremedi bu sırra resul'ün önünde müşkül iş idim kaygusuz sultan'la odun taşıdım cihan var olmadan bir nakkaş idim binde bir can eremedi bu sırra mürşit meydanında kabirim kazdım deryalar yüzünde çok vakit gezdim zebur'u, tevrat'ı, kur'an'ı yazdım binde bir can eremedi bu sırra incil'in içinden bir nokta aldım isa'yı ruh ile eğlendim kaldım allah bir muhammed ali bir bildim binde bir can eremedi bu sırra ham olan yakub'un çeşminin yaşı kendinde görmüyon mahı güneşi doksan bin evliya ser çeşme başı binde bir can eremedi bu sırra deman'i der arşı kürsi seyr ettim can mekan ilinden menzile yettim şu fena mülküne çok geldim, gittim binde bir can eremedi bu sırra hızır lale sultan gele ulaşa bugün müminlerin bayram gecesi hızır lale sultan gele ulaşa aşkta meleklerin seyran gecesi hızır lale sultan gele ulaşa münafık olanlar bunu tutmadı yedi gün emekler zaya gitmedi sıtkınan çağranı yada atmadı hızır lale sultan gele ulaşa deman'i der vücudun oruç ola cümlemizin boynu eğri bu yola çağırın erenler sahibi gele hızır lale sultan gele ulaşa erenler darında bir pazar eyle cümle alem hesabını bilmezsen vücudun evine bir nazar eyle akıl, fikir, ilim adem'e indi hakk'ın haznesine bir nazar eyle adem-i balçıktan yapıp halk etti aşıklar gerçekten bir daman tuttu dört anasır birisine el attı ateş ile suya bir nazar eyle ademi yedi hat bir bir okudu gerçekler özünü kevserde yudu adem'e mushaf-ı şerifim dedi yüz dört kitabına bir nazar eyle müminler ervahı şiî'dendir yeri gönül münevverdir allah'ın nuru cemalin nakşıdır hakk'ın defteri yedi esmasına bir nazar eyle deman'i der canım pîrime feda muratlar verici ol gani huda sene bin ikiyüz doksan altıda erenler darında bir pazar eyle kaftan olsa ben giyemem peşime be erenler hakk'ı bulması ne güç? haklı yoldan çare bulam başıma bir suç atlas olsa gelse meydana kaftan olsa ben giyemem peşime günahlısın desem bana tez küser elimde kılıcı küfürler keser kişi kabul etmez hemen bağ yasar öldürsen de kar eylemez haşime acemilik etme yola doğru bak cümleyi halk eden halik-ül hallak bizim gibi aşık çok geldi mutlak bazı hannas mennas girer düşüne deman'i der doğru yolundan şaşma yukarı bakıp da belleri aşma küheylan at ile hendeğe düşme bir gün neler gelir garip başına sultan feyzullah kalktı göç eyledi mülkün sultanı şefaat kanısın sultan feyzullah şu fani mülkünden çekti göçünü şefaat kanısın sultan feyzullah sene bin iki yüz doksan beş oldu mümin bağırları boran kış oldu bir feyzullah şehitlere baş oldu şefaat kanısın sultan feyzullah velefendi şehzadeler atalar firakı hasrete onlar yanarlar kerbela çölünde üryan olanlar şefaat kanısın sultan feyzullah ta evvelden iman ikrar yerine ervahından aşık oldum nuruna pir cemali, vekil koydu yerine şefaat kamsın sultan feyzullah ehl-i beyit kapısında bir olan girip üçler kapısında sır olan balım sultan bahçesinde nur olan şefaat kanısın sultan feyzullah bu deman'i bu dergahın kuludur içtiğimiz pîr elinden doludur pîrim hünkar hacı bektaş veli'dir şefaat kanısın sultan feyzullah mehdi resul sahip zamana kaldı ahir zaman oldu neler söyleyim mehdi resui sahip zamana kaldı halim efendime ifade eyleyim mehdi resul sahip zaman'a kaldı bilin ki aşk ile çok olur coşan nefsine uyup da yolundan şaşan varıp iblis tuzaklarına düşen mehdi resul sahip zaman'a kaldı kocaları küçük, bacılar büyük kulakları sağır, yenleri sökük kuru ağaç gibi olmuşlar höyük mehdi resul sahip zaman'a kaldı kızları atanın sözünü tutmaz adudan mervan'dan yüzünü örtmez yedi tamu bunları kabul etmez mehdi resul sahip zaman'a kaldı yol ile erkana gel derim gelmez saban demiriyle mercan delinmez inkarlar yezitler bu size kalmaz mehdi resul sahip zaman'a kaldı kıble tarafından bir sancak gelir ikrarı bilmeyen nerede kalır alem zülfikar'ın eline alır mehdi resul sahip zaman'a kaldı deman'i'm der yolu kuranlar gelsin aduyu mervan'ı kıranlar gelsin alem zülfikar'ın eline alsın mehdi resul sahip zaman'a kaldı az kaldı yaramaz mahlukun yeri cehennem imanı, ikrarı bilen az kaldı arifin kelamı doğrudur her dem doğrusun söylesen alan az kaldı bu mahluk, bu yolun evvelin bilmez bin kelam söylesen birini duymaz imamlar hayıfı geriye kakmaz münafık çok kaldı, mümin az kaldı kapıdan girince köşeyi beller yarın mahşer günü nic'olur haller oturmuş sofular yaşını söyler sıdkile irfana giren az kaldı çok mahlukun sözü hep de yalandır hayrını koyupda şerri bilendir mürailik edip yüze gülendir kırkıdıp dostunu bulan az kaldı ahiri bu cihan harap olacak ol ahmet isminde bir er gelecek muhib olanları gayet sevecek münafığa kıştır sanma yaz geldi bu deman'i der ki, ah aman aman! zaman sofusunda binde bir iman yetiş imdadıma ol sahip zaman hakk'ın korkusunu çeken az kaldı evveli ahırı bire bağlandı (elif) allah on sekiz bin alemi (be) yinen muhabbet bize bağlandı (te) türab olanlar çekmedi gamı (se) fahri kainat fahre bağlandı (cim) cemalin nuru yiğit süruru (ha) yi hak bil haydan haber al yolu tuttuğum damandır dar ali darı divanı dergahta yere bağlandı (zel) zihnimden gitmez birin korkusu ayrı doğacaktır yurda hepisi (ze) zülalim müminlerin kapısı dört kapı kırk makam pîre bağlandı (sin) sualim veren irfan deminde (şın) in şem'asıda yandı gönlümde (sad) sadık olanlar pîr meydanında lahmike lahminde bire bağlandı (dad) ile muhabbet dilli erenler (ti) talip olup da canı verenler kırkıdıp bu yolda özün görenler cismiyle cesette yere bağlandı (za) ile zulmedip nasibin veren (ayın) kainatın binasın kuran (gayın) beyan kelam şerhedip bulan doksan bin alemdir bire bağlandı kayman fehmedip özünü gören (kaf) kadimdir cümle mürvetler veren (kaf ü lam) kafiri putları kıran hünkar hacı bektaş pîre bağlandı enam ile elham huda'dan indi (mim) muhammed ismi serteser oldu otuz iki huruf bir (nun) dan doğdu evveli ahiri bire bağlandı deman'i der (vav) vilayet madeni (he) yle (elif) zikrederim huda'mı onun için hak bilirim ademi ezeli ervahlar (ye) ye bağlandı bilmeli gel gönül fehmeyle sen özünü gör şüphe yok ki ibadetin bilmeli şeriati kurdu fahri kainat tarikatta irehberi bilmeli açılınca tarikatın kapısı lal ile cevherdir inci yapısı marifette bir oldular hepisi sırrı hakikate doğru gelmeli hakikatin kapısını kuransın yedi iklim dört köşeyi görensin dolaşıp da tur dağı'nı soransın hünkar hacı bektaş veli bilmeli yedi kat nurdandır çatal kapısı gök eşik'tir müminlerin deposu balım sultan bahçesinin kokusu sultan feyzullah'tır pîri bilmeli bu deman'i okur yedullah ayet kulunum kapında eylerim hizmet balım sultan yaramıza sen el kat nasip veren yeşil eli bilmeli gel inciyi bil sıdk ile severim incitme beni lal ile gevheri gel inciyi bil tunç kıymeti olmaz arif yanında dür eyle pak zatın cevahiri bil cevahir taşının kıymeti olmaz inşallah irakıp şaz olup gülmez gerçek yari olan yadları bilmez sana muhabbetim gel irfanı bil bu irfan içinde hapsettin beni bu dünyadan evvel ahiri kani malım mülküm deyü güvenme yani halk eden halik'i yaradan'ı bil yaradan yaratmış kaşların hilal bu gözler mestane olmuş bir zülal nicenin alnında üç niyaz hilal edelim secdeyi kalpgahını bil bu deman'i der ki hak'tan rıza bul özünü bilene makbuldür bu yol hazreti pîr eşiğinde kulum ol kul olana kul ol mabudunu bil gönul gönül bahçesinde bir gül açıldı bahçe bağbandını bilsene gönül bahçenin bağbandı ali değil mi? kadim ırızaya dursana gönül hakk'ın ırahmeti yoğa saçılmaz mürebbinden musahipten geçilmez gıyaben boyuna kaftan biçilmez verdiğin ikrarı bilsene gönül musahip kavline bir olup biten anasır hükmünde oynayıp utan yedinci katta resul önüne yatan cömerdi sakiyi bilsene gönül bir kişi de vücut sırrını bilse bu yolu kurdular on yedi kimse mehdi resul sahip-zaman bir gelse yol ile erkanı bilsene gönül balım sultan kızıl deli bir nurdan bir "hû" çekip münafığı eriden himmet edip cansız duvar yürüten pîrin eşiğine varsana gönül deman'i der mürşitten kuşak kuşan seher vakti sevdiğine kavuşan araya bir yıldız koydular nişan nişanın sahibin bilsene gönül kurbanım bir nur doğdu tebellüğün üstüne severim ali'yi yola kurbanım yedi kat yer, yedi kat gök semavat başında elifi tac'a kurbanım alnında balkıyan zöhre yıldızı daim bu gününde anarız sizi dergahından mahrum eylemen bizi serimiz meydanda dara kurbanım kaşların sûresi yed-ullah ayet gözlerin nurundan var oldu cennet cemalin hakkiyçün eyle bir himmet hak'tan hitap geldi pîre kurbanım kibarı beytullah mihrabım sensin muratlar verici kanı hünkarsın ezeli ervahtan kandilde nursun şefaat kanısın sırra kurbanım viran gönlüm mamur oldu erenler dost ilinden doğru haber verenler fark edip de yolda özün görenler hakikat içinde hale kurbanım hakikatli olur müminin işi imana ikrara bağlıdır başı sırrı tarikatı olur bektaşi ol hazreti hünkar pîre kurbanım deman'i der doğar bunun temeli mürşit kapısıdır dinin evveli pîrim hünkar hacı bektaşi veli bunları zikreden dile kurbanım nasip veren yeşil eli gözlerim bir mekan elinden geldim cihana er balım sultan'in yolun gözlerim cemalini gördüm divane oldum server muhammed'in yolun gözlerim cemalin hattında yazılı ayet severim fikrimde derunda gayet altı bin altı yüz altmış altı ayet kırklar meydanında dolu gözlerim kırklar meydanında bir dolu içtim kırklar esirgedi irfana düştüm kerbela çölünde cenge karıştım imam hüseyin'in yolun gözlerim kerbela çölünde çektiler çile cümle veli nebi uğrar bu yola kızıl deli sultan başında bile hünkar hacı bektaş veli gözlerim sefil deman'i'yi yaratan allah mümin ervahını bir eden allah bizayırma cemden sıradan allah nasip veren yeşil eli gözlerim sevdası serime yazıldı gordum la ilahe illallah amentü billah dadı damağıma ezildi gördüm cennet'i ala da huri kızları güzeller karşıma düzüldü gördüm bir hürü bakışlı beni yandıran kırklar meydanında girerken öğren 01 şakk-ı kamerden bir nuri bölen sevdası serime yazıldı gördüm hırsın nefsin öldürürsen hey aşık gine kendözünden doğar bir ışık mesthane suyundan alıncak keşik gönlüm al baharlı yaz oldu gördüm üstadım ali'dir dersimi veren bir kenci nihandan muhabbed bulan bu meydanda kaptan kaba koyulan bal ıravan oldu süzüldü gördüm deman'i der mahşer olacak bir gün bu cemal allah'ın bu didar her gün kerbela çölünde imam hüseyin şehitlik serine yazıldı gördüm yüz dört kitap sende birini gördüm ziyaret eyledim mutahhara'yı evladı resulün yerini gördüm gönül bahçesinde sultan sarayı on iki isimin vannı gördüm on iki isimden ziya verdiler zöhre yıldızını onda gördüler dört kapıya kırk makamı kurdular irfanın içinde yarimi gördüm irfan ile anlar ikrarı bilir her irfana giren bir yoldaş bulur aşıklar ustadan dersini alır yüz dört kitap sende birini gördüm yüz dört kitap indi biri zuhura balım sultan cümle muratlar vere imanımız vardır aslı tahire vaktin imamının nurunu gördüm deman'i der bu gafletten uyandım aşık oldum aşkın oduna yandım hizmet ettim bu dergaha güvendim ol hazreti hünkar pîrimi gördüm cihana bir sahip gönder yaradan sene bin ikiyüz doksan altıda devranı hayıra dönder yaradan uyana ashaplar kırklar yediler cihana bir sahip gönder yaradan cihanın sahibi ali'sin ali ta ezel ezelden kurdun bu yolu pîrim hünkar hacı bektaş-ı veli icazeti pirden gönder yaradan yüzyirmi dört bin nebi'nin aşkına sen ali'sin yardım eyle düşküne kabe-i beytullah mekke aşkına verin muradımız mürvet yaradan arafat'a gelen hacılar için naci silsilesi bacılar için arz eyle günahım bağışla suçum kalma günahıma mürvet yaradan deman'i'ye ola hak'tan inayet habibin hakıyçün eyle bir himmet balım sultan yaremize sen el kat koyma zulumette mürvet yaradan kuduret ilmidir gelir yüz ondan yüz dördün içinde nice haller var üstünde öğüt var, altında bal var seni kim ağlattı var, ona yalvar ağlarım, yanarım derdim yüz ondan şefaat kanıdır ol resulullah ona şek getiren kafirdir billah okunur farkının yek kulhuallah vallahi didar ver dilim yüz ondan başında taç ile fermanı berat alnında yazılı secdeyi davet bu kaşlar kalemdir sırrı kuduret kuduret ilmidir gelir yüz ondan bu gözler seyfıdir ayne-i devran yüz bin şakk-ul kamer eyledim seyran dudak muhabbettir der yalı revan errahman-nirrahim dersim yüz ondan deman'i der noksanı hak yetirir vücudun pak ise sultan oturur cebrail habib'e vahiy getirir getiren huda'dır gelir yüz ondan benim kılavuzum akkoca sultan haki türap oldum düştüm yollara benim kılavuzum akkoca sultan seni bekçi derler yüksek bellere benim kılavuzum akkoca sultan adunun münkirin gözüne melal gene imdad senden ey ceddi cemal mürvet düşmanların elini sen al benim kılavuzum akkoca sultan gördüm erenleri gönlüm şaz oldu gitti kırcı boran bahar yaz oldu şimdi bu meydana niyaz farz oldu benim kılavuzum akkoca sultan hû dedim darına durdum sultanım nuri vahit muhabbete hayranım geldi eşiğine canım kurbanım benim kılavuzum akkoca sultan bu deman'i eydür gel nazar hakla eğer arif isen özünü yokla garip erenleri sen sakla bekle benim kılavuzum akkoca sultan gül yüzlü sultanım sen sefa geldin hayli vakit yollarında gezerim gül yüzlü güneşim sen sefa geldin sen ali'sin hayır dilek dilerim gül yüzlü güneşim sen sefa geldin hayır dilek kabul ola bu demde kaşların beytullah kavsi kalemde aynen müşahede arzum cemalde gül yüzlü güneşim sen sefa geldin ihlası şerifsin bir de kuran'sm yed-ül kalem duran gün gösterensin tanışık takınıp nasip verensin gül yüzlü güneşim sen sefa geldin gönlümden gitmiyor dostun hayali balım sultan şah kalender'in gülü pîrim hünkar hacı bektaş-ı veli gül yüzlü güneşim sen sefa geldin deman'i'm der intizarım bu yare hasretinden gelen peri peykare işte geldi mürşit yaremi sara gül yüzlü güneşim sen sefa geldin yar sen mi geldin? hayli vakit ben dostumu görmedim gönül hasireti yar sen mi geldin? el uzatıp gonca güller dermedim bahçenin bağbandı yar sen mi geldin? şu gönlüm içinde hem bahçem bağım istemem benliği ben orda yoğum arifler içinde hem sözüm savım müşküller halleden yar sen mi geldin? müşküller halleden er balım sultan bunalıp gelenin carına yeten mağribin topunu maşrıkta tutan onun dostu ali yar sen mi geldin? arif olan oynar amma utulmaz güneş misalidir elde tutulmaz bu dünyaya evvel ahir yetilmez sefiller carına er sen mi geldin? bu deman'i'm der ki yaram sızılar gönül hak gördüğü yari arzular bize yardım etsin şehit gaziler şehitler serdarı pîr sen mi geldin? güzellerin serfirazı hoş geldin çoktan beri yollarını gözlerim güzellerin serfıraz'ı hoş geldin muhabbetin can evinde gizlerim güzellerin serfiraz'ı hoş geldin veçhinde açılan güle kurbanım cemalini gören kula kurbanım arz edip geldiğin yola kurbanım güzellerin serfiraz'ı hoş geldin ruyünde açılan gonca güllerin beni mecnun etti şirin dillerin mevlam ihsan etti açtı yolların güzellerin serfiraz'ı hoş geldin benim pirim bu fakire bakasın dertli sinem yarasini sarasın bu edna kuluna ihsan kılasın güzellerin serfiraz'ı hoş geldin cemalini gören abına yundu sevdiğim elinden bir bade sundu arzuman zade'dir ali efendi güzellerin serfiraz'ı hoş geldin deman'i yakub'dur nutkuna eren ya mahrum mu kalır darına duran kaşların mihrabı yasin velkuran güzellerin serfiraz'ı hoş geldin ser verip meydanda can veren gelsin işte geldi mecerayı kerbela ah edip kanlı yaş dökenler gelsin on iki imama biati olan ser verip meydanda can veren gelsin seri başı alıp koyduk meydana can kimin, mal kimin be hey divane? halim arz edeyim ulu hünkara ol hazreti pîri bilenler gelsin fazlı gibi kendin hançere veren bir ayak üstüne eğlenip duran kırkıdıp bu yolda özünü gören mansur gibi dardan asılan gelsin eyüp gibi derde mübtela olan yusuf gibi ahla zarlarda kalan kenan ülkesine hem sultan olan bu çevri cefayı çekenler gelsin bu deman'i der ki birledim hakk'ı ne anlasın bundan kör olan fakı kırklar meydanında ırılan saki nuş edip badeyi içenler gelsin pirim abdal musa kabul eylesin hak için meydana gelen lokmayı pîrim abdal musa kabul eylesin ali-yül murtaza erenler payı pîrim abdal musa kabul eylesin imam hasan hüseyin'in yoluyçün zeynel abidin'in gonca gülüyçün bakır'ın, cafer'in çeşmi seliyçün pîrim abdal musa kabul eylesin musa, kazım, ınza'mn vanyçün taki-naki askeri'nin sırnyçün evliya enbiya yüzü nuruyçün pîrim abdal musa kabul eylesin deman'i yalvarır mehdi mah içün sabah sabah doğan güneşler içün pîrim hacı bektaş veli'nin içün pîrim abdal musa kabul eylesin imam hüseyin durdum divanına ellerim bağlı yetiş imdadıma imam hüseyin şu aşkın elinden ciğerim dağlı yetiş imdadıma imam hüseyin bunca dertlilerin dermanı sensin müminlerin kanadısın kolusun pîrim hünkar hacı bektaş veli'sin yetiş imdadıma imam hüseyin dertlidir yüreğim, derdim binden çok nice biat vardır yetmiş üçü hak ali'nin oğlusun bunda güman yok yetiş imdadıma imam hüseyin macera'yı kerbela'nm bir günü mülkümüz şu dünya fanidir fani ulaş hızır ulaş bugün car günü yetiş imdadıma imam hüseyin deman'i der kur'an hak kur'an-ullah sevenin gönlünden gitmiyor billah cümlenin muradın ver allah allah yetiş imdadıma imam hüseyin hep senin dertlerin imam hüseyin muharrem ayında bir hayal geldi hep senin dertlerin imam hüseyin ayrılığın oku sinemi deldi hep senin dertlerin imam hüseyin ayrılık derdinin dermanı nedir? yanıyor yüreğim muhabbet birdir benim sevdiceğim pirler piridir hep senin dertlerin imam hüseyin macerayı kerbela'nın bir günü mülk etmen dünyayı fanidir fani yetiş hızır yetiş bugün car günü yetiş imdadıma imam hüseyin yüreğim dertlidir derdim binden çok nice biyat vardır yetmişüç'e hak cümleyi yaradan helleden hellak yetiş imdadıma imam hüseyin deman'i der gördüm gene bir seyran yaktın yüreğimi sen ettin büryan bu mülkün sahibi ol şah-ı merdan ah senin dertlerin imam hüseyin ırıza olsun nasip bölüşülür huda'nın emri herkes tecellii mza olsun dost için akiye içmesi gam mı? herkes tecellii ınza olsun niyazımız vardır gül yüzlü yare cümlenin nasibin ol huda vere az vermiştir çok istesem çare ne? herkes tecellii ırıza olsun ey deman'i yüksek gitme, engin bak padişahlar padişahı emri hak imanım var vadesizce ölüm yok herkes tecellii mza olsun bizden nazlı yare niyazlar olsun gönül arzuluyor dostun ilini bizden nazlı yare niyazlar olsun inşallah gelirim gözle yolumu bizden nazlı yare niyazlar olsun aşıklar sırrını yad ele demez çok çok ile azlar az ile olmaz firdevs bahçesinin gülleri solmaz bizden nazlı yare niyazlar olsun bu deman'i der ki yoktur zaranm dünyada kalmadı sabrım kararım dostum ile ikrarımı ararım bizden nazlı yare niyazlar olsun mübarek muharrem günleri bugün işte geldi müminlerin matemi mübarek muharrem günleri bugün belli olur yahşi ile yamanı mübarek muharrem günleri bugün bir orucun tutan dediler naçar ikisin tutandan münafık kaçar üçünü tutanlar kevserler içer mübarek muharrem günleri bugün dördünü tutana çok ihsan olur beşini tutana nasipler gelir altısın tutanlar dersini alır mübarek muharrem günleri bugün yedisin tutanlar yetmişe yeter sekizin tutanlar göz gönül katar dokuzun tutanı yabana m'atar mübarek muharrem günleri bugün onunu tutanlar keremi kalır onbirin tutana kevser verilir onikisin tutan baş tacı olur mübarek muharrem günleri bugün on ikide kurbanları tığlanır ah hüseyin deyü yanıp ağlanır kendini bilenler kara bağlanır mübarek muharrem günleri bugün münafık olanlar gülüp oynarlar kekil kesip türlü türlü bağlarlar ali evladına garaz eylerler mübarek muharrem günleri bugün oradan yürüyüp şam'a gittiler ali evladına bühtan ettiler el elden tutup da horan teptiler mübarek muharrem günleri bugün deman'i der bu iş ali'den kaldı sene bin üçyüzdür yediye geldi kerbela'da imamlar şehit oldu mübarek muharrem günleri bugün deryalarda çarkı döndüren haydar muhabbet bahrinde bir dolu içtim bu melil gönlümün gülşanı haydar fırtınalar ummanlara karıştı deryalarda çarkı dönderen haydar bülbülüm diyenler güle vurulur aşık olan cüım" aleme duyulur kuduret hunundan nasip verilir bilip nasibini gönderen haydar aşıklar gerçekten payını alır iblis olan bu dergahtan sürülür sağ yanından beratlann verilir icazeti pirden aldıran haydar icazetim şahı merdan ali'den cümlenin umudu bektaş veli'den aşkı olan aşık içer doludan sakiye ezberim gönderen haydar müminlerin ezberisin dilimde tacı devlet kemerbestte belimde haki türap oldum pîrin yolunda yüceden gönlümü indiren haydar deman'i der sırrı hakikat bir hal ırıza'ya kul ol yola doğru gel aynımda gördüğüm işte yeşil el kul olup ednaya dönderen haydar dediler gül yüzlü mahımdan destur alınca emri marif nehyi münker dediler hak bilmez mi doğru raha gidene bu yolu erkanı bile kodular mürvet deyüp peyvenceye durunca inip gök eşiğe yüzüm sürünce hünkar dergahına doğru varınca kalmadı gönülde güman dediler deman'i der şükür erdik murada ikrarı yalanlar kalır arada mekke'm, medine'm cümle burada hazreti hünkar'a iman dediler erenler mümin olan ikrarını unutmaz ziyaretler kabul ola erenler çekilen emekler boşuna gitmez ziyaretler kabul ola erenler kesilir kurbanlar gülbank çekilir mümin olan tecellaya dökülür sağ yanından yarenlere bakılır ziyaretler kabul ola erenler deman'i der sırrı hikmet olacak kutub-ül akdap'dan sahip gelecek mümin olan şaz olup da gülecek ziyaretler kabul ola erenler bu ikrarın aslın arar dervişler allah bir muhammed ali yolunda bir oldu birliğe yetti dervişler okunur selalar duyar arifler bağlandı beralar bitti her işler her işlerin aslı bağlı ikrara bir arzuhal verdim pîri peykara kadimen alnımız durdu bu dara ağlaştı müminler döktü kan yaşlar mümin olan doğru yola gelmeli ölmeden elli yıl evvel ölmeli herkes hesabını kendi bulmalı yolun doğrusu bu işte kardaşlar özün teslim olsun mürşide ulaş hulkın mülayim ol bu yolda yavaş emsalini bul da var ona dolaş kamil duyar sonra nazar pişeler deman'i der keşte beste söyleme dibi görünmeyen gölü boylama arif meydanında dürer peyleme bu ikrarın aslın arar dervişler ümm-ül kitap hak ademde dediler gelin bu nutkumu dinlen erenler ümm-ül kitap hak ademde dediler aşıkı sadık'in arif bilenler ümm-ül kitap hak ademde dediler fadime ali'ye olmuş idi eş haşim muhammed'e dahi eğdi baş müsevvidi harfi ademde olur nakkaş ümm-ül kitap hak ademde dediler duvazda okudum on iki imam ciharda masumanı bildim ekrem hafta-i kemer bestten danıştım kelam ümm-ül kitap hak ademde dediler aşık maşukunu arasa bulsa incil bahri içinde okunur isa hakk'man kelam danıştı musa ümm-ül kitap hak ademde dediler engine inerler ummanı boylar arıtıp kalbinin evini paklar hatmi peygamberler hem evliyalar ümm-ül kitap hak ademde dediler deman'i yakub'um irfana düştüm örçümler elinden yandım alıştım gelen geçen nebilere danıştım ümm-ül kitap hak ademde dediler kârını gözler bu dünyada feryat imandan gelir herkes kazancını, karım gözler hakikattan yüz çeviren mahluklar kuzgun ölmüş, murdar üleşi gözler kadim ikrar güden hakk'ın kuludur firdevs bahçesinin konca gülüdür pîrim hünkar hacı bektaş veli'dir. tarikat kulları yolunu gözler marifette edep erkan var oldu yüz yiğirmi dört bin peygamber geldi elhamı kelhamı kavli yar oldu divanı dergahta yerini gözler deman'i der meyil vermem dünyaya hakk'ı seven bu kelamı dinleye hoyratın elinde................. yedi haddistiva nurunu gözler ali görünür bu göz ile baktım seyran eyledim seyrimde muhammed ali görünür dikkat ile baktım özümü gördüm özümde türaplık yolu görünür özünü zulümden kurtaran erdir dört kapı kırk makam nişanı vardır ayni cem dediğin o da bir sırdır üç ile bir oldu ali görünür özünü bilenler kanidir kani kurdular irfanı sürdüler yolu kerem ettik onda verdik bir dolu cömerdi sakii haydar görünür mümin olan ınza'ya kul oldu yüz yiğirmi dört bin peygamber geldi muhammed'im cümlesine ser oldu serini verene sırrı görünür mucizat sahibi serdarım ali balım sultan beyan hem kızıl deli cümlenin umudu bektaşi veli ezel ali idi veli görünür bu deman'i der ki ben bir biçare on iki imamlar çektiler çile hazret eyüp gibi çileger ola vücudum şehrinde çile görünür sırrı sırrullahla olalım sırdaş muhammed miraçta doksan bin kelam söyledi musa'ya hal yavaş yavaş üç ihlası şerif bir elifi lam cümlesine ümmül kitap oldu baş şeriatın kıl farzını dahil ol tarikatta pîre yetiş mürşit ol marifetin ilmin öğren akil ol sırrı hakikate giresin gardaş duvar didar değil secde kılınmaz mürşit olmayınca sebah alınmaz dükkanımda eski astar bulunmaz imam cafer damgasıdır bu kumaş on yedi hurufa secde kılagör üç sünneti, yedi farzı bile gör mürşidi kamilden haber ala gör bilmem neden ümmül kitap oldu faş sinem kalkan ettim adu taşına mevla'm uğratmasın gönül kışına varıp bir nekesin düşme peşine meydanda merdan ol merdinen güreş deman yakup dosta verdim selamı ba-i bismillahtır hakk'ın kelamı ben beni göreyim nidem alemi sırrı sırrullahla olalım sırdaş medet hey on iki imamlar medet gönül havalandı aldı gam beni medet hey on iki imamlar medet didemden akıttım kan yaşı ile medet hey on iki imamlar medet açtın bu yareyi sarılmaz oldu evliya enbiya bilinmez oldu tarikatta dava görülmez oldu medet hey on iki imamlar medet aşıksın maksudu hakk'ın didarı sultanlar sultanı gönlümün yarı kerbela'da imamların serveri medet hey on iki imamlar medet on'ki imamların atası ali pîr elinden içtim bir cür'a suyu pîrim hünkar hacı bektaş'ı veli medet hey on iki imamlar medet bu deman'i eyler hakk'ın vasfını nasıl değişirler dünyaya dini gelecek yakındır mahşerin günü medet hey on iki imamlar medet yürü yalan dünya var şimden gerü gönül kimi sevmiş güzel oyumuş yürü yalan dünya var simden gerü hayal sevda ile hakk'a yetilmez muhabbet gönlümde bir simden gerü muhabbet behrinde açılır güller fehmile kendine süs verir eller deruni çeşmimden akıttın seller seraser sevdaya yel simden gerü müşkülün var ise mürşide danış hakk'ın cilvesidir gönülde seviş canın kim'isterse ülfet et konuş konuş yadlar ile var simden gerü deman'i der güzel sevdim diyenler didar görmez ikrarından kayanlar uğrunuza canım teslim diyenler varılmaz bir yola var simden gerü boz oğlan deyü seyrimde uğradım bulgar dağı'na düşler gelir pîrim boz oğlan deyü erler otak kurmuş çevre yanına taçlar gelir pîrim boz oğlan deyü icazetin almış pirden gaziler kul olanlar efendisin arzular yollarda dizilir körpe kuzular koçlar gelir pîrim boz oğlan deyü cemalini gören aşık uslanır alemden aleme adın seslenir alçağında tuti kumru beslenir kuşlar gelir pîrim boz oğlan deyü bektaşi veli'den tutmuş elini kemerbest eylemiş pirden belini padişahlar ülkesini ilini boşlar gelir pîrim boz oğlan deyü dergahında gelir gelinler, kızlar meydanında olur semahlar, sazlar her dem kan ağlıyor bu ala/gözler yaşlar gelir pîrim boz oğlan deyü deman'i yakub'a irfan dediler al bu badeyi de iç kan dediler derdine devadır kırklar, yediler üçler gelir pîrim boz oğlan deyü hünkar hacı bektaş veli dost deyü arşa çıktı avazımız, ünümüz hünkar hacı bektaş veli dost deyü bu dergaha doğru akar kanımız hünkar hacı bektaş veli dost deyü bu dergahın gülünün bülbülüyüz tarih tazeledi oldu bin üçyüz severim hayder'i beytullahımız hünkar hacı bektaş veli dost deyü irehber önünde doğru dinimiz açılır sancaklar hayır günümüz mürşit meydanında kurban canımız hünkar hacı bektaş veli dost deyü allah ekber deyip tekbir okudu halil peygamberin kavli hak idi cebrail önünde irahber idi hünkar hacı bektaş veli dost deyü deman'i der bülbül aşıktır güle himmet eylen gönül yarini bula çok şükür niyazım bir yeşil ele hünkar hacı bektaş veli dost deyü divanında mahrum etme cümleyi halk eden allah divanında mahrum etme gümanım yok vallah billah divanında mahrum etme nazmıma kurmuşsun güftar tartar bilmem kaça miktar nasibimi veren haydar divanında mahrum etme halk eyledin yedi tamu kaldır gönüllerden gamı medet derdimin sultanı divanında mahrum etme hesap etme dağı taşı bilir misin biri beşi enbiyanın hikmet işi divanında mahrum etme çok bilirim desen olmaz bu dünya bir dirhem gelmez sultanlar kusura kalmaz divanında mahrum etme bu meydanda darın hepi niyazdır onun sahibi yüz yiğirmi dört bin nebi divanında mahrum etme ademdedir sırrı hikmet *Sansür**Sansür**Sansür**Sansür*en bin ilmi tarikat doksan bin sırrı marifet divanında mahrum etme ey gönül gezme serseri damardan girsin içeri pîrim hacı bektaş veli divanında mahrum etme deman'i der hakikatten narı beddua bu hak'tan kardeş ayrılma türaptan divanında mahrum etme kul oldular bektaşiye muhibbi aşık olanlar kul oldular bektaşiye kalp evi ışık olanlar kul oldular bektaşiye bektaşiler söyler kelam yaramıza oldu melhem on sekiz bin cümle alem kul oldular bektaşiye elli yedi bin rum erleri mürşitten gördüler kan teslim oldu cümle varı kul oldular bektaşiye deman'i dergahın kulu pîrim hacı bektaş veli gördüler bir yeşil eli kul oldular bektaşiye aman allah aman allah ne hikmettir aman allah aman allah, aman allah müftü fetvayı ters yazdı aman allah, aman allah işine gider yorulmaz zahirde camiye gelmez tarikatta niyaz bilmez aman allah, aman allah mezhep kalmadı karıştı mahluk birbirine düştü zalimlik başa üşüştü aman allah, aman allah kışın olur ceme gelir yukarıdan bir yer alır yaz gelince neler olur aman allah, aman allah müminim der gözün süzer böyle kuldan hak da bezer kalbinde iblislik düzer aman allah, aman allah işte ahir zaman oldu sene üçyüz geri geldi dedeler tayının aldı aman allah, aman allah geri döner evladım der helal, haram lokmayı yer yolun doğrusu bu mu gör? aman allah, aman allah erenlerin vardır cehdi talip irehbere baktı dedeler dünyayı yıktı aman allah, aman allah deman'i der tecellim yok fark eyle sen özüne bak mahlukun gözünde hak yok aman allah, aman allah hasiretim çoktan beri bugün ben bir dostu gördüm hasiretim çoktan beri yüzünü yüzüme sürdüm hasiretim çoktan beri hasret olanlar kavuştu dost elinden bade içti sensiz günlerim yıl geçti hasiretim çoktan beri al’evlada biatimiz neyleyim dünyayı sensiz şükür görüştük yüzbeyüz hasiretim çoktan beri cemalin şem'inde gamze münafıklar etti ceza bu yas-ı matemdir bize hasiretim çoktan beri yas ve matem tamam oldu nicesi şaz olup güldü ne keremdir pîrim geldi hasiretim çoktan beri balım sultan kızıl deli kapısında garip kulu sene bin üç yüz üç dedi hasiretim çoktan beri deman'i der kemteriyiz biz bu yolun abdalıyız hünkaradır biatimiz hasiretim çoktan beri gerisine meyil vermem sevmişim bir kaşı keman gerisine meyil vermem sıdkile bir tutum daman gerisine meyil vermem derdimin dermeni biri asla karşılamam seri severim hazreti pîri gerisine meyil vermem bu deman'i dergah kulu kudretinden hazne malı sevmişim bir yeşil eli gerisine meyil vermem ya hüseyin evvelimde virdim sensin ya hüseyin, ya hüseyin leyi ü nehar derdim sensin ya hüseyin, ya hüseyin derdime ihsan sendedir ali nurdur, evladı nur kerbela'da şehidandır ya hüseyin, ya hüseyin aşk ateşi beni yaktı sineme zalimler çaktı kûfeli meydana çıktı ya hüseyin, ya hüseyin kûfeli kelamdan duymaz mahşerde şefaat olmaz kafirler imana gelmez ya hüseyin, ya hüseyin eba müslim gele bir gün hüccetini ala bir gün kafirleri kıra bir gün ya hüseyin, ya hüseyin kanlı gömlek nerde kaldı üçyüz yirmi dörde geldi her vadeler tamam oldu ya hüseyin, ya hüseyin deman'i der yas ve matem üçyüz altmış altı gün tutam kendini bilmezi nidem ya hüseyin, ya hüseyin bu allahın kulu derler aşıklar bir güzel sever ol ismine veli derler bu meydanda olmaz cedel olursa masiva derler masuvayı terk edersen bu meydana pak gelirsen ikrarını hak bilirsen bu dergahın gülü derler deman'i türap ol yola hidayet allahtan ola yedillaha yeten ele bu allanın kulu derler hacı bektaş'ı veli'dir cerhi devranı dönderen hacı bektaş'i veli'dir cümleye nasip gönderen hacı bektaş'i veli'dir müminlere iman olan delil olup göle konan pervane olup nura giren hacı bektaş'i veli'dir horasan'dan beri gelen gerçeklerde olmaz yalan çekip ejderhayı vuran hacı bektaş'i veli'dir deman'i der sevdim yari gözüm nuru, münevveri iki cihanın serveri hacı bektaş'i veli'dir (be)'ye bağlıdır özümüz caferiyim (elif) allah (be) ye bağlıdır özümüz (tel ile eyledim isbat (st) söylenir vallahimiz (cim) cemalin nuru çoktur (ha) ile havfımiz hak'tır (hı) gibi haberdar yoktur (dal) söyler derde pirimiz (zal) zahide vermez sırrın irehberden ola rahim (ze) zuhurda belli yerim adem oldu meskenimiz (sin) severler sahip olan (şın) işte ışığı gören (sad) sadıktır özün bilen (dad) söyletir tıynetimiz bu irfanda durur yeri (mim) ile muhabbet dili talipler ağlar fırkatli hüdayı hak sır kabımız (ayın) ali nasip veren (gayın) bir ikrara duran (fe) fehmedip cemal gören cemal-ullah muradımız (ka) kadimdir murat veren (kaf) kafir putların kıran (mim) muhammed oldu tamam bir perdedir imanımız (nun)dur bu harfin evveli (vav) vahbi bildim mevali pîrim hacı bektaş veli burdan tuttuk damanımız deman't der sefil kemde illa elif ismi hûda (ye) lokmanı vermez yad'a yadlardan sakla serimiz erenler sefa geldiniz hü dedik irfana girdik erenler sefa geldiniz viran gönlüm mamur oldu erenler sefa geldiniz erenler biliriz sizi ürüşan ettiniz bizi mümin müslim cümlemizi erenler sefa geldiniz erenlerden ola hümmet mihmandır şah-ı vilayet şefaat kanı muhammed erenler sefa geldiniz doluyu içti birisi mest oldu cümle varisi buradır kırklar korusu erenler sefa geldiniz bu deman'i dergah kulu firdevs-i alanın gülü pîrim hacı bektaş veli erenler sefa geldiniz ruhi diller hoş geldiniz seyyahdan gelen erenler bahri haller hoş geldiniz sıtkınan ürfan görenler olgun canlar hoş geldiniz kamillere canım kurban diller okur ali imran bu cemale oldum hayran dili ballar hoş geldiniz mürşüde yeter elimiz nazlı pirdendir dolumuz kabeden gelir yolunuz ruhi diller hoş geldiniz bu deman'i yollar gözler meydanda bir olsun özler nasip verensiniz sizler yeşil eller hoş geldiniz çare ne ey mahbup beni ağlatma derdim aldı çare ne ben çektim cevr ü cefayı derdim aldı çare ne cefayı çekmeyen aşık derde derman bulamaz sevdiğine can vermeyen cennet yüzü göremez ahmak gezer şu cihanı dürer nerde bilemez senden başka sermayem yok can veririm çare ne yarabbi gül cemalden ayırma edna kulun doğru raha iman ettik sarpa düşürme yolun cennet-ül mevaya mihrap açılmış gonca gülün gül dalında bülbül olup ötelim yar çare ne severim mahbubu yahu deman'i'nin canıdır sevilmez mi böyle mahbub alemler sultanıdır alnında bir yıldız doğar ehlibeytin nurudur ateşi aşkı suzana yanalım ya çare ne içeri bu derdi derde yar ettim derdim var dertten içeri ehl-i beyte kul olmuşum kulluk var kuldan içeri kumru oldum dertli oldum ağlarım zari zari tefekkür ettim kendimi bülbül var gülden içeri 01 şeriat kapısına tarikat nazar eyle marifette çok sahip var hakikat ondan içeri hakikatin esrarına her can agah olamaz dört kapıdan kırk makamdan arifi sadık içeri bu deman'i dergah kulu balım sultan kızıl deli pîrim hacı bektaş veli yolu var çölden içeri bak seb-i alemyanın her fende yed-ullah ara bak kamilin hatmi kelamı ol gani gaffara bak imam hasan, şah hüseyin şehidine eyle nazar taki-naki, dinin mülkü okunan fermana bak ol lenfiyeye gulam askeri mehdi gele ey deman'i gafil olma ol gani haydar'a bak KAYNAK: AŞIK DEMAN’İ BABA CAN YAYINLARI – 2. BASIM.
__________________
|
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Co- Admin
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
![]() |
“AŞIK YUSUF KEMTER
Âşık Yusuf Kemter, Tunceli'nin Ovacık ilçesinde 1928 yılında dünyaya geldi. Babası Süleyman hayatını rençperlik yaparak kazanan bir köylüydü. Annesi Gülsüm ev hanımıydı. O da bütün Anadolu kadınları gibi tarlada kocasıyla birlikte çalışırdı. Âşık Yusuf Kemter'in çocukluğunda çok güzel sesi vardı. Gittiği her mecliste ona mutlaka bir şeyler okuturlardı. Onun söylediği türküyü dinleyen bir kadın "Oğul bu yaşta bu ses, büyüyünce sen çok gönül yakarsın" diye söylenip nazar edince Yusuf rahatsızlandı. Gözlerini kaybetmesine küçük yaşta geçirdiği bu rahatsızlık neden oldu. Gözlerini kaybetmeden Önce yaklaşık üç ay lâl olup ağzını açamadı. Daha sonra dili açıldı ama bu sefer gözü kapanmaya başladı ve kısa bir süre sonra göremez oldu. Gözlerini kaybettiğinde sekiz yaşında bir çocuktu. Felek urdu aldı iki gözümü Kader güldürmedi nice güleyim Gözlerini kaybetmesini alın yazısına bağlayan Yusuf'un en büyük yardımcısı anne ve babası oldu. Babası Süleyman, âşığın yanında yıllarca dolaştı ve ona Türkiye'nin dört bir yanını gezdirdi. Yanık sesiyle söylediği türkülerle dinleyenlerinin bağrını yakarken yardımcısı hep babasıydı. 1938 Dersim olaylarından sonra köyü Balıkesir'e tenkil edildi. Burada dokuz yıl kaldıktan sonra, 1947 yılında babası Erzincan'a göçtü. İki kere evlenen Âşık Kemter'in ilk hanımından bir erkek bir kız, ilk hanımının ölümünden beş sene sonra evlendiği ikinci hanımından ise iki erkek üç kız olmak üzere toplam üç oğlu dört kızı vardır. Aşık Kemter 1948 yılında, daha yirmi yaşında bir gençken Erzincan'da gördüğü bir rüyadan sonra aşk yoluna düştü ve gerçek bir âşık oldu. Aşık Yusuf Kemter rüyasında bir sarayın içine girer. Sarayın kapıları yeşil, duvarları yeşil, her şey yeşil renktedir. Gişe penceresine benzeyen bir aralıktan kendisine yeşil bir tepsi içinde yeşil fincanlarla bembeyaz bir süt ikram edilir. Yüzünde yeşil bir örtü (nikap) bulunan birisinin elinden aldığı fincanı içmeden Önce kendisine sütü içerken havaya bakması tembih edilir. Yusuf Kemter fincanı eline alır, kendisine söylendiği gibi kafasını havaya diker ve sütü içmeye başlar. Süt daha dudaklarına değer değmez Kemter "Allah" diye bağırarak uyanır. Yanında yatan karısı ne olduğunu sorsa da âşık bir şey yok der ve rüyayı karısına anlatmaz. Rüyadan uyanır uyanmaz ilk nutkunu söyler: Âlem-i mânâyı seyrân eyledim Al yeşil giyinmiş bîr güzel gördüm Cihanı bezetmiş kendi nuruna Beni mecnûn eden bîr güzel gördüm Bu rüya âşığın hayatını değiştiren en önemli olay olmuştur. Bu rüyadan sonra dili, nutku açılan dede çocukluğundan beri tanıdığı ve sohbetlerinde bulunduğu Zenkerek Hozat asıllı, Derviş Cemal ocağı evlatlarından Seyit Hacı dedeye bağlandı, ikrar verdi. Seyit Hacı keramet ehli olan Allah dostudur. Bir zemheri günü öleceği zamanın yaklaştığını anlayınca müridini çağırır, bir mağaraya gireceğini ve kendisini kırk gün rahatsız etmemesini söyler. Mürit otuz dokuzuncu gün dayanamaz ve şeyhinin nasıl ekmeksiz ve susuz yaşadığını merak eder. Hiçbir ses duymadığı mağarada şeyhinin başına kötü bir şey gelmesinden korkarak mağaraya gider. Mağaraya yaklaşınca tevhid sesleri işitir. Tam kapısından içeri girince Seyit Hocayı kırk kişiyle halka halinde zikir yaparken görür. Halkadakiler de müridi görünce sırra kadem basarlar. Seyit Hacı müridine "'Sen benim sırrımı ortaya çıkardın, niçin kırkıncı günü beklemedin" der ve birlikte köye dönerler. Köylülere ölüm vaktinin yaklaştığını, kendisinden bir dileklerinin olup olmadığını sorar. Köylüler de sularının olmadığını söyleyince Seyit Hacı ayağını yere vurur, bir pınar fışkırır ve sonra sır olur. Seyit Hacı müridi Âşık Kemter "özüne, sözüne, gözüne, eline, diline, beline, işine, aşına, eşine sahip ol" diye öğüt verir. Âşık Kemter hayatı boyunca mürşidinin bu sözlerini aklından çıkarmaz ve muhafaza etmeyi başarır. Şeyhi için bir nutuk da söyler: Yücelerden yüce senin mekânın Süzülüp de akıyor zemzem pınarın Dost sana bağlıdır ahd ü peymânım Yaramın tabibi pirim Seyit Hacı (bkz. Nutuk 98) Artık nutku açılan ve aşk ateşini göğsünde büyüten Âşık Kemter'e Erzincan dar gelmeye başladı. Yanında babası olduğu halde Türkiye'nin dört bir yanını dolaştı. 1992 yılında Adana'daki dostlarının ısrarıyla Adana'ya gitti ve bir yıl orada kaldı. Âşık bir türlü Adana'da rahat edemedi ve 1993'te İstanbul'a göçtü. Âşığın sesi çok güzeldi. Dinleyenlerin unutamadıkları bir ahengi vardı. Sesini farklı iki tonda kullanırdı. Biri Davudi tokluğunda gür bir ses. Öteki ise tiz bir ses. Bu iki sesle yaptığı ses oyunları dinleyenlerin üzerinde büyük bir etki bırakırdı. 1965 yılında geçirdiği soğuk algınlığından sonra Âşık Kemter sesinin birini kaybetti. Artık o eskisi gibi sesiyle oyun oynayamaz, ama yine de güzeldir sesi ve türküleri hâlâ yanıktır. Âşık Kemter halen Ümraniye Kâzım Karabekir mahallesinde karısı, oğlu ve geliniyle birlikte yaşamaktadır. Kendisine tanrıdan sağlık ve afiyet diliyoruz.” Yâr Elinden Gelen Bâde, 2001 Âşık Yusuf Kemter’in Nutukları Hazırlayan: İsmail Güleç
__________________
|
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Co- Admin
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
![]() |
AŞIK ALİ İZZET
TANRIYA Hâşa hikmetine karışmam amma Âşıkınım duramıyom görünce Senin işin var mı bu ne muamma Günah m'olur hata m'olur sorunca. Gizli sırrı ayıpları görürsün Mekânın yok imiş nerde durursun Gönlün olduğuna bol bol verirsin Bir cömert ganisin gönlün olunca. Sesin duyan deniz coşar bulantr Yüzün gören dağlar yanar küllenir Deryan mı çoğalır neren bollanır Şu gözümün yaşın yere dökünce. Sağ yüzün gündüzdür yakar lambayı Sol yüzün gecedir ısıtır ayı Şimden sonra kınamayın kimseyi Sen gibi büyükler hatır yıkınca. Harun Karun ettin kimini Tanrı Kimini aç susuz koydun ahiri Ben cömerdim deyi Öğünme bari Al'İzzet kuluna böyle bakınca. 2 GÜZELLER MUHTARI Güzeller muhtarı mermer döşlüme Sararır gül benzim solar baktıkça Bir buğday benizli kılıç kaşlıma Gözlerim yaş İle dolar baktıkça Sabah günü gibi parlar karşımda Gözlerim kamaşır nurlar karşımda Yeşil gökler gibi gürler karşımda Hilâl kaşlar şimşek çalar baktıkça Hayallerin ayağıma dolaşır Sevdaların benim ile güleşir Kirpiklerin Beytullah'a ulaşır Âşıkların secde kılar baktıkça Peygamber bakışlı Allah sözlü yâr Muhabbeti can evinde gizli yâr Adeli yâr, şevketli yâr, nazlı yâr Âşık Al'izzet'e güler baktıkça. 3 ŞAHNA DESTANI Kırk üç yılı (943) şahna tayin ettiler Her biri bir köye oldu hökela Bolca rak'içtiier kuzu yuttular Çiftçinin başına oldular belâ. Konturol haftada bir defa geldi Bekçiler göz yumdu köylüler çaldı Bazı zavallıdan başlı başi'aldı Bazı arsızlar da verdiler sile Harman bekçileri gece geziyor Mühürlü çeçleri vurup bozuyor Ölçü memurları ceza yazıyor Para almak için düzdüler hile Şu hain memurlar çok hile etti Köylüler kocaman tığı zaptetti Anbar memurları toz toprak kattı Temiz arpa buğdaya bile bile Su içme bilmeyen çay ağas'oldu Yedi kayganayı pay ağas'oldu Giyindi paltoyu köy agas'oldu Holadılar kıza geline dula Sıra ile memurları gördüler Aş yerine sini börek verdiler Altlarına kutnu döşek serdiler Çoğu hasret idi evinde çula Yüzde yiğirmisi devlet hissesi Kimi başlı aldı kimi şilesi Kiminin de geidi anbar fazlası Verdiler onları yağ ile bala Okuyup yazma bilmeyen hep memur oldu Ne yapalım iş tâ baştan bozuldu Al'İzzet ürüşvet bir bardak aldı İçmedim suyunu ben güle güle. 4 PADİŞAHLAR GİBİ Padişahlar gibi mağrurlanırsın Şimdilikte dere tepe düz sana An karîb zamanda tahttan inersin Atatürk'ün oku değsin kız sana Güzel yanakların gün gibi yanar Afacan gözlerin çarh gibi döner Gören seni merhametli can sanar Halbuyise kâr etmiyor söz sana Gözlerin azdırıp kaşların eğme Bu gün yaralıyım gel bana değme Demedim mi Al'İzzet gel bunu sevme Katlan gönül bu çileler az sana 5 AŞK HÜKÜMDARI Aşk bir hükümdardır sevda başvekil Hükm eder meclis-i mebusanlara Hayal ordusuyla çarpışır akıl Emr ü ferman yazar komutanlara. Gönül kafa tutar dünya gücüne Fikir hücum eder Çin ü Maçin'e Güzel Anadolu'm senin üçüne Can verir yer vermem o düşmanlara Cihan baş kaldırsa kaçmaz Al'izzet Teslim olmam asla kopsa kıyamet Güvencim umudum azm ü cesaret Yoktur tenezzülüm kahramanlara. 6 TÜRKMEN KIZI Türkmen kızı bar oynuyor Ellerini ata ata Dikçe dikçe sıçırıyor Bülbül gibi öte öte. Kol attılar omuzlara Yeşil val'indi gözlere Yaşmak çeker ağızlara Parmağıyla tuta tuta. Üçü birden mani söyler Irgalanır uzun boylar Yasdıdağ'a geldi köyler Birbirini İte ite. Bar başından tutan gelin İyi hopla iyi salın Ayağında sarı lalin Bizden kaçar öte öte. Dülger köylü Penek köylü Melek-sima huri soylu Zıvart köylü kısa boylu Cüce kalmış yata yata. Burnu hırızmalı kızlar Cığıl ağıl yanar gözler Ciğerimden meze közler Yakar beni oda oda. Kimi yerli kimi Türkmen Kevenk güzelleri yaman Bir öpüş ver kaşı keman Al'izzet'e Al'İzzet'e. 7 GERÇEK DÜNYA Sen doğurdun sen kuzİadın canları Kısmetini bol bol ver gerçek dünya Ne döğüştürürsün bu insanları Herkese dersin ki vur gerçek dünya Bazı iylik bazı kavga kanın var Bazı aydın bazı kara günün var Her ay başı çeşit çeşit donun var Kışın da giyersin kar gerçek dünya Dağların var çöllerin var ilin var Denizin var ırmağın var gölün var Güzelin var çirkinin var gülün var Bülbüllerin eder zar gerçek dünya Yaz gelince boyatırsın dağları Cennet olur o zamanın çağları Kanlı mısın öldürürsün sağları Yeter gayrı zulmün dur gerçek dünya Yıkarsın yaparsın sen mertler gibi Kim karşına çıkar yiğitler gibi Kış günü aç kalmış boz kurtlar gibi Bir gün Al'İzzet*i yer gerçek dünya. 8 DENİZLERDEN ZİYADE Bin kâtip bin gece yazsa tükenmez Benim derdim gündüzlerden ziyade Görnekte yaram yok kimse inanmaz Benim derdim denizlerden ziyade Derya mürekkep olsa ağaçlar kalem Yazamaz derdimi filcümle âlem Çekemiyom ben bu derdi vesselam Benim derdim bin yüzlerden ziyade Al'İzzet der gönlümdeki kaleye Kan bombası düştü bak velveleye N'ola ben de gelmeyeydim dünyaya Benim derdim yıldızlardan ziyade. 9 SEVDA DELİSİ Aşkın hastasıyım sevda delisi Yâr ben senin için cihan içinde Cennetlerin hurilerin valisi Sallanır gezersin gılmân içinde Sana melek desem günah mı bilmem Meryem Ana mısın ilah mı bilmem Gözlerin atom mu silah mı bilmem Katleder dostunu meydan içinde Şerbet dudaklardan bir buse himmet Güzeller cömerttir verilir kısmet Soyadın okunur her gün her saat Allah'ın kitabı Kur'an içinde Kehribar kaşların büğü yazıyor Âşıkları hast'ediyor üzüyor Sanki güneş yere düşmüş geziyor Al'İzzet maşallah insan içinde. 10 ŞEHİT TORUNU Şehit torunuyum gazi oğluyum Türküm ne mutluyum iller içinde Çok savaşlar gördüm ben bir köylüyüm Zamanlar içinde yıllar içinde. Çete oldum kara kalpak vurundum Düşmanlara cesur aslan göründüm Cepelerde yalın ayak süründüm. Ot yayıldım kızgın çöller içinde. Aç kalırsa bir milletin ozanı Elbette bozulur halkın düzeni Hemen tutuklarlar gerçek yazanı Yaşanır mı bu cahiller içinde. Açın yasas'olmaz felaket işi Sabır şükür karın doyurmaz komşu Âşık Ali İzzet'in ihtiyar yaşı Yazık dileniyor kullar içinde. 11 YANA YANA Sen bana ben sana yâr yana yana Boynumuz eğildi ikimizin de Karşıdan karşıya of çeke çeke Gül benzimiz soldu ikimizin de Sen orda ben burda n'olur halimiz Bu dert ile sine gider ölümüz Uzatsam da yetişmiyor elimiz Arya engel geldi ikimizin de. Al'Izzet'im burda boynum eğdiğim Bir senin içindir bağrım doğduğum Kavuşmamız görüşmemiz sevdiğim Âhirete kaldı ikimizin de. 12 ÇÖLLER YAKIŞIĞI Kaçma durnam kaçma avcı değilim Çöller yakışığı ceranım gitme Korkma benden can alıcı değilim Ak odanın süsü meralim gitme. Arslanın yurduna tilki konar mı Sahan yuvasına baykuş tüner mi El oğlu'çün can ataşa yanar mı Bahtı kara sonu pişmanım gitme Ak koyunum kuzuların meliyor Şeytana uyana âlem gülüyor Hayallerin güz önüme geliyor Her saat her zaman seyranım gitme Ana yavrusunu üzer mi böyle Kuşlar yuvasını bozar mı böyle Şu yaştaki insan azar mı böyle Kırk yıllık emekdar sahanım gitme Torunların ebe deyi ağlıyor Kızların da yasda kara bağlıyor Melul melul pınarlarım çağlıyor Bağım bahçıvanım bostanım gitme Elin ile karaladın yüzünü Dilin ile kör eyledin gözünü Okuttun mu aynındaki yazını Başa ne gelecek fermanım gitme. Şu odanın divariyle örüldün Şu evlerin çamuruyla karıldın Al'İzzetî feleğe mi darıldın Ayıptır ihtiyar aslanım gitme. 13 AMAN ALLAH Aman Allah şaşılacak işin var Bu gökler ne bu yerler ne bu hal ne Yazın var güzün var karın kışın var Bu afat ne bu yağmur ne bu sel ne İsa tâ yanına varmak istedi Musa cemalini görmek İstedi Alçak Nemrut seni vurmak istedi Bu şeytan ne bu fitne ne bu kul ne Korkutursun cehennemden kulları Sen gösterdin doğru eğri yolları Yıkarsın yaparsın sen bu illeri Bu şimşek ne bu hışım ne bu yel ne Kulun ne suçu var emr eden sensin Her işi yap deyip seyr eden sensin Yine bu serleri hayr eden sensin Bu ağu ne bu zehir ne bu bal ne Şu gökleri Amerika yapmadı Şu yerleri Urusuya yapmadı Al'İzzet'i hiç bir üstad yapmadı Yapan sensin yıkan sensin bu el ne. 14 DÜNYA GÜZELİ Muhabbet sofrasın dünya güzeli Kurmuş çağırıyor mestanelere Aşkından sarhoşum ezel ezeli Lütfeyle elin sun peymanelere. Gel içelim beraberce diz dize Konuşalım görüşelim yüz yüze Ağzın dem şişesi dudağın meze Hiç hacet kalmadı meyhanelere. Al'İzzet'e bir dolu ver erinme Bugün dost bayramı kara bürünme Tımarhanelere sakın görünme Zincir kırdırırsın divanelere. 15 TAYYARE Havalanıp uçup giden tayyare Bugün varasınız bizim illere Çok selamlar götür o nazlı yare Yadırgı kuş kondurmasın güllere Yad ellere meyl ederse küserim Mektubumu selamımı keserim İp atarım kendi kendim asarım Ölmüş deyi düşürürler dillere Al'İzzetî ağlar gezer yalınız Köylerine mektup yazar yalınız Hastalandı candan bezer yalınız Gelsin baksın şu perişan hallere 16 BİRLİK OLSUN Neden birsin birlik olsun Dilde dinde milliyette Murat et ki dirlik olsun Baştan başa cemiyette. Hırsı kini bir yana at Gönülden gönüle yap bir sırat Bizi kardaş gibi yaşat Yer üstünde bir devlette. Celaline etme yemin Artık sönsün cehennemin Kucaklaşsın gökle zemin Yere insin o cennet de. Sen kendine rehber ol da Nifak bitsin sağda solda Birleşsinler aynı yolda İsa Musa Muhammet de. Yetmiş iki dil dört mezhep Cami kilise tarik sırat Cümle cihan bir olsa hep İçlerinde Al'İzzet de. 17 GÜL YÜZLÜM Gül yüzlü sevdiğim bostanım bağım Bir mektup yazayım ellerinize Merhamet sahibi azizim ağam Yüreğin acısın kullarınıza Gül bağrıma çarpa çarpa ağlarım Boynun eğmiş iniliyor dağlarım Yas çekiyor mor sümbüllü bağlarım Mihrican dokundu güllerimize Uçan kuştan haberini umarım Bir yel esse selam geldi sanarım Kerem gibi ben de bir gün yanarım Ataşlarınıza küllerinize Muhanet dost beni yaktın yandirdin Eşinden ayrılmış kuşa döndürdün Geleceğim deyi beni kandırdın Baka bak1 usandım yollarınıza Zalim ölüm bu yıl bizi yasıyor Amanımı mumkünümü kesiyor. Vallahi Al'İzzet sana küsüyor Bir dahî basmayım illerinize 18 GÜZEL GELİN Güzel gelin yüzün aç ki yaz gelsin Şu bizim dağları kar yaraladı Gül açılıp bülbül ötecek zaman Bağımı bahçemi har yaraladı Zavallı bülbülün belini büken Birisi uykudur birisi diken Bir güzel elinden öleyim derken Beni bir çirkince hor yaraladı Çirkin ile cennet olsa kaçarım Güzelin elinden zehir içerim Kimi görsem dert kitabın açarım Beni de bir haksız tor yaraladı Güzel seven n'etsin mülkü devleti Cehennemdir çirkinlerin sohbeti Tâ can damarından Ali İzzet'i Bir pınar başında yâr yaraladı. 19 AÇLIK DESTANI Bin dokuz yüz kırk ikinin yılında Nice tüccar nice zengin aç kaldı Mal kalmadı ireşberin elinde Tükendi samanlar hayvan aç kaldı. Çiftler sürülmedi koşumsuzluktan Tarlalar boş kaldı tohumsuzluktan Çok atlar tay attı bakımsızlıktan Arpa yoktur has küheylan aç kaldı. Köpekler uludu yalım yok diye Gitmedi davara halim yok diye Aşiret ağladı malım yok diye Göçmedi yaylaya Türkmen aç kaldı Ak bez bulamadık şal palaz giydik Kefensiz çok ölü mezara koyduk Un bulgur yok mısır kulağı yedik Çoluk çocuk sabi sıbyan aç kaldı. İşıklar karardı gazlar tükendi Kabadayı köy ağ'ları utandı Aş ekmek yok süslü odalar kapandı Hanedana gelen mihman aç kaldı. Dilenciler odalardan kesildi Un çuvalı seklemlere basıldı Düğün bayram bir köşeye kısıldı Köy ağalar' sağdıçlar gelin aç kaldı. Ekmek İsa oldu göğe çekildi Nice nazlı kızlar otlar yayıldı Yolcular yoruldu düştü bayıldı Kesildi dermanlar insan aç kaldı. Camuzlar mâ dedi baktı samana Öküzler inekler meledi dana Başka zaman değil hele bu sene Âşık Ali İzzet Özkan aç kaldı. 20 MÜHÜR GÖZLÜM Mühür gözlüm sana meyil vereli Acap şu vücutta takat mı kaldı Güzel yarim güzel yüzün göreli Seni anmadığım saat mı kaldı. Zülfün çenberine olmuşum mail Ne kadar cevretsen bu gönül kail Aşkın ateşine yanalı bu dil Gayrı güzellere minnet mi kaldı Zâr ü zar ağladım güleyim deyi Söz verdim yolunda öleyim deyi Sen gibi bir huri bulayım deyi Bir bir aramadık cennet mi kaldı. Nedir bu saçında olan şerafet Aklımı başımdan aldın nihayet Yâr senin aşkından oldum malamat Şimdi Al’İzzet'e hürmet mi kaldı. 21 GARİP BÜLBÜL Garip bülbül yuvasından pırladı Bahçalar ağlaştı gül öksüz kaldı Gözüm yaşı yağmur gibi şarladı Bulandı çayları sel öksüz kaldı. Yetim kaldı il yanında yavrular Elleri koynunda boynu eğriler Hanı n'oldu has bal veren arılar Çifte hanelerde mal öksüz kaldı. Yalanımış şu dünyanın ötesi Akgül'e de selam söyle dedesi Hani n'oldu bu âşığın edesi Biçare Al'İzzet kul öksüz kaldı. 22 DERDİNDEN DELİYİM Derdinden deliyim inan vallahi Sana düşen gönül dil ağlamaz mı Sen gittin gideli çekerim ahi Eşinden ayrılan kul ağlamaz mı Cennetteki evimizden sürdüler Cehennemden bir odacık verdiler Ceylan oldum koltuğumdan vurdular Yarelerin bende çöl ağlamaz mı Kuzgunlar tünedi aşkın gülüne Can bübülü kondu diken dalına Esir düştüm bir kâfirin eline Kurtuluş yok gayri hal ağlamaz mı Yazıcının parmakları kırılsın Günahımız o haksızdan sorulsun^/ Ben ölüyom geçiminiz durulsun Bu yazıyı yazan el ağlamaz mı Al'İzzetî bir haksızın elinden Yandım etvay yetiş imdat yolundan Âciz kaldım bir arsızın dilinden Kaçıp gideceğim yol ağlamaz mı 23 KADER Kader torbasına elimi attım Tecelli kâğıdım karalı çıktı Ömrüm defterine bir yol göz attım Dertlerim içinde sıralı çıktı Uğradığım pınar baştan kuruyor Kader lâmba yakmış beni arıyor Kime eylik etsem bir taş vuruyor Dostum düşman oldu ileri çıktı Kader beni kabdan kaba aktardı Koşa idi bu dert bana yeterdi Evvel bağımızda bülbül öterdi Şimdi baykuş kondu haralı çıktı Ali İzzet kader böyle ne yapsın Böyle gelmiş böyle gider ne yapsın Hasta can veriyor doktor ne yapsın Ciğer parça parça yaralı çıktı. 24 PARTİ DESTANI Demokrat Parti'yi gözel kız sandık Çirkin çıktı kahpe çıktı dul çıktı Alnım açık yüzüm ağ dedi kandık Yüzü kara çıktı başı kel çıktı Hırsızı vatandan sürek dediler Köylünün dileğin verek dediler Son zamanda bir gün görek dediler Afat çıktı tufan çıktı yel çıktı. Bakın nallarına şu milletlerin Açın kapısını adaletlerin Mehdi diye gözlediğimiz zatların Koltuğundan haç put çıktı nal çıktı Bunların mevki kazanmak fikiri Düşünen kim bizim gibi fakiri Has kumaşık dedi bize her biri Kendir çıktı keten çıktı çul çıktı. Söz milletin dedi kendi söyledi Hürriyet var dedi zulüm eyledi Altın paraları netti neyledi Hazineden bakır çıktı pul çıktı. Al'İzzet ne dersin git sazını çal Hikmete karışma tez gelir zeval ..... Fitne çıktı Deccal çıktı mal çıktı. 25 YER ELMAYI Allah ne güzel yaratmış Sarı dalda bir elmayı Yeşil yapraklara katmış Al kırmızı mor elmayı Gelir yâr kokus'elmadan Ye bıçak vurup dilmeden Elma sararıp solmadan Eğ dalını der elmayı Elmanın bir yüzü beyaz Kırmızısı eder niyaz Su uyur düşman uyumaz Yetmeden kırar elmayı Yiğitler dostuna yollar Dişler dişler karafiller* Kokular gelinler dullar Kız beline kor elmayı Coştu Al'İzzet'i m coştu Dalgaları boydan aştı Elma bir hoyrata düştü Korkarım ki yer elmayı. 26 ELLER KIRMIZI Gökten düşmüş bir melaike geziyor Yanaklar kırmızı hallar kırmızı Âşıkına kızmış ceza yazıyor Parmaklar kırmızı eller kırmızı. Yer gök tanrısının kızı bu güzel Herkes ona âşık ezelden ezel O bir taze çiçek ben solgun gazel Şafaklar kırmızı güller kırmızı. Allah desem değil bir tan yıldızı Ayın ışığına benziyor yüzü Sulh dağında gezen Barış'ın izi Bayraklar kırmızı allar kırmızı. Al kırmızı giymiş sollara bakar Akşam günü gibi insanı yakar Her pazar günleri seyrana çıkar Ayaklar kırmızı yollar kırmızı. Al'İzzet eşi yok bir görünüyor Yorgun gözlerime nur görünüyor Aynaya bakarsam yar görünüyor Dudaklar kırmızı diller kırmızı. 27 UMMANLAR GİBİ Kızılırmak değil ben bir deryayım Her su bulandırmaz ummanlar gibi Kerbelâ çölüyüm kanlı deryayım Şehit düştüm sabi sibyanlar gibi. Ehl-i Beyittenim Yezit değilim Gerçek erenlerim ben yad değilim Çok şükür yalancı şahit değilim Yüzü kara kâfir insanlar gibi. Muhammed Emîne iman getirdik Çok konuştuk karşısında oturduk Allahı da davet ettik getirdik Kendi hanemize sultanlar gibi. Haneler şad oldu nur ile doldu Koca âlem bize bir sofra oldu Mekke'ye tekkeye ne hacet kaldı Kabe bize geldi mihmanlar gibi. Al'İzzet ben Hakka mihman konuğum Mansur gibi berdar bağrı yanığım Şimdiki değilim eski âşığım Fuzuli neslinden erenler gibi. 28 TELSİZLER GİBİ Felek ile yine arayı açtık Her halde suçluyum yolsuzlar gibi Garib bülbül gibi burada kaldım. Kimim kimsem yoktur dilsizler gibi. Bazı yeşil oldum bazı al oldum Bazı zehir oldum bazı bal oldum Söyleye söyleye gayri lal oldum. Dahi konuşamam dilsizler gibi. Harabe bağlarda bülbüller ötmez Ağlayarak gelen gülerek gitmez Söylesem sözümü kimseler dutmaz Havadan anlarım telsizler gibi. Al'İzzet fakirim servetim yoktur Alçak dünya sana minnetim yoktur Kimsenin yanında kıymetim yoktur Parası tükenmiş malsızlar gibi. 29 AY VE DÜNYA KARTALI Aya ayak bastı dünya kartalı Softa inat eder öküzler gibi Hâşa yalan diyor fitnenin oğlu Çemer köşesinde yobazlar gibi Minareyi feza gibi çatmışlar İçine girmişler bühtan etmişler Allahı da görmek için gitmişler Anlat şu miracı vakıalar gibi. Cahil imam Hak'tan sen ne anlarsın Yatar kalkar kör şeytana uyarsın Güneşe de gidecekler duyarsın Çok yakındır acel'etme tez gibi. Gafil ta'ssup Arapçayı heceler Anlamaz anlatmaz şaşar bocalar Kur'an'da yeri var diyor hocalar Şimdi inkâr eder domuzlar gibi. Nerde müslümanlık orda açlık var Nerde cennet huri orda .. var Hükümet yok adalet yok gençlik var Güvencimiz onlar şahbazlar gibi. Âlem on sekiz bin kutup gezmeli Çok sırlar var çözülecek çözmeli Fikir ilim deryasında yüzmeli Eksilmez esilmez denizler gibi. Al'İzzet keramet geri kalacak Feraset ilerde menzil alacak İnsanoğlu Allah'ı da bulacak Âlem aşikâre gündüzler gibi. 30 GÖZLERİN Kör gözüme ışık tutar gözlerin Güneş gibi lamba gibi ay gibi Adaletli merhametli sözlerin Seçim gibi parti gibi oy gibi Kaşların hükmeder mebusanlara Kirpiklerin ferman yazar hanlara Şerbet dudakların hasta canlara Şifa gibi derman gibi hay gibi Sırma saçlar ezan okur sahrada Namaz niyazımsın leyi ü neharda Gözlerin de rahmet saçar baharda Umman gibi derya gibi çay gibi. Allahgilden misin âleme başsın Her çiçeği boyalayan nakkaşsın Hûbluğuna söz yok ama kallaşsın Al'İzzet'in emekleri zay gibi. 31 YANAKLARIN KAŞLARIN Bayrak yanakların selam kaşların Bana savaş açtı meydan eyledi İhtilâl gözlerin kalkan döşlerin Çekti ordusunu isyan eyledi Hançer bakışların düşmüş kastıma Kirpiklerin asker çeker üstüme Habersiz bir baskın geçti postuma Heman kırallığın ilân eyledi. Post kavgası çıktı dost arasında Düşman nöbet bekler kan deresinde Üç yerimden vurdu naz sırasında Vücudum şehrini al kan eyledi Meleklerin feleklerin tanrısı Acı bana merhametler perisi Sırmalı saçların gece yarısı Al'İzzet'i bombardıman eyledi. 32 EKİN DESTANI Bider aldım çifte gittim Sık ekilmiş "kör getirdi İkiledim herik ettim Bire beşi zor getirdi. Çift işlemedi ham kalmış Hemen herkinden nem kalmış Kınacık oldu nem kalmış Mahsul bu yıl dar getirdi. Firik suyun veremedim Bereketin göremedim Öküz koşup süremedim Güzel tarlam bor getirdi. Ben ektim karınca toplar Sümbül göcek purmud çaplar Topbaş ekin kısa saplar Uzunum çavdar getirdi. Kösnü verg'alır tarladan Canım yandı şu fareden İstanbul'dan Ankara'dan Sanki Al'İzzet kâr getirdi. 33 YA ALİ Halik misin mahluk musun ya nesin Her şey sana ayan beyan ya Ali Hâşa iki değil sen bir danesin Hikmetine hayran cihan ya Ali Gâhi İsa oldun nurda göründün Gâhi Musa oldun Tur'da göründün Gâh'İbrahim oldun narda göründün Yakmaz seni ataş suzan ya Ali. Muhammed Mustafa hısmımsın dedi Kanımsın canımsın cismimsin dedi Âşık oldu sana şanımsın dedi Gökteki melekler süphan ya Ali Şu dağlara emretseniz yarılır Irmaklara dur deseniz durulur Hasan Hüseyn baş'için bir su verilir Yanıyor yüreğim büryan ya Ali Ahret kumandanı kusura bakma Günahı yakmadan kulunu yakma Al'İzzet'i ahrette susuz bırakma Elaman elaman ihsan ya Ali. 34 GÖZLERİ SÜRMELİ Gündüz güneş gibi gece ay gibi Çıkar gelir bir gözleri sürmeli Çiğdemli çiçekli bizim köy gibi Kokar gelir bir gözleri sürmeli Adı güzel Barış gonca gül gibi Halkalanmış sırma saçı tel gibi Bendinden boşanmış coşkun sel gibi Akar gelir bir gözleri sürmeli Her âşık çekemez sevdasın aşkın Kızılırmak gibi bulanık coşkun Gönlümün sarayın kalbimin köşkün Yıkar gelir bir gözleri sürmeli Al'İzzet aynası bu kız milletin Yüzünden nur damlar gözler ne metin Kurtuluş Destanın şair Hikmet'in Okur gelir bir gözleri sürmeli. 35 DİNDEN İLERİ Çok gezdim dolaştım cihan içinde Görmedim bir güzel senden ireli Eşin bulunamaz insan içinde Yakıyorsun beni günden ireli Bakarken yüzüne gözler kamaşır Elvan nurlar mah yüzünde dolaşır Sevdaların benim ile güleşir Ben sana taparım dinden ireli Al'İzzet'im ben dinine taparım Elin değil ayağını öperim Kapınızda hidmetkârlık yaparım Sadık kul bulaman benden ireli. 36 DERTLİ DERTLİ Ayrılık zamanı geldi sevdiğim Ağla saçlarını yol dertli dertli Kısmet kalktı günüm doldu sevdiğim Şimdi helallaşak gel dertli dertli Gel karşıma dal boyunu göreyim Bir dolu ver muradıma ereyim Sana bir yadigâr mendil vereyim Al gözün yaşını sil dertli dertli Sakla belgüzarım düşün hayal et Sen de benim için ağla melal et Ayrılık günüdür hakkın helâl et Kuşlardan haberim al dertli dertli Ağla hüngür hüngür sefiller gibi Garip garip gez dur melüller gibi Acı yeller değmiş sümbüller gibi Sen orda ben burda kal dertli dertli Unutma Al'İzzet'i şaşkın fakiri Bu dünyadan konan göçer ahirî Allah'ısmarladık gidiyom gayri Gözüme göründü yol dertli dertli 37 ALLAHIN ZALİMİ Yazıktır incitme şu ben fakiri Zehirledin tatlı yemeklerimi Ne gününü gördüm hilenden gayri Zay ettin çektiğin emeklerimi Ciğerden yanaşın büktün belimi Kuru yerlere getirdin ilimi Kastın ne idi Allah'ın zalimi Göğ iken yoldurdun çiçeklerimi Kan ağlıyor Ali İzzet 'in gözü Hiç m'acıman bana kahpenin kızı Görmedim ben senden bir güleç yüzü Etim yedin ezdin kemiklerimi. 38 BENİ BENİ Merhametsiz vicdansız kanlı zalim Yaktın atasına şu beni beni Kıyamette nasıl verin sualim Genciken kocattın bu beni beni Çok derdini çektim ben nice nice Söylesem tükenmez üç gün üç gece Cenazeme sen gel dost ben ölünce Gözün yaşı ile yu beni beni Yeter ettin yeter imansız seni Ne incidin sen mi verdin bu canı Ahrette yakandan tutturma beni Hiç olmazsa orada de beni beni Vasiyetim suyum ile koydurma Kara bağlan al giyip de oturma Al'İzzet'e garip ölmüş dedirme Elininen mezara koy beni beni 39 AŞK BENİ Dağlara komş'oldum kuşlara yuva Mecnûn gibi hayran etti aşk beni Kerem gibi yalın ayak yollarda Yaktı yaktı büryan etti aşk beni Kimi âşık kimi derviş dediler Kimi doğru yola girmiş dediler Kimi hayın hırsız sarhoş dediler Yıktı yıktı viran etti aşk beni Kimi deli dedi kimi budala Ne çare katlan gönül her hale Tutuben yakamdan verdi tellala Aldı sattı seyran etti aşk beni. Sabır gibi devlet yoktur her halde Taş atana lokma attım bu yolda Yedi kale yıktım kırk iki yılda Dil tahtına sultan etti aşk beni Kime derdim yansam beni kınıyor Ağlamazsam ciğerlerim yanıyor Al'İzzet'i gören deli sanıyor Soyundurdu üryan etti aşk beni. 40 NENNİ NENNİ Sabah oldu şafak attı Uyu yavrum nenni nenni Del'eyledin beni beni Güller açtı bülbül öttü Uyu yavrum nenni nenni Del'eyledin beni beni Söylen kuşlar yavaş ötsün O yâr uykusuna yatsın Ben kıyamam yel uyartsın Uyu yavrum nenni nenni Del'eyledin beni beni Nen çalayım uyuyasın Küçücüksün büyüyesin Güzel ahimi duyasın Uyu yavrum nenni nenni Del'eyledin beni beni Kırmızı güneş batanda Yeşilli yorgan örtende Koyu gölgenin altında Uyu yavrum nenni nenni Del'eyledin beni beni İzzetî'yim uyukluyor O yâr yatmış uyukluyor Köşek gözler sayıklıyor Uyu yavrum nenni nenni Del'eyledin beni beni 41 BAKTI GEÇTİ Mecnun'um Leylâ'mı gördüm Bir kerrece baktı geçti Ne söyledi ne de sordum Kaşlarını yıktı geçti Soramadım bir çift sözü Ay mıdır gün müdür yüzü Sandım ki Zöhre yıldızı Şavkı beni yaktı geçti Atasından duramadım Ben bu sırra eremedim Seher vakti göremedim Yıldız gibi aktı geçti Bilmem hangi burç yıldızı Bu dertler yareler bizi Gamze okun bazı bazı Yâr sineme çaktı geçti İzzetî bu ne hikmet iş Uyur iken gördüm bir düş Yâr zülfünü kemend etmiş Boynumuza taktı geçti. 42 EKİN BİÇTİM Ekin biçtim harman döktüm Yağmur yağdı mile gitti Harık yere tohum ektim Yoksulluktan sele gitti Hışım oldu baran oldu Yiğitlerim divan oldu Kalas geldi boran oldu Ektiklerim yele gitti. Al'İzzet'im il kazandım Dal kazandım kol kazandım Emek çektim mal kazandım O da yadırgı ele gitti. 43 DANS MAHALLİ Millet Meclisi bir kanun yazmış Herkes sevdiğini alacak deyi Erkânıharpler bir pilan çizmiş Erler bir senede gelecek deyi Kurban olam böyle iyi zamana Dilediğin veriyorlar insana Aldı peçeleri attı meydana Çirkin güzel belli olacak deyi Al'İzzet'im serbest bayan halinde Baylar hür yatıyor reyi elinde İlanlar okundu dans mahallinde Arzu eden dostunu bulacak deyi. 44 EVRAKI BOZUK Sen âşık değilsin evrakı bozuk Sazın sesin çirkin hortlaksın hortlak Sana lanet olsun soyuna yazık Din iman yoksulu kavlaksın kavlak. Müslüman görünür puta taparsın Türk'üm dersin Atatürk'e atarsın Bazı kız alırsın avrat satarsın Şöyle bir baldırı çıplaksın çıplak. Eli böyük ayı acemi şebek Gözü kızıl yüzü kara kör köpek Marifetten bihabersin ey eşek Menzil alamazsın aksaksın aksak. Bazı şair olur şiir yazarsın Ahmet'ten Mehmet'ten alır düzersin Sahipsiz it gibi köy köy gezersin Şaşarım aklına ahmaksın ahmak. Hayını hırsızı arar bulursun Bazı sağcı bazı solcu olursun İyi insanlara tuzak kurarsın Aynı baban gibi zırlaksın zırlak. Al'İzzet'in mallarını satarsın Sorsa bir ehl-i din inkâr edersin Meyhanede kerhanede yatarsın Kumarbazın biri alçaksın alçak. 45 YÜZÜN DE YOK Köylüoğlu bana kızar Babasına hile düzer Ebemin aşına benzer Tadın yoktur tuzun da yok. Nedir böyle talavuzun Karga mıdır kılavuzun Ozanlara acı sözün Millete hoş sözün de yok. Atatürk de savaş açtı Düşman orduları kaçtı Sivas nasıl seni seçti Bakılacak yüzün de yok. Al'İzzeti sağcı değil Fitne değil koğcu değil Senin gibi yağcı değil Halka yakın özün de yok. 46 GECEKONDU Köyüm bana gurbet oldu Oğlum kızım eşim de yok Sanki seferberlik geldi Ağlayan çok neşem de yok. Şehirlere doldu köyler Genç bayanlar yaşlı baylar Gitti kavim kardeş köyler Garibim yoldaşım da yok. Gecekondu bağrı kara Yaparım yıkarlar para Yalınızım boş tencere Akşam ekmek aşım da yok Koca köyde üç ihtiyar Göçmüş evler yıkık divar ölüler yurdu bu diyar Mezar kazan komşum da yok. Al'İzzet kırk torunum var Hep gurbette figanım var Emanet bir tek canım var Toprağım yok taşım da yok. 47 Atatürk Allah'ın ordusu Türk'ün ordusu Hükümdarı kumandanı Atatürk Heybetinden kaçtı düşman ordusu Kurtardı şu güzel vatan' Atatürk. Atatürk İnönü gelmese idi Camiler mescitler kilise idi Azimkar kahraman bir kimse idi Öğretti bizlere irfan' Atatürk. Dev adımlı mavi gözlü ejderha Altın saçlı güneş yüzlü ejderha Gerçek sözlü barış izli ejderha Sulh etti yurtları cihan' Atatürk. Al'İzzet bu sözü kimse çözemez Kiraman kâtibi vasfın yazamaz O bir kaledir ki dünya bozamaz Hakikat mülkünün başkan' Atatürk. Öksüz millet hasta idi kan verdi İsa gibi ölülere can verdi Yer yüzüne şeref verdi şan verdi Kurtardı esirden vatan' Atatürk. Cihanda sulh dedi ataş kesildi Yurtta dirlik birlik, savaş kesildi Yeni nesil türedi çok baş kesildi Aydın etti kara günü Atatürk. Mehdi Kemal Paşa gelmese idi Camiler mescitler kilise idi İlm ü hikmet bir anayasa idi Öğretti bizlere irfan' Atatürk Al'İzzet bu sırrı her can çözemez Kiraman kâtibi vasfın yazamaz O bir kaledir ki dünya bozamaz Hakikat mülkünün sultan' Atatürk. 48 ATATÜRK'E ÇAĞIRIŞ Ahir zaman kahramanı Atatürk Türkiye'nin hali yaman oldu gel Fitne fesat ellerinde kaldı mülk Kardaşlar kardaşa düşman oldu gel. Asil Türk evladı ceza görüyor Hainin hırsızın işi yürüyor Kıtlık geldi açlık hüküm sürüyor Acı soğan derde derman oldu gel. Şeyhi şeytan kendi şeytan çoğaldı Hortladı cehennem cennetler n'oldu Her şeye zam geldi bir namaz kaldı Yalancının sözü iman oldu gel. Kalemini kılıç eden hatipler Habersiz zindanda Yalman şairler Lal oldu şairler sustu kâmiller Gönül dağlarımız duman oldu gel. Taç idi ay güneş başında Ata'm Dünya eğilirdi karşında Ata'm Allah'ın ordusu peşinde Ata'm Deccal çıktı âhir zaman oldu gel. İller harap oldu baykuşlar kondu Memleket zelzele haline döndü Vekiller şeytanın atına bindi Anayasa inkâr gümân oldu gel. Söyle yüce Tanrı'm Mehdi'yi salsın Ali Battal Gazi beraber gelsin Sana taş atanın eli kırılsın Gafiller cahiller pişman oldu gel. Ali İzzet Özkan can seni gözler Öksüz kalan vatan han seni gözler Şerefli şöhretli şan seni gözler Kâfir yurdumuza mihman oldu gel. 49 GERÇEKLERDEN GÜZEL Yüzün görsem miraç ettim sanırım Haksin gerçeklerden güzelsin güzel Elin öpsem oruç tuttum sanırım Masum u Pak'lardan güzelsin güzel. Hacca başlar seni görse tapınır Güzel ismin camilerde okunur Ayna mısın âlem sana bakınır Çarkı feleklerden güzelsin güzel Cennetten mi kaçtın burda ne gezen Peri padişahı şarda ne gezen Mekânın göklerdir yerde ne gezen Yeşil meleklerden güzelsin güzel. Al'İzzet Avrupa kıymet koyamaz Kehlibar benleri her can sayamaz Yan'n'oturan hiç kokuna doyamaz Cümle çiçeklerden güzelsin güzel. 50 BELLİ DEĞİL Millet kan uykuda yurtta soygun var Hırsız belli değil iz belli değil Her tarafta oylum oylum yangın var Ateş belli değil köz belli değil Sağlar can veriyor ölüler vergi Aslanlar şal giydi tilkiler kürkü Her şey pahalandı geçim ne zor ki Çarşı belli değil bez belli değil Sudan ucuz bizden fakir hizan yok Gömlek yok kefen yok mezar kazan yok Hortladı istibdat tat yok düzen yok Şeker belli değil tuz belli değil İstedik ki şeker ine elliye Gittikçe artmakta fiat belli ya Karanlıkta kaldık Allah kolluya Mazot belli değil gaz belli değil Yine eski şamar yine eski el Eksik değil yüzümüzden çal ha çal Kıyamet mi koptu yâ Rab bu ne hal Afat belli değil yaz belli değil Oy dilencileri köy köy geziyor Asılsız fasılsız vaadler yazıyor Varlık deryasında yokluk yüzüyor Çoklar belli değil az belli değil KAYNAK: AŞIK ALİ İZZET ÖZKAN – PROF. DR. İLHAN BAŞGÖZ TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI
__________________
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Co- Admin
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
![]() |
AŞIK İBRETİ
AŞIK İBRETİ’NİN HAYATI Asıl adı Hıdır Gürel olan Aşık İbreti’nin dedeleri Malatya'nın Akçadağ ilçesinden kalkmış, Kayseri'nin Sarız ilçesine bağlı Kırkısrak köyüne gelip yerleşmişler. Babasının adı Ali, annesinin adı ise Sultan'dır. Babası o günün zor koşullarında, at sırtında köy köy dolaşıp meyve ve öteberi satarak geçimini sağlarmış. Rumi 1336, Miladi 1920 doğumlu olan İbreti'ye Hıdır adı konulmuş. Hıdır, üç yaşına gelince annesini kaybetmiş ve öksüz kalmış. Babası evlendiği Hatice isimli ikinci annesinden Ali, Rıza, İbrahim, Sultan, Meryem adlarında beş kardeşi dünyaya gelmiş. Bunlar halen hayatta olup yaşamlarını İstanbul'da sürdürmektedirler. İbreti henüz onyedi onsekiz yaşlanndayken evlenir. Hanımı teyzesinin kızı Sultan'dır. Köşkerlik (ayakkabı onarımcılığı) yapar ve giderek ayakkabı üretimiyle geçimini sağlar. Askere gider. Üç yıl askerlik yapar. Askerde iken babasını da kaybeder. Askerlik dönüşü Maraş'ın Afşin ilçesine giderek onsekiz gün gibi kısa bir zamanda biçki, dikiş öğrenen İbreti, Sarız'a döner. Bu sanatını da onsekiz yıl devam ettirir. Bu arada saza ve söze büyük ilgi duyar. Okuma merakı artar. Geceleri gaz lambasının ışığında sabahlara dek okuduğu günler olur. Kendini yetiştirir. İbreti, bu gayretli çalışmasının yanı sıra peş peşe altı çocuk sahibi de olur. Sırasıyla Sultan, Haydar, Hüseyin, Hıdır, Kemal ve Gülbeyaz, İbreti’nin hanesinde yer alır. Ancak kendi adını taşıyan Hıdır, henüz otuzdört yaşındayken 1992 yılında Hakk'ın rahmetine kavuşur. Diğer kardeşleri, anneleri Sultan ile birlikte İstanbul'da yaşamlarını sürdürürler. Çok çocuklu İbreti, geçim darlığı çektiği için çeşitli mesleklere atılır. Saz yapıp satmak, diş çekmek, madencilik, en son fotoğrafçılık gibi işler yapar. Madencilikte yaptığı kazılarda yüzde *Sansür**Sansür**Sansür**Sansür*en isabet kaydetmesine karşın, ekonomik yetersizlikler nedeniyle bu işi sürdüremiyor. Bulduğu krom, gümüşlü kurşun madenleri toprak altında kalıyor. Son olarak fotoğrafçılık hizmeti yapmakta olan İbreti, Sarız'da elektrik olmadığı için işini zor sürdürüyor, daha sonra Elbistan'a göçüyor. Burada fotoğrafçılık mesleğini sürdürür iken, 1967'de patlak veren Elbistan olayında Alevilere saldıran fanatik bir grubun saldınsından İbreti de nasibini ahyor. Dükkanı tahrip ediliyor, kendisi ise canını zor kurtarıyor. Tekrar Sarız'a dönüyor. Ancak geçim darlığı nedeniyle İstanbul'a göçüyor ve 5 Kasım 1976 tarihinde de Hakka yürüyor. DEĞİLİZ Minareye çıkıp bize bağırma Haberimiz vardır, sağır değiliz Sen kendini düşün bizi kayırma Sizlerle kavgaya uğur değiliz Her yerde biz Hakk'ı hazır biliriz Olgun insanları Hızır biliriz Bundan başkasını sıfır biliriz Tahmininiz yanlış, biz kör değiliz Eğer insanlıksa doğru niyetin Nefsini ıslah et varsa kudretin Bize lazım değil senin cennetin Huriye gılmana esir değiliz Arapça duaya değiliz mecbur İster müslüman bil, istersen gavur İnsanı hor görmek en büyük küfür Buna inanmışız, münkir değiliz İBRETİ, bu hâle insan acınır Ham sofular bu sözlerden gücenir Aslına ermeyen elbet gocunur Onu avutmaya mecbur değiliz HÜSEYNİ SEVMEK Mİ KABAHATİMİZ Hangi peygamberden kaldı bu usûl Hangi âyet bunun hakkında nazil Sünnet, sakal, bıyık kesmek mi gafil Bu mu müslümanlık işaretiniz Suya güvenerek kalmayız murdar Marifet denilen bir çeşmemiz var Onda yıkananlar vakıf-ı esrar Hep onunla kâim teharetimiz Su temiz eder mi özü murdarı Gören marifetle gördü didarı Ali'yi su mu etti islâm serdarı Hep buna mı benzer muharetiniz Kul es'eli küm ayetin buyurdu Allah Ehlibeyte muhabbet herşeyden âlâ Münafık sözüne uymayıp asla Hüseyn'i sevmek mi kabahatimiz Kitapsız şunlar ki bilmezler suçun Dışın temiz tutar, arıtmaz için Cehennem deresi riyakar için İblisten saklıdır ibadetimiz Mümin okuyan mı, emri tutan mı Yoksa ilmi para ile satan mı Namazda duvara cephe tutan mı Ancak su ile mi teharetiniz Miraç bir kademdir girebilene Haktan yakın yoktur görebilene Hakimdir Muhammet, Ali cihana Mahşerden sonra mı şol cennetiniz Siz cennete aşık, biz de cemale Acep bundan kimler erer kemâle Huri, gilman için çekmeyiz çile Sizin onlar için hep teatiniz Sümmevechullahi demişiz beli Lâ taknet-u minrahmete ezeli Mescidi melâik ademdir celi Bizim bu camide ibadetimiz Men aref remzinden dersimiz aldık Dört kitap ilmini bir nokta bildik Cami-i vücutta namazı kıldık Beş değil dem be dem ibadetimiz Ger zuhur edeydi Mehdii devran Meydana çıkardı güruh-u şeytan Tıg-ı hunrizini çaldığı zaman Aşikar olurdu kabahatiniz Ayrı gayrı değil, kulda sırrı var Mümin olan bunu edemez inkâr Haktan gayrı nesne görmeyiz zinhar Bu mu göze çarpan kabahatimiz Ali öldü dersin, mezarı nerde Kendisi tabutu gömdüğü yerde Bunu bilmek kısmet olmaz her ferde İşte bu yüzdendir hakaretiniz Ali'nin kudreti edilmez tarif Nice sırları var akla muhalif Yeni midir adavete tesadüf Yoksa ezelden mi bu adetiniz Davut çalmadı mı udu, tamburu Ona ermedi mi hidayet nuru Musiki çalmanın var mı kusuru Nedir taş atmaktan ticaretiniz Farz ile sünnetten geri kalmayız Çünkü hak mevcuttur meçhul bilmeyiz Yılda bir kez biz Mekke'ye varmayız Gönül Kâbesidir ziyaretimiz Elkalb'el mümin'in beyt'ül Huda'dır Bu yüzden haccımız hac'cı kübradır Hazinetullahtır hem beytullahtır Dem be dem bu hacdır ziyaretimiz Kürsüde vaaz eder, gözü bakar kör Kendini hoş görür, özgede kusur Bunlar rafazi der, hem dahi kâfir Nedir bu zümreye adavetiniz Millet seçmek değil bizdeki temel Doğru söz üzere ederiz amel Acem sözlerinden Kuran var evvel O gösterdi rahı hidayetimiz İbadetin hası selatı dâim Nefsimiz neyinden kılarız saim (Oruç, perhiz) Mal zekâtı vermek nemize lâzım Hak yola baş vermek iradetimiz Ölmeden ölenin temiz ölüsü Mevtü kıble ant'a mevttir dirisi Günah, yuğmak değil daha doğrusu Ölü yuğmak ancak bir adetimiz Ali, Fatıma'dır Hasan Hüseyin Çariyardır hem, sakisi kevserin Bunları koyup da gayriye yakın Olmaktır çok büyük kabahatiniz Cilveyi Rahbani Ali'de kudret Bu kudretle zahir eyledi hikmet Hak Ali'yle birdir, bu nasıl gaflet Hatemmullahi kulubihim işaretiniz Peygamberimiz mezhebi dört müydü Hanifi, Şafi mi nikâhın kıydı Yoksa iman Malik, Hambeli miydi Ehlibeyt mezhabe var biatimiz Dört mezhep lafına vermeyiz kıymet Abbasi icadın biliriz elbet Ehlibeyt'e râgıp olmayan her fert Ta elestten beri cenabetimiz Muhibbî evlâdız değiliz inkâr Bu yüzden softaya göründük ağyar Ta'ani teşninizden ne gamımız var Herkese malum bir habasetiniz Vaiz pendi etmez asla bize kâr Bizlere malumdur yâr ile ağyar Müstakim adli bir tarikimiz var O yoldandır Hakk'a garabetimiz Zencefil, zina yok, bizden dilin çek Evlâdımız tahir, *Sansür**Sansür**Sansür* değil bişek Hak emri üzere süreriz sürek Yoktur böyle batıl bir adetimiz Kâinatı yoktan var eden Allah Ondan gayrı var mı bir başka ilah Niçin olmadınız bu sırra agâh Bu kadar mı bağlı basiretiniz İBRETİ fariğ ol, uyma cahile Nasihatin hiçe gider nafile Hüner odur kişi kendini bile Ondan belli olur maharetimiz ZİYAN MI SANDIN Ey vaiz sözümün ver cevabını Bizleri beyhude nadan mı sandın İdrâk eylemeyen hak kelâmını Formalitelere uyan mı sandın Sırat-ı mizanı saydığın zaman Cenneti aklına koyduğun zaman Taş ile duvara uyduğun zaman Hak ademden ayrı nihan mı sandın Gönül Kâbesine taş atıp yıkma Asıl Allah evi ona hor bakma Eğer aklın varsa bu sözden çıkma Bizleri idraksiz hayvan mı sandın Beş vakit boşuna olma avare Adamsan başına bir çare ara Manen, hem maddeten uğra zarara Bunu bir hakiki erkân mı sandın Hurafaya asla gel verme kıymet Gerçekler sözüne sen eyle rağbet İBRETİ ceht eyle ahlâkın düzelt Sevip sevilmeyi ziyan mı sandın BİR BAYRAK DİKER GİDERDİM Bir şah olsam hükmeylesem cihana Kilise, mescidi yıkar giderdim Okullar yapardım bütün insana Cehaleti kökten söker giderdim Fabrikalar kurar idim her yerde İkiliği kovar idim bu serde Ayrı gözle bakmaz idim bir ferde Cihana bir gözle bakar giderdim Gerçek insanları bilirdim Allah Ondan gayrısına tapmazdım billah Ne Kabe kalırdı ne de Beytullah Yerine bir arpa eker giderdim İnsanlıktan başka olmazdı cennet Yok olurdu İsa, Musa, Muhammet Kalkardı dünyada mezhep, tarikat Dinlerin bağını çözer giderdim Bir olurdu zengin, fakir her zaman Çaresiz dertlere olurdum derman Ne gavur kalırdı ne de müslüman Tümünü bir yola çeker giderdim Gece gündüz çalışırdım millete Bir faydalı kul olurdum elbette Bir ırmak olurdum güneşten öte Yeni fezalara akar giderdim O günü görseydim yüzüm gülerdi Dünyada insanlar bayram ederdi Ne bir silah, ne bir atom kalırdı Bir ulu deryaya döker giderdim İBRETİ der varlığımız bitmezdi İnsanoğlu yanlış yola gitmezdi Ayrı gayrı devlet icap etmezdi Dünyaya bir bayrak diker giderdim HER ŞEY TÜRKÇE OLSUN AMAN DEDİLER Şaşkın gibi koşup gitme yabana Sana da verilmiş bir can dediler Özünde ara bul düşme gümana Hemen kendine gel inan dediler Akıl haznesinden mizana geldim Orada ben hemen imana geldim Hak ve hakikati vicdanda buldum Böyle gerek ehli irfan dediler İnsan hakkın bilip ettim niyazı Kıblesiz camide kıldım namazı Çünkü her tarafta var Hakk'ın yüzü İşte şimdi oldun insan dediler Bu gerçek sözleri herkes bilemez Yüzden geçer gider künhe eremez Melek dahi ondan sorgu soramaz Kul hakkın verirse hemen dediler Cehennem var imiş, nemize gerek Aşkın ateşiyle yanak kurtulak Akıl, mizan, sırat bir temiz yürek Ondan size gelmez ziyan dediler Vadedilen yetmiş huriden geçtim Yetmiş değil bir tek yetişmiş seçtim O verdi ben hayat suyundan içtim O zaman adıma gılman dediler İBRETİ, bende var bir tuhaf adet Arapça salavat getirmem ebed Sen islam, dilin Türk, Arapça bir dert Her şey Türkçe olsun aman dediler HAKKA GİDER İZİM BENİM Yaralıyım değme bana İçimdedir sızım benim Benden zarar gelmez sana Seni yakmaz közüm benim Boşa kurma bana tuzak Özüm doğru, sözlerim hak Beni yoramazsın mutlak Hakka gider izim benim Din demek mânânın dışı Herkes anlamaz bu işi İnsanlık herşeyin başı İşte onda gözüm benim Ozanım elimde sazım Gerçeklere ayak tozum Sanma beni kitapsızım Canlı kitap özüm benim Güzeldir yarimin yüzü Baldan şirindir her sözü Mihrabımdır iki gözü Ona doğru yüzüm benim Sen sanma beni divane Aşıkım nazlı canana Kul olmuşum o sultana Hep onadır nazım benim İBRETİ'yem bir fakirim Bez değil atlas dokurum Kuran'ı Türkçe okurum Ki anlansın sözüm benim SANMA Kİ BEKLENEN MEHDİ’Yİ GELMEZ Zalimin, gaddarın zevali yakın Sanma ki beklenen Mehdi’yi gelmez Haksızdan soracak haklının hakkın Adalet olunca şikayet olmaz Nice gözler var kan, yaş akmakta Nice acı günler ömür sökmekte Nice canlar her an çile çekmekte Lâkin herşey geçer ebedi kalmaz Nice mazlumların hakkın yiyen var Akıl yolun kesip insan soyan var Bu hâl böyle sürüp gider diyen var Hiçbir çiçek yok ki ahiri solmaz Nice hakikati görüp seçen var Nice bilmeyerek ondan kaçan var Nice çay yerine çorba içen var Herkes hakikatin künhüne ermez Mehdi Ali Resul çıkacak derler Zulmün temelini yıkacak derler Mazlumun hâline bakacak derler Ne suretle olur çok kimse bilmez Bu bir hakikattir demeyiz yalan Gelecek aslında Mehdi'dir gelen Lâkin diyemeyiz felanca, filan Mehdi’yi tanıyan künyesin sormaz Zulüm çoğalınca çıkacak Mehdi Ta evvelce tayin etmiş bu vakti Yerine getirir, yaptığı ahtı Bunu fark etmeyen Mehdi’yi görmez Adalet nerdeyse Mehdi orada Sanma gelecek var başka sırada Nereye gizlenmiş, çıksın oradan Başka safsatalar girmez kafaya Gelecek kimse yok, bekleme boşa Yok yere zihnini yorma bu işe Ne zaman zulümle çıkarsan başa Gelecek Mehdi'ye hiç hacet kalmaz İBRETİ kimsenin kalbini yıkma Hakikat, adalet yolundan çıkma Körlerin önüne çıranı yakma Karanlığa gider ışığı görmez GÜLEMEZ OLMUŞ Bakın şu Tann'nın adaletine Kimini ağlatmış, gülemez olmuş Kiminin süs vermiş kıravatına Kimisi bir gömlek bulamaz olmuş Kimine giydirmiş lahuri kumaş Kimi ekmek için ediyor telaş Kimisi alıyor çokça bir maaş Kimi bir kapıcı olamaz olmuş Kiminin binası sekiz, on katlı Kimi taksi, kimi motorsikletli Kimisi beğenmez baklava, tatlı Kimi vita yağın bulamaz olmuş Kimi hanımını gönderir ırgat Kiminin takımı yedi, sekiz kat Döküp saymak ile bitmeyecek dert Kiminin hiç yüzü gülemez olmuş Kimi odasına sermiştir halı Kiminin cebinde bulunmaz pulu Kimi boynu bükük, yetimi dulu Bir ferahlık yüzün göremez olmuş Kiminin gayetle perişan hâli Kimi gözü dönmüş, şaşırmış yolu Böyle mi gidecek dünyanın hâli Kimse bu suali soramaz olmuş Kulları Tanrı'dan almış bu dersi Her birisi kapmış bir koltuk, kürsü Belki ahir zaman işin tam tersi Bu hikmete akıl eremez olmuş Bu hal çok kimsenin canını sıkar Dişlerini döküp, belini büker Korkarım sonunda bir niza çıkar Kimse bundan ibret alamaz olmuş Bir olmazsa şayet seçim olurdu İşler mutlak başka biçim olurdu Müsavi şartlarla geçim olurdu Kimse o cennete giremez olmuş O birdir, biz neden başka başkayız Kimimiz külhanda, kimi köşkteyiz Kimisi yan yatar, kimi işteyiz Kimse bu yarayı saramaz olmuş İBRETİ, böyleymiş Tanrı, adalet Kimine dert verir, kimine sıhhat O istediğine verirmiş cennet Kimse onun suçun soramaz olmuş GÖRDÜM DE GELDİM İlme hizmet edip uykudan kalktım Sarık, seccadeyi elden bıraktım Vaizin her günkü vazından bıktım Ramazanı sele verdim de geldim Karnım acıktıkça kederim arttı Hele hac kaygısı ayrı bir dertti Paralılar hemen hac' oldu gitti Şeytanı taşlarken gördüm de geldim Dört kitabı koyup torbaya astım Cennet hurisinden ilgimi kestim Muskacı hocaya sanmayın sustum Ağzının payını verdim de geldim Aklım ermez ahret eğlencesine Saygım var insanın düşüncesine Hayal cennetinin has bahçesine Softa sürüsünü sürdüm de geldim İBRETİ, emelim insana hizmet Eşim bana huri, evim de cennet Hacıya, hocaya kalmadı minnet Irbığı, tesbihi kırdım da geldim ÇÖP ÖPMEKTEN BAŞKA DİYANETİ YOK Bir cahil softayla ettik refakat Safsatadan başka diyaneti yok Hiç kimsede olmaz böyle hamakat Çöl öpmekten başka diyaneti yok Yüzü benzer zemherinin kışına Çok beğenir Muaviyenin işine Zor rastlanır böylesinin eşine Adem olmak için bir niyeti yok Sakalı, bıyığı eylemiş sünnet Bütün arzuları huriyle cennet Tüyün murdar bilir, der ki kerahat BatıI itikattan feragati yok Hak ademde demez, yabanda arar Mürşüde baş eğmez, fakıyı sorar Sakalını kırkar, saçını tarar Mırıltıdan başka bir adeti yok Çok vakit ıbrığı düşmez elinde Ömer, Osman, Bekir her dem dilinde Peygamberin asla gitmez yolunda Bundan başka hiçbir kabahati yok Harama mısmıl der Bismillah ile Kâfire İslam der la ilah ile Mahşeri bekliyor bu sevda ile Kâmile yarayan gidişatı yok İBRETİ, artık kes bundan ülfeti Ali düşmanına oku laneti Şeytandan öğrenmiş iş bu adeti Ademe zerrece muhabbeti yok SOYANLAR ÇOKTUR Köhne zihniyetin geçti zamanı Hâlâ ondan ekmek yiyenler çoktur Asıl insanlığa çoktur ziyanı Açık safsatayı duyanlar çoktur İnsanlık yolundan bulup vefayı Artık bırakalım köhne kafayı Muskayla hastaya veren şifayı Hâlâ o bâtıla uyanlar çoktur Ben evladım deyip büyüklük satan Bir gafil görünce durmayıp çatan Beleş bulduğunu yiyip yan yatan Bunu tabii hak sayanlar çoktur İnsanlık hizmettir sözüme inan Sevgide ayrılmaz ondan bir zaman Ortaya çıkmışken o yanlış plan Hizmet sahasına koyanlar çoktur İBRETİ, insanda marifet gaye Herkes uçmaktadır yıldıza, aya Gözün açıp bundan almayan paye Kör, topal bulup da soyanlar çoktur SAFSATAYA UYMAYANLARIZ Biraz hâyâ eyle hor bakma zahit Her olur olmazı duymayanlarız Bu bir hakikattir, çokları şahit Softalığı hüner saymayanlarız İbadete mağrur yüksek uçanlar Aklınca sırat köprüsün geçenler Halkı haktan ayn görüp seçenler Böyle safsataya uymayanlarız Fezaya yol açtı ilmi bilenler Hâlâ gaflettedir tespih sayanlar Sonra ahirette hülle giyenler Bizler o hırkayı giymeyenleriz Ta evvel tanırız bu doğru yolu Gerek akıllı say gerekse deli İnsanlık aşkıyla kalbimiz dolu Muska yazıp halkı soymayanlarız Gayemiz hizmettir şaki değiliz Sömürücü yahut fâki değiliz İBRETİ, fesatın kökü değiliz Aşk, hizmet yolundan kaymayanlarız İNSANIMIZ VAR Ey sofu bizlere kem gözle bakma Özünü farkeden insanımız var Gerekse cennete bizi bırakma Bizim de bir huri gılmanımız var İster tapusun al cennet âlânın Meftunu değiliz huri gılmanın Yarınki kevserden sen doyur karnın Bugün bulup içen mestanımız var Manasın biliriz ilm-i irfanın Bizce değeri yok kuru davanın Bunun için bize gel sıkma canın Hep dinlere önder vicdanımız var Kim hoşlanır senin böyle hâlinden Hem dua hem ayıp çıkar dilinden Geçtik ham sofunun kıl-u kalinden Hilkat-i âdemiz izanımız var Nesini yemişiz bilmem sofunun Sanki düşmanıyız her zaman onun Ortağı değiliz huri gılmanın İBRETİ, bizim bir cananımız var BAŞKA ŞEY DEĞİL Dinlersen sözümü verem haberi Boş yere bekleme büyük mahşeri Eğer ister isen cennetle huri Yârin kucağından başka yer değil Havaya kaldırma boşa elini Arapça duaya yorma dilini Koklamak istersen cennet gülünü Yârin yanağından başka yer değil Sakın kıble sanma cansız duvarı Hem kıble hem Kabe dostun didarı İçmek ister isen ab-u kevseri Yârin dudağından başka yer değil Hocaya dedeye eyleme minnet Eğer tanıdınsa insandır cennet Benden sorar isen halis ibadet Sevgiyle hizmetten başka şey değil İBRETİ, yarinle sen eyle ülfet Ondan başka sana gerekmez cennet Candan sev dostunu eyle muhabbet Huri, Kevser bundan başka şey değil GEÇİMİ DAR BİR İNSANIM İnsanlığa değer verir Böylece ehli İmanım Kötü ahlâkı hor görür Ona kaynamaz hiç kanım Benden sorma abdest namaz Sabırlı ol hele biraz Arapçam çok kısa pek az Safi Türkçedir lisanım Yetmiş iki huri bilmem Verseler de yine almam Çünkü ben hakkından gelmem Geçimi dar bir insanım Kabe'ye param yok niçin Hak her yerde olduğu için Her hâl bunda yoktur suçum Çünkü ben Hakka tapanım O cennet hep olsun sana Kederlenme benden yana Cehennem kâr etmez bana Cennet benim, ben insanım Şeytanı bilmem ki nasıl Ne millettir, hangi asıl O yaklaşmaz bana hâsıl Onunla evvel düşmanım İBRETİ, böyle bir ferdim Sade insanlıktır derdim Hep gönlümü dosta verdim Sanma ki ona pişmanım SATAR MI SATAR Yalancı kalleşle eyleme ülfet Seni uçuruma iter mi iter Daima kamile sen eyle hizmet Düşersen elinden tutar mı tutar Vefa ummak olmaz cahil soyundan Çünkü vazgeçemez kötü huyundan Hayır gelmez onun hiçbir şeyinden Aşına soğuk su katar mı katar Gerçeğe haldaş ol vadinden dönme Her olur olmazın sözüne kanma Vefasız cefaya katlanır sanma Menzile varmadan yatar mı yatar Kaynasın kazanın aşk ateşinden Canın sıkılmasın adû taşından Yorulmadan yürü dostun peşinden Kul diye pazarda satar mı satar İBRETİ; ceht eyle insanca yaşa Gelmedik hâl yoktur sağ olan başa Gerek elli yaşa gerek yüz yaşa Son deminde toprak yutar mı yutar BİZ GÜZELİ PEK SEVERİZ Güzel sevmektir hâlimiz Biz güzeli pek severiz Güzele doğru yolumuz Biz güzeli pek severiz Güzeldir ol Hakk'ın nuru Güzeldir Musa'nın Tûru Güzeldir cennetin huru Biz güzeli pek severiz Güzeli severiz candan Ta can çıkınca bu tenden Gönlümüz ayrılmaz ondan Biz güzeli pek severiz Güzele kurban oluruz Yoluna can baş veririz Ölsek de hayat buluruz Biz güzeli pek severiz Güzel candır, güzel cânân Güzel dindir, güzel iman Güzeldir her derde derman Biz güzeli pek severiz Güzeldir bizim atamız Güzel bağışlar hatamız Güzelden gitmez ötemiz Biz güzeli pek severiz İBRETİ, güzel olana Varını verir talana Aldanmaz kavl-i yalana Biz güzeli pek severiz SAKIN TEPİKLEME HAYVANCASINA Biraz yaklaş bana hasb-u hal için Konuşup anlasak insancasına Herkesi kardeş bil, iyice geçin Sakın tepikleme hayvancasına İnsan bir nesildir, sanma ki ayrı Ana bir, baba bir değildir gayrı Kardeşin kardeşe değmesin şerri Gel anlayış göster irfancasına Kalbini her fena fikirden arıt Aklı vicdanınla işini yürüt Zengini fakiri yanında bir tut Kibir mağrur olma şeytancasına Kamile hürmet et kemali için Cahilden nefret et o hâli için Bütün kötülüğün zevali için Zulürne karşı çık kalkancasına Hak ver, hak sözümü iyice anla Yine ne dersen de birazcık dinle Mutlak İBRETİ'yi haklarsın sonra Kalbini dar tutma zindancasına BİTMEZ YOKUŞ YOLUN SENİN Neden çokça düşünürsün Nedir böyle halin senin Üstü başına baksana Yok mu paran pulun senin Görüyorum avaresin Herhal bir bahtı karasın Bulsana başın çaresin Nerde mülkün, malın senin Bakıyorum gençsin yaşta Saç sakal ağarmış başta Yorulmuşsun bu savaşta Bükülmüştür belin senin İş bilir, aklın başında Anlamadım bu işinden Daima yokluk kışında Açılmadı gülün senin Yazık bu haline yazık Galiba bu düzen bozuk Daim düşünürsün azık Bitmez yokuş yolun senin Varsana sen bir tüccara Bulsun bu derdine çare Nüfusun çok sen avare Her dem yırtık çulun senin Nerde kaldı kuzuların Kesilmedi sızıların Dinliyorum bazıların Dertli öter telin senin Bu sözün yoktur yalanı Söyledim başta olanı Çoktur geride kalanı Kısa kesti dilin senin Ey İBRETİ, artık yeter Çile olmaz bundan beter Seni bir gün toprak yutar Kalır yetim dulun senin İNSANLIĞA HİZMET İBADETİMDİR Dost yüzün gördükçe eyvallah demek Ta evvelden beri bu adetimdir Aşkın Kâbesinde imama uymak Dostumun cemâli ziyaretimdir Gerçeklerin kalbi aynadır Hakka Beytullah gönüldür, değildir Mekke Ne mescit isterim ne dahi tekke İnsanlığa hizmet ibadetimdir Mansur oldum dostun zülfünde berdar Benim için budur büyük iftihar Ne cübbe giyerim, ne külahım var İnsanlık kisvesi kıyafetimdir Ne orucum vardır ne de namazım Hakk'a pek yakınım, her dem niyazım Aşk ile divâne, elimde sazım Buna sebep dosta muhabbetimdir İBRETİ’yim değiştirmem niyeti Bâtıl hurafaya etmem biati İbadet sayarım dosta hizmeti Bu da göze çarpan kabahatimdir TURUMU GÖRDÜM Yusuf-i zamanı afat-ı devran Mahi şakkal kamer yarimi gördüm Gülşeni hüsnüne olmuşum hayran Pervane misali nurumu gördüm Tubâ-i cennettir boyu ne güzel Hüsnüne yakışmış huyu ne güzel Mutlak sulbi tahir soyu ne güzel Hallacı Mansur veç darımı gördüm Cihanda misli yok cevheri yekta Bir nuru mücessem kılmış tecella Cemâlin görünce dedim eyvallah Lemteradan olan turumu gördüm Bin hacca bedeldir nazı, niyazı Bendesiyem hem de rahının tozu Çok şükür keşfettim gizlenen razı Mahi taban olan ruhumu gördüm İBRETÎ, bade-i aşk ile mestim Yoluna baş vermek muradım, kastım Eğer ki canımı isterse dostum İşte ben yok olup varımı gördüm VEYSELİN Gerçek âşık idi, bilgin bir erdi Hikmet hazinesi sözü Veysel'in Dünyası karanlık, iç yüzü nurdu Hakk'a âşık idi özü Veysel'in Yedi yaşta iken düşmüştü derde Çiçekten gözüne inmişti perde Çok hizmeti vardı millete, yurda Bülbül sesli idi sazı Veysel'in Üstat Aşık Veysel, âşıklar başı Gayet gönlü alçak, bir kâmil kişi Pek nadir bulunur dünyada eşi Her ferde geçerdi nazı Veysel'in Onda mevcut idi ilim, marifet Kim görse o halin, verirdi kıymet Dileyelim onun ruhuna rahmet Hakka doğru gider izi Veysel'in Dokuz yüz yetmiş üç, AŞIK İBRETİ, Şatıroğlu içti ecel şerbeti Yirmi bir mart günü kalktı kısmeti Ulusun bağrında közü Veysel'in SIZIMI BENİM , Tutamıyom gözlerimin yaşını Nasıl dindireyim sızımı benim Gurbet ele saldım nazlı eşimi Kimseler çekemez nazımı benim Yarim geçti gitti, ben kaldım burda Göz göre kendimi saldım bu derde Bilmem ki ben nerde, Almanya nerde Kış kıyamet ettim yazımı benim Dostlarım toplanıp halimi sorsun Aklı olan benden bir ibret alsın Dökeyim dertlerim gözüyle görsün Hergün yaşla dolan gözümü benim Nasıl kurtulayım ben bu davadan Yavrular sızlaşır ıssız yuvada Ne haber, ne mektup nazlı sunadan Hasret ile yaktı özümü benim İBRETİ, sanki bir ıssız çöldeyim Gönlüm kederlidir, gözü yoldayım Dostun hasretiyle gör ne haldeyim Getirin şu dertli sazımı benim ŞEYTAN GEREKMEZ Evvelden bade-i aşk ile mestiz Yerimiz meyhane, mescit gerekmez Saki-i kevserden kandık elestiz Kuran-ı natık var samit gerekmez Cennet irfan imiş remzini bildik Bai bismillahtan dersimiz aldık Cemâl-i dilberi aşikar gördük Cennetteki huri, gilman gerekmez Gelmişiz cananın asitanına Sıtkıyla sarıldık dost damenine Canla baş koymuşuz aşk meydanına Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez Bize lazım değil müftü fetvası Ehli aşk olanın var aşinası Ademi hor görüp olmayız asi Secdeden ar eden şeytan gerekmez Biliriz abdesti, savmı, salâtı Kelime-i şahadet, haca, zekatı Taklit ile olmaz hak farziyatı Riya ile olan iman gerekmez Biliriz mevlayı vicdanımızda Allah aşikârdır seyranımızda Kuş dili okunur irfanımızda Arabi, Farisi lisan gerekmez Yürekte gizlidir bizim derdimiz Taklide bağlanmaz hiçbir ferdimiz Nefsimiz iledir daim harbimiz Cahil-ü nadanla kavga gerekmez İBRETİ, nadanla etme ülfeti Anlamak istersen İlm-i hikmeti Dost kapısın bekle, eyle hizmeti Aşktan başka din ve iman gerekmez HİKMET BİLİRİM Birlik beraberlik hep benim derdim Bu derdi kendime nimet bilirim Herkes kardeşimdir, ayırmam ferdi Başka düşünceyi gaflet bilirim Gelip geçmişlerden beklemem yardım Ne gördümse mevcut olandan gördüm Maneviyatta, surette ferdim Sade Arapçayı zahmet bilirim Çulum yırtık görüp sanmayın deli Çok evvel bilirim sağ ile solu Gönlüm dost evidir aşk ile dolu Gerçekler sözünü hikmet bilirim Bir halk ozanıyım elimde sazım Mevki, saltanatta yok benim gözüm Hak ve hakikata bağlıdır özüm Sevgiyi, hizmeti servet bilirim İBRETİ sözlerim her zaman doğru Hak haklıyladır, sanmazam gayri İnsanlığa çatanın olmaz hayırı Onunla savaşı hizmet bilirim BELLİ Yarabbi bahar eyle sen çatma bana Haklı da bellidir, haksız da belli Göz kazanmak için eğilmem sana Basiretten mahrum varsız da belli Hak, adalet çanın her gün çalarız Ne zulümden korkar, ne de yılarız Tarihlerle sabit, zulmü yorarız Hakikat düşmanı hırsız da belli Atanın yolunda sarsılmaz yürek Adalet üzeri eşitlik gerek El ele verip de bu hakkı sorak Zalim, zorba belli, şersiz de belli Ne hatamız varsa varıp soralım Ne cevap verilir onu görelim Gayretle çalışıp zulmü sürelim Hakikatli belli, yolsuz da belli İBRETİ sözlerin can katar cana Ya basiretlisin, ya da divane Haklı söz yaramaz bazı insana Gerçeklerden yoksun kârsız da belli OLMAZ ZİYANI, ZİYANI Yüceden insanın şanı Etme gümanı gümanı Canından nazlı cananın Olmaz ziyanı ziyanı Dünyaya gelmekten maksat Sevgiliye hizmet elbet Dostuna eyle muhabbet Niden gılmanı gılmanı Can gözünle canana bak Onda tecelli ede Hak Necata erersin mutlak Görmen tufanı tufanı Dost elinden içip dolu Böyledir gerçekler yolu Seçegör sağ ile solu Bırak yalanı yalanı Dinle, İBRETİ sözünü Dosta açık tut özünü Ondan ayırma gözünü Terk et felanı filanı GÖNLÜMÜZ AŞK İLE DOLUDUR DOLU Sakın hakaretle bize hor bakma Gönlümüz aşk ile doludur dolu Kalbimiz Hak evi, taşını yıkma Sevgili dostların elidir eli Softa hor baksa da bize ar değil Sevgiden, hizmetten haberdar değil Dost için taşlanmak sanma kâr değil Geçmiş velilerin hâlidir hâli Mecnun Leyla için gezmiş ovayı Ferhat, Şirin için delmiş kayayı Çekmeyen ne bilir aşkı, sevdayı İBRETİ, gerçekler kuludur kulu KÖRE PERDEDİR Bütün dünyayı verseler Gözüm yardadır yârdadır Onu nereye sürseler Gönlüm ordadır ordadır O şifadır bütün derde Sırrını açmam bir ferde Görürüm hazır her yerde Köre perdedir perdedir Cenneti sanmazam ırak Nerde sevgi, ordadır Hak Miracım sevgili mutlak Aşkı serdedir, serdedir İBRETİ, doğru söylerim Huri gılmanı neylerim Gördüğüm yari severim Gönlüm kârdadır kârdadır BUGÜN Kemâl sahibinden dersimiz aldık Cemâl-i canana hayranız bugün Meneref remziyle nefsimiz bildik Özünü tanıyan insanız bugün Kemliğe İyilik bizim huyumuz Evliya neslidir asıl soyumuz Ruha gıda verir guft-u guhumuz Hamdolsun ki ehli irfanız bugün Cemalden okuruz kuran'ımızı Kör, sağır anlamaz lisanımızı Kendi Özümüze ezanımızı Okuyan sahibi izanız bugün Ademe Hak dedik kalu beladan Gayriyi yok bildik, çıktık aradan Kim ne derse desin tam o sırada Hak ve hakikati göreniz bugün İBRETİ, candan bağlıyız insana Cemâla aşığız, değil cinana Meyleden değiliz huri gılmana Yakın dost olana kurbanız bugün HER NE ARAR İSEN İNSANDA İMİŞ Harf be harf okudum ilmi Kuran'ı Hatm-ı Kuran vechi Hubanda imiş Boş yere yorulma başka çareyi Bulaman ne varsa bu anda imiş Canına kıymayıp serden geçmeyen Hak batılı birbirinden seçmeyen Dost zehirin bade gibi içmeyen özünü bilmemiş noksanda imiş Ölmeden ölmenin yolun seçmese Sırab mizanı burda geçmese Aşk badesin yar elinden içmese Kimisi gark olmuş tufanda İmiş Gerçekler fark eder ilmi manâyı Samandan seçerler hemen taneyi Kulağına koymaz hiç efsaneyi Ariflerin ilmi irfanda imiş Evvel ahir budur sizlere sözüm İBRETİ, hizmette her zaman gözüm Asıl vücut cami, orda namazım Her ne arar isen insanda imiş MEMNUNUM HALİMDEN Yoruldum nefes nefese Yine memnunum halimden Koysalar demir kafese Dönmem bu doğru yolumdan Yanaşmam fesat başına Asla takılmam peşine Hem de karışmam işine Riya söz çıkmaz dilimden Sabit durdum gerçek yolda Sağa saptı, kaldım solda Ben halis Türk'üm evvelde Arzum yok Arap dilinden Daima yüksekten uçan Gerçek yoldan sağa kaçan Fesat bayrağını açan Elin çeker mi zulümden Hakikat yoludur yolum Ölümden önce bir ölüm İnsanlığa benim meylim Adet budur aşk ehlinden Bu ilhamdır bana Hak'tan Kendimi tanırım çoktan Bir söz demem asla yoktan Adet bu erlik halinden İBRETİ gerçeğe kuldur Çıkmak olmaz, doğru yoldur Mertlerin keremi boldur Dönmezem mertlik yolundan KURTULUR SANMA Camiye toplansa cahil sürüsü Yine cehaletten kurtulur sanma Bir kovana girse merkep arısı Bal yapacak diye aldanıp kanma İnsan hakkın bilen insan gerektir Başta temiz yürek, vicdan gerektir Hakk'ı bilmek için irfan gerektir Karga isen, gülün dalına konma Ahlâk meyve, insan ağaç misali Meyvesiz ağacın, haraptır hali Kesilir, yakılır, savrulur külü Kötü huylu olup, ateşe yanma Arif meclisine, cahiller girmez Bin sene okusa sırrına ermez Dış yüzün görse de, içini görmez Cahilden uzak kal, ismini anma İBRETİ görücü, bakar kör değil Hakikati bulmak, kolay kâr değil Güzel sevmek aşıklara ar değil Gerçekten aşık ol, sözünden dönme YÂR GİTTİ GİDELİ EVİM YIKILDI Yar gitti gelmedi, hayli zamandır Bekleye bekleye ömrüm söküldü Ayrılığın derdi gayet yamandır Çeke çeke artık belim büküldü İçerim yanıyor hasret nârından Çünkü ayrı düştüm nazlı yarimden Ayrılık, yoksulluk, çile serimde Hançer olup ciğerime çakıldı Bilmem nerde kaldı nazlı cananım Kime anlatayım derdi hicranım Sıkıntı, kederle doldu her yanım Sıralanıp hep yanıma sokuldu Bilmem ne olacak halimiz bizim Her dem kışa gider yolumuz bizim Zalim felek kırdı kolumuz bizim Yâr gitti gideli evim yıkıldı İBRETİ, dünyada çok çektim çile Acep bu çilenin sonu mu gele Bülbül gibi hasret kaldım o güle Gözlerimden kanlı yaşlar döküldü
__________________
|
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Co- Admin
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
![]() |
AYŞE BERK
1943 yılında idi, kendisiyle Şarkışla'da, yıkık bir bahçe duvarının dibinde uzun uzun konuştum. Halinden ve giyinişinden durumunun hiç de iyi olmadığı anlaşılı¬yordu. Tepeden tırnağa kadar bir Şarkışlalı yerli kadı¬nın geleneksel kıyafeti içinde idi. Onlardan tek farkı, ayakkabılarının yokluğu ve tabanlarının yarıklar içinde bulunuşu idi. Bana hayatından memnun olduğunu ifade¬ye çalıştı. Arkasından da «tek arzum, torunlarımın ya¬tılı okullarda parasız okutulmasıdır» dedi. Sonra ekledi: «Hatta bu konuyu Atatürk'e uzun bir şiirle anlattım, di¬leğimi yerine getirmesini söyledim. Aradan 7 sene geç¬ti ama...» Sonradan öğrendim ki oğulları, dedelerini kandır¬dıkları gibi, analarını da «gönderdik he ana» diye oya¬layıp durmuşlar. Ayşe Berk: Nesini söyleyim canım efendim Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim Arzuhal eylesem deftere sığmaz Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim dörtlüğü ile başlayan ünlü destanın şairi Serdari'nin üçüncü kızıdır. 1874 yılında Şarkışla'nın Kayalıyokuş mahallesinde doğdu. Yoksullukla cenkleşe cenkleşe büyüdü. Çocukluğunda ne umduğunu buldu, ne de bulduğunun hayrını gördü? Genç kızlığını bile yasayamadan Şeyh Ahmet —veya diğer adı ile Şeyh Ağa— ile evlendi. O da «Allah'a çok şükür» dedirtecek bir gün gösteremedi. Şeyh Ağadan 3 oğlu, 2 kızı oldu. Hepsini büyütüp ev-bark sahibi etti. 1953 yılının bir kış gününde zatürreden öldü. Zeki, faal ve osmanlı bir kadındı. Okur-yazarlığı yoktu ama, güzel beyitler söylemeye yetenekli idi. Kendisine sorulduğu zaman şu karşılığı verirdi: «Ben şair değilim; kederlendiğim zaman birşeyler söylüyorum işte...» Ben bir kolsuz Serdari'nin kızıyım Ben bir kolsuz Serdari'nin kızıyım Ak kağıt üstünde kara yazıyım Yokluğun elinden nasıl geziyim Böylece malumun olsun Atatürk Üç oğlum var bir ihtiyar kişiden Kara günlü bela gitmez başımdan Bana acır hep duyanlar içinden Böylece malumun olsun Atatürk İkisi evli de birisi ergen Üstüne örtmüyom boyunca yorgan Oğlum kızım canım hep sana kurban Böylece malumun olsun Atatürk Oğlumun birinin sekiz uşağı Dördü bir yatıyor kısa döşeği Yaz gelince döşürürler başağı Böylece malumun olsun Atatürk Bir oğlan okuttu Sivas'a gitti Para yetiremez perişan etti Ara sıra gizli eşyasın sattı Böylece malumun olsun Atatürk Hele has ki bu dünyaya gelmişsin Ortalığın ahvalini bilmişsin Duydum çok sevindim reis olmuşsun Böylece malumun olsun Atatürk Sen gayet ulusun Mevla'm saklasın Sağını solunu aslan beklesin Arada sırada millet yoklasın Böylece malumun olsun Atatürk Ölüye gidince ederim ağıt Ben türkü demiyom nasihat öğüt Her ona doğurmaz böyle bir yiğit Böylece malumun olsun Atatürk Kimse bilmez yüreğimde derdimi Sığamazlar fukaranın ardını Gözlüyorum Ata'mızdan yardımı Böylece malumun olsun Atatürk Oğlum otuz lira maaş alıyor Yarısını okuyana salıyor Sağ eli alıp da solu kalıyor Böylece malumun olsun Atatürk Ortoncıl oğlu da bu yıl çıkacak Birken iki oldu kimler bakacak Bu uşaklar evimizi yıkacak Böylece malumun olsun Atatürk Ben de sana böyle rica ederim Seni koyup ben nereye giderim Çok sefillik çekti kolsuz pederim Böylece malumun olsun Atatürk İk'oğlum yanımda boşta geziyor Namuslu erkanlı yazı yazıyor Her taraftan umudunu üzüyor Arkam yok ki yardım ede Atatürk Mevla'm nasip etse buraya gelsen Lisanımca desem halimi bilsen İki torunum var mektebe alsan Ölenece duacımın Atatürk * Atatürk'e Mektup Bütün millet hükümete vardılar Bütün millet hükümete vardılar Erkek kadın sana irey verdiler Senin gününde tireni gördüler Yaşasın Atatürk binler yaşasın Tirenin aleti hep bütün demir İçinde yanıyor bir kara kömür Mevla'm sana versin tükenmez ömür Yaşasın Atatürk binler yaşasın Mevla'm nasip etse binsem tirene Ömür bereketi versin sürene Müjde olsun bu günleri görene Yaşasın Atatürk binler yaşasın Sultan Hamit gibi demini sürmez Her tarafa koşar bir yanda durmaz Yalandan kavg'edip milleti kırmaz Yaşasın Atatürk binler yaşasın * Trenin Şarkışla'ya gelmesi üzerine Benim babacığım yetim büyüdü Benim babacığım yetim büyüdü Sol kolu da dirseğinden yoğudu Avrat iki idi uşak çoğudu Yokluğunan geçti babamın ömrü Üç oğlan yetirdi sürmedi safa Boyuna çektiği babamın cefa Şu yalan dünyada bulmadı vefa Yokluğunan geçti babamın ömrü Beş kız gelin etti vermedi yatak Mülkü yoğudu ki tutmadı tutak Şimdi de yattığı bir kara toprak Yokluğunan geçti babamın ömrü * Babası Serdari'yi anlatıyor İlkbahar deyişin arpa ekilir İlkbahar deyişin arpa ekilir Oğlan uşak hep yazıya dökülür Sehil kuşu sürü sürü çekilir Hayırl'olsun baharınız yazınız llıyı ılıyı gidiyor yazlar Ötüşür turnalar çağrışır kazlar Sahraya çıkıyor gelinler kızlar Hayırl'olsun baharınız yazınız ilkbaharda tebdil eder havayı Sehil kuşu gelir yapar yuvayı Arı bile mennan yapar kovayı Hayırl'olsun baharınız yazınız * Torununun Tahrir Ödevi için söylediği deyiş
__________________
|
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Co- Admin
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
![]() |
BAYBURT LU CELALİ
Suna hangi bağın ayva narısan Suna hangi bağın ayva narısan Bahçeler rümmanı sen sefa geldin Bendeki bülbülün gül ensarısan Gülümün gülşeni sen sefa geldin Revan ehli misen Nevcivanlı mı Karabağlı mısan Dağıstanlı mı Semerkant, Kandehar, Bedihşanlı mı.? Gürcistan reyhanı sen sefa geldin. Bir hab-ı gaflette üçler yediler Seni bana hekim cerrah dediler Yarem göz göz olmuş bir tabip diler Derdimin dermanı sen sefa geldin Üç harf beş noktadan aldık hesabı Seni bana yazmış ecel kitabı Şimden gerü kaldır yüzden nikabı Hanemin erkanı sen sefa geldin. Bâdeler nûş etmiş ehl-i dîlem ben Şat, Fırat, Ceyhun'em nehr-i Nil'em ben Kimse bilmez ne revnakta gülem ben Bağımın bağbanı sen sefa geldin Sakla Celâlî'yi cevher taş gibi Altın tasta od görmemiş aş gibi Parmağında hatem yüzük kaş gibi Canımın kurbanı sen sefa geldin Kınamayın beni Hakk'ı sevenler Kınamayın beni Hakk'ı sevenler Rüzgar esmeyince dal ırganır mı? Külli boş değildir aşka düşenler Katre düşmeyince sel ırganır mı? Dil meftûn olmazsa aşk-ı yârine Yanar mı pervane Şem'in nârına Âh u zâr çekmezse Hak didârına Uyanıp hâbından su dolanır mı? Öyle bir Mecnun'um Leyla'ya Billah Okunur isminde harf-i Bismillâh Tutuştu her yanım hasreten lillah Mevlâ'yı zikreden kul kınanır mı? Nice bin âlemin Perverdigâr'ı Mevlâ'm her kuluna vermez bu kârı Gün be gün artıyor bülbülün zârı, Goncasız gülşene gül yamanır mı? Buldu Celâlî'yi Kırklar Yediler Erkanı öğretip hizmet verdiler Haşra dek bu çarhı çevir dediler Sormadım ki buna kol dayanır mı? Ev bark etmek için tenli mereği Ev bark etmek için tenli mereği Düzüp koşmak için tepir eleği Şu gavdan yaptığın tecir tereği Divân-ı Bâri'ye yâdigâr götür Elinle ördüğün çöp çorabını Kahân eylediğin kelem bağını Gabal biçtiğimiz sap orağını O ulu Tanrı'ya armağan götür Yetim gömleğini diken iğneyi Her gün yal verdiğin topal ineği Ayran topladığın o ak küleği Mahşer yığnağına sakla sar götür Üç god arpa beş god çavdar ekerdik Kesmük ekmeğine hasret çekerdik Nâmertlere ağu merde şekerdik Sözünü tekrar et iftihar götür Ele kısmet balsa bize kısmet pay "taş"tı Yokluktan derdimiz deriden aştı Açlıkta uğraşmak hayli savaştı Çektiğin mihnetten âh u zâr götür Yetim bırakmıştın emzik vaktında Gamınla kardeştik gençlik çağında Bir bağ becertmedin vuslat hâlında Gönül yaraların hep berât götür De ki kâdir Mevlâ'm bize ilişme Dünyâda sızlayan çıbanı deşme Celâlî Baba'dan sorma söyleşme Bu dertli çobandan bir selâm götür Hüsnün pertevinde bir peri gözler Hüsnün pertevinde bir peri gözler Ne görmüş, ne görür, ne görse gerek Mevlâ'm bir kuluna böyle güzellik Ne vermiş, ne verir, ne verse gerek Bülbülüm arzum var gonca feminde Feryâdım artıyor seher deminde Minnet ki aşkının âhı zeminde Ne durmuş, ne durur, ne dursa gerek Vasfından âcizdir Celâlî şeydâ O kadar övmüş ki yaradan Hûda Cemâli resminde bir beytî binâ Ne kurmuş, ne kurur, ne kursa gerek Kâf ü Nûn'u kalem defter açmadan Kâf ü Nûn'u kalem defter açmadan Ben Şâh-ı server'in nûrunda idim "Enelhakk" noktası levhe düşmeden On iki perdenin birinde idim Bir zaman eylendim nûr-u Necef'te Diyâr-ı ademde Ha ile Kaf'ta "Elest" hitâbında evvelki safta Üç harf beş noktanın birinde idim Rûhlar aşk meyinden bâde süzende Halk-ı âlem alayların düzende Kimi illâ kimi lâ da gezende Hazret-i Âdem'in serinde idim Bulak başlarını bekledim durdum Ben Halilullâh'ın nârını gördüm Nûh ile beraber tûfâna girdim Mûsa Kelimullâh Tûr'unda idim Bir virân bahçede bir gül açıldım Ne derildim, ne yendim, ne içildim Kırk bardaktan, yedi daldan seçildim Celâlî bu bâbda derinde idim Âh elinden yandı cesette cânım Âh elinden yandı cesette cânım Bu ne derttir buna bir el katan yok ? Hicrân oku değdi döküldü kanım Zevrâkımız aşk gölüne atan yok ? Geçti geçen günüm ağlı karalı İtirmişim hân bakışlı maralı Yâd avcı elinden gitti yaralı Tezmiş dağdan dağa varıp tutan yok ? Şâhin pervâz edüp çıktı elimden Şöhret Zülfikâr'ı düştü belimden Şat gözümden aksa Fırat dilimden Elim elmas dökse alıp satan yok ? Soldu mor menekşe hep bahçe bârım Baykuş tek virânda nâle-i zârım Vücûdumda üç yüz altmış damarım Uyandı kan ağlar durup bakan yok ? Sönmez Celâlî'nin bu aşk ateşi Çekilmez bâdesi kaynamaz aşı Mahmûd gelmez elde değildir başı Benim ile gam yükünü çatan yok ? Bir peri aşkından divâne oldum, Bir peri aşkından divâne oldum, Çağladı göz yaşım akıyor hocam. Erenler şâhından bir nâme aldım Dilim ezber etmiş okuyor hocam Pîr destinden nûş eyledim bu âbı Anda açılmıştı aşkın kitâbı Yegan yegan sor ki verem cevâbı Bugün gam kervanım kalkıyor hocam. İndim seyreyledim irem düzleri Kudretinden sürmelenmiş gözleri Oturmuş bir bölük hûri kızları Ebrişimden halı dokuyor hoca Bir yere cem olmuş Kırklar erenler Her bakışta Arş u Kürsi görenler Devâsız dertlere derman verenler Her biri bir derse bakıyor hocam. Yaktı Celâlî'yi bu aşkın nârı Sağ başta durmuş Kırklar'ın pîri İçlerinde gördüm Horasan eri Hû çekende cânlar yakıyor hocam. Aşk'ın dükkanında hayat elinde Aşk'ın dükkanında hayat elinde Şemseli kaputun yakasıyam ben Hublar yığnağında dilber belinde Bir altun kemerin tokasıyam ben Beyler için Horasan'da halıyam Lahur'un alıyam, Keşmir şalıyam Dağıstan'da anka tüccar malıyam Lâ-mekân şehrinin çuhasıyam ben Bizi otağına okudu pirler Muhabbet elinden dem çeken erler Celâlî sakisin kadeh sun derler Besbelli Mormaç'un sakasıyam ben __________________
__________________
|
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Co- Admin
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
![]() |
Âşık Budala
Doğan Kaya Âşık Budala 17. yüzyılda yaşamıştır. Divriği’nin Şahin köyünde doğduğu tahmin ediliyor. Şahin köyü, folkloru, âşıkları ve kendine has ezgileriyle şöhret bulmuş olan Çamşıhı yöresi köylerinden birisidir. Âşık Budala’nın, hakkında bilinenler çok azdır. Asıl adı İsmail’dir. Şiirlerinde Budala yahut Budala İsmail mahlaslarını kullanmıştır. Genellikle Bektaşi itikadını dile getiren şiirler söylemiştir. Bunun yanında sosyal konulu şiirleri de vardır. İtikada bağlı terimlerin dışında dili sadedir. Şiirleri muhteva yönü ile oldukça kapsamlıdır. Çamşıhı yöresinde iyi saz çaldığı kulaktan kulağa aktarılmaktadır. Teknik yönden yer yer şiirleri kusurludur. 1- Bülbül oldum gülistanda şakırım Öz bağında biten gül neme yetmez Süleyman’ım kuş dilinden okurum Bana ta’lim olan dil neme yetmez Derviş oldum pir eteğin tutarım Hakk’a doğru çekilmiştir katarım Baykuş gibi garip garip öterim Issız virâneler çöl neme yetmez Aşk kitabın ele aldım yazarım Dâim Hakk’a doğru meylim nazarım Neme gerek dağ başında gezerim Ol Kerim’e giden yol neme yetmez Bu dünyanın n’olacağı ma’lumdur Bu sırrın aslına inen Ali’mdir Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür Bana hırka ile şal neme yetmez Budala’m sırrına kimseler ermez Tevekkül malını erteye koymaz Kişi kısmetinden ziyâde yemez Bana kısmet olan mal neme yetmez Cönk no: 3, s. 39 okumak: seslenmek -2- Elime aldım kalemi Seyrettim cümle âlemi Ârifler seçer kelâmı Güher incilmez incilmez Dünya tebdil düzen olmuş İkrarından bezen olmuş Her tâlip bir hezan olmuş Yunsan incelmez incelmez Bu yollarda olmaz yalan İmanını verme talan Yorulup da yolda kalan Hergiz dincelmez dincelmez Budala’yım der ki bilin Dinleyin sesin bülbülün Vakti geçince bir gülün Solar goncalmaz goncalmaz Cönk no. 4, s. 2 hezan: kalas, dincelmek: dinç olmak, goncalmak: gonca haline dönme -3- Haziret-i Hızır selâm göndermiş Oturduğu postu pâk etsin deyu Muhammed kandilden indi buyurdu Yediği lokmayı hak etsin deyu Giyinip yediği meydanla erle Yolu doğru tut da erkânı birle Kimi talip olmuş kimisi pirle Onu birbirine kat etsin deyu Katardan ayrılmış bir devesi var Cemde kabul olmuş bir duası var Bin katar devede bir devesi var Anı ileriye çek etsin deyu Kurbanlık koyunu sürüden seçme Aç otur keçinin sütünü içme Direksiz köprüyü uğrayıp geçme Onun temeli yok, yık etsin deyu Bir kişi rehbere gidemez ise Rehberin buyruğun tutamaz ise Hakk cem'ine meyil katamaz ise Yükü saman, çaya dök etsin deyu Budala'm der cehennemin ateşi Rehbere bağlıdır talibin başı Müdarayla yola gitse bir kişi Yeri cehennemdir dık etsin deyu Cönk no: 6, s. 15-16. -4- Kömür gözlüm bana dertlerin çoktur Çık bir yol salın ki andan gideyim Hayli demdir seni gördüğüm yoktur Çık bir yol salın ki andan gideyim Çıkıp çıkıp bu yolları bağlama Ciğerciğim aşk oduna dağlama Gidi kömür gözlüm beni eğleme Çık bir yol salın ki andan gideyim Gideceğim yollar kıştır borandır Gidiyorum geleceğim gümandır Yardan ayrılmışım hayli zamandır Çık bir yol salın ki andan gideyim Gideceğim yollar yollu yokuşlu Ak gerdana çifte benler nakışlı Üsküfün eğdirmiş şahin bakışlı Çık bir yol salın ki andan gideyim Budala'm da eydür ömrümün varı Canımın cananı gözümün nûru Ben gidenden sonra var salın yârı Çık bir yol salın ki andan gideyim Cönk no. 7, s. 121 -5- Yüğrük olur gönül kuşu Evliyâ söyletir taşı İrfanını bilen kişi İrfanda niyaz eylesin Ali yoludur yolumuz Hakk’a malûmdur hâlimiz Dâim irfanda dilimiz İrfanda niyaz eylesin Âlâ gözlü arap atlar Ahdi bütün koç yiğitler Yeryüzünde biten otlar İrfanda niyaz eylesin Hacc’a giden can hacılar Görmesin ağrı acılar Yol oğlu müslim bacılar İrfanda niyaz eylesin Der Budala’m dünya fani Veren alır birgün canı Kusura kalmasın Ali İrfanda niyaz eylesin Der Budala’m oldu tamam İşte geldi sahip zaman Şeyh safiyan Oniki İmam İrfanda niyaz eylesin Cönk no: 9, s. 199-200 -6- (Budala İsmail) Cihân hevâ iken melek hulk etti Cemâlinden yaktı nar geldi geçti Cebrâil yarattı, üstâdın sordu Dehâna dönüldü dur geldi geçti İcâzet istedi pirini açtı Doksan bir yıl müdam havada uçtu Cebrâil gözüne bir kubbe açtı Uğruna rehnüma, nûr geldi geçti Cebrâil üstâttan sabağın aldı Nâz niyaz eyledi dergâha geldi Pire rahmet demek ol zaman kaldı Hünkârın sülbünden sır geldi geçti Sıçradı kuddamın basınca ferşe Elif taç başında ol arşa Feriştahlar baş indirdi Bektaş’a İnan dü cihânda bir geldi geçti Zülfikâr’la talib olan Ali’ye Biat itmez Hacı Bektaş Veli’ye Tab’ii ................. Süfyan kuluya Katır şu cihânda kör geldi geçti Ârif Ehl-i Beyt’e ikrâr yetirdi Onların tahtına sultan oturdu Kimi şehvet ile kendin yitirdi Kimisi pinhana dir geldi geçti İsmail’in bu sözlerin alana Tekebbür emeğin vermiş talana Çar gâmir şeş cihânda bilene Hünkâr Hacı Bektaş pir geldi geçti Cönk no: 10, s. 28-29 -7- "Elhamdülillah" şükür gördüm de bildim "Rabbü'l-Âlemin" Hak yola geldim "Errahmanirrahim”den rahmet buldum "Malikiyevmüddin" Ali görünür "İnna atayna" sure-yi Kevser'in başı Kevser dağıtmak Ali'nin işi Hasan'ın oddan yoğruldu aşı Hüseyin'in aldan tonu görünür İmam Zeynel de zindanda durdu "Hel etâ" suresi dilinde virdi "Nasrun minallah" Bakır'a erdi "Ve feth-i karib" Ca'fer yolu görünür "Elem neşrahleke" "Yasin Kef Hâ "Musa-yı Kâzım da çok çekdi cefâ Irıza'yı sevmek mü'mine safâ Muhabbetin doğru yolu görünür "Ve’ş-şemsi" Muhammed Tâki'de gördüm "Ve aleyke" Naki'ye erdim ayet-i Hak bildim Can u gönülden ikrarım verdim Kırklar meydanının zârı görünür "Elif-lâ" dedim de bu dâra durdum Askeri Mehdi'ye yüzümü sürdüm Budala İsmail'in dârını gördüm Hakk'ın bin bir ismi Ali görünür. Cönk no: 20, s. 10-11 -8- Ricaname Yine bir zulumat çöktü serime Hünkar Hacı Bektaş Veli gel yetiş Elim ermez yaranıma eşime Balım Sultan Kızıl Deli gel yetiş Efendimsin sana döndüm yüzümü Dermana gönderem yavru bazımı Balım Sultan ayırma körpe kuzumu Şah Kalender Balım Sultan gel yetiş Bilemedim nere gider yolumuz Kusur bizim bağladılar kolumuz ..... feta kan ağlıyor dilimiz Şah Hanım Kadıncık Dolu gel yetiş İnkâr olan inkâr Hakk’a kul olmaz İnsafı yok merhameti var olmaz Seyf-i sadık Ehl-i Beyt’ten yâd olmaz Kerbelâ'da yatan şehit gel yetiş Budala İsmail umudum Balım Boğazım zincirde nic'olur halim Mürvet hey erenler gayrete gelin Yedi iklim bekçisi Ali gel yetiş Cönk no: 20, s. 430 -9- Kara Seherde uğradım ben bir güzele Güzel dedim zülüflerin ne kara Korkarım ki elâ gözler göz ala Gözler sürmeli kaşların ne kara İsmi çıkıp âlemlerde öğüle Dudu kumru haber vermiştir güle Seher davlumbazı her dem döğüle Zülüf çevgan yanakların ne kara .................................(Eksik) İki gözüm doldu kanlı yaş ile Dostum kumaşın uydurmuş yeşile Ne aldır ol ne kırmızı ne kara Ne ziba yaratmış Yaradan Gani Sel oldu aktı gözlerimin kanı Gel bana rahmeyle mürüveet kâni Ben söylerim ne ak söyler ne kara Budala’m der neylerim ben malı Sohbet ile bulmuşum bu kemali Mahbup derler gösterem gül cemali Ne yağmura ne güneşe ne kara Erciyes, Sayı: 285, 9.2001: 21-22. Doğan Kaya-Âşık Budala
__________________
|
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Co- Admin
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
![]() |
CEYHUNİ
EL VURUP TABIBE INCITME BENI El vurup tabibe incitme beni Zira ask derdine derman bulunmaz Ne derttir bilmezem sızlatan beni Can gider visüle canan bulunmaz Var iken sinede hezaran daglar Ask oduna düstüm can evim yanar Yar ile sine saf olacak daglar “At bulunur meydan bulunmaz” Çok gördüm felegin serencamını Murat üzere kimler aldı kanımı Kanda nus ederse ecel camini Göçen Ceyhuni’ den nisan bulunmaz TIFL-I NAZIM YINE GELDIN HATIRA Tifl-i nazim yine geldin hatira Gurbet elde aglayayim bir zaman Muhabbet namemi kimler götüre Kime halim anlatayim bir zaman Yine mevce geldi derun kaynasir Hasret atesiyle gönül tutusur Eller bayram eder gülüp oynasir Ben karalar baglayayim bir zaman Kan karisti Ceyhun yine seline Gönül arzu çeker can iline Körpe kuzum bakar kimin eline Kan aglayip çaglayayim bir zaman SEVDANA TUTULDUM BEN BILE BILE Sevdana tutuldum ben bile bile Ey nar-i muhabbet yan içerimde Firak-i mihnetle derd-i hasretle Uyustu bagrimda kan içerimde Dilber zülfü gibi aklim perisan Gezerim alemi mest ü sergerdan Yari agyar ile gördügüm zaman Bogazima gelir can içerimde Ceyhun elde teber basta bir külah Gezerim alemi dergah-be-dergah Zeminden semaya çikti suz u Bir külhan-i ask var san içerimde IKLIMI CANANIN SOLDU GOLLERI Iklimi can soldu gülleri Bagi vuslat gülizarsiz olur mu Hal ehli halleder bu müskülleri Gonca harsiz bülbül z olur mu Reftara çiktikça karsi kemanim Sulasin yollari çesmi girvanim Ir gör endamini hüsnü tabanim Çin güzeli müskibarsiz olur mu Vefa resmin hublar etseler resid Can verip Ceyhuni eyler yine iyd Harabat ehline ta’neder zahid Asik olan sivekarsiz olur mu EVVEL ATES PÜSKÜRÜRKEN AGZIMDAN Evvel ates püskürürken agzimdan Simdi bir pamugu yakamaz oldum Tab ü fer kesildi iki gözümden Ipligi igneye takamaz oldum Içip içip asla bakmaz idim ben Kimsenin hatirin yikmaz idim ben Evvel meyhaneden çikmaz idim ben Nedendir bugünler çakamaz oldum Diyar-i gurbette çürüyüp kaldim Ömrüm telef edip Sürüyüp kaldim Kupkuru kaskati kuruyup kaldim Ceyhuni’yim lakin akamaz oldum ISITMA DESTANI Isitma tutunca hiç tutmaz elim Yakar bu tenimi kurutur dilim Otuz dokuz yorgan kirk sekiz kilim Örtünsem isinmam yine isitma Sen beni tutarsin olurum mestan Verirler yiyemem bir dilim bostan Her günün basina tek sana destan Söyleyim de vazgel benden isitma Yakalarsin beni kalirim dona Cevr ü cefa etme yazik bendene Temessüklü borcum var ise sana Göster senedini verem isitma Birdenbire gelme ansiz gelirsin Agu gibi azilarim sökersin Altin mi istersin sen ne sezersin Söyle de vereyim vazgel isitma Nisan ettin sabah gölgeleyince Afitab semayi ortalayinca Saat dört buçukta orta olunca Tuttun Ceyhuni’yi yine isitma AKIL BERI GEL BERI GEL Akil beri gel beri gel Bir gönüle nazar eyle Agiz söyler kulak dinler Ölen dile nazar eyle Bastir gövdeyi götüren Ayak menzile yetiren Kalmis isleri bitiren Iki ele nazar eyle Iki elim kizil kanda Çok günahlar vardir bende Mürüvvetle kerem sende Düsmüs kula nazar eyle Bezirgan olup da satma Sermeyene hile katma Yolun egrisine gitme Dogru yola nazar eyle Ceyhuni’yem gevher kani Hak sendedir özün tani Iptid yokla sen seni Sonra ele nazar eyle
__________________
|
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Halk Edebiyatı | MaSuM _ SiYaH | Makaleler | 0 | 06-07-09 19:31 |
| Halk şairlerimiz m-p | Renklerin Türküsü | Türk Yazarlar ve Şairlerimiz | 9 | 09-02-09 08:54 |
| Halk Şairlerimiz K-Ö | Renklerin Türküsü | Türk Yazarlar ve Şairlerimiz | 3 | 31-01-09 10:08 |
| Halk şairlerimiz E-H | Renklerin Türküsü | Türk Yazarlar ve Şairlerimiz | 5 | 31-01-09 09:50 |
| Halk Şairlerimiz - D - | Renklerin Türküsü | Türk Yazarlar ve Şairlerimiz | 3 | 31-01-09 09:34 |