ali
Resimkalemi Forum - Sanatçının Renkli Dünyasi  
AnasayfaResimSat Günün Mesajları Kimler Online Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   Resimkalemi Forum - Sanatçının Renkli Dünyasi > ŞİİR VE EDEBİYAT > Yazarlar ve Şairlerimiz > Türk Yazarlar ve Şairlerimiz

ResimKalemi.Com Özel Bağlantı Alanı

marmaranet

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 31-01-09, 08:34   #1 (permalink)
Co- Admin
 
Renklerin Türküsü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
Renklerin Türküsü is on a distinguished road
Standart Halk şairlerimiz...A -B

AGAHİ

Gel otur yanıma benim maşukum

Gel otur yanıma benim maşukum
Söyleyim derdimi yaz kerem eyle
Alem bilir ben de sana aşıkım
Eyleme bu denli naz kerem eyle

Beri gel beri gel yüzün göreyim
Ol ahu bakışlı gözün göreyim
Dokun tellerine sazın göreyim
Açma bir kimseye raz kerem eyle

Sen de dertli dertli ötme be hey saz
Değdikçe göğsüne yardan hub avaz
Yar beni de kulluk defterine yaz
Bari çok yazmazsan az kerem eyle

Bükme kulağını tanbur-ı aşkın
İnler gönlümüzce santur-ı aşkın
Olmuşum hüsnüne Mansur-ı aşkın
Tek zülfün teline as kerem eyle

Efendim kapında derban olayım
Bakayım hüsnüne hayran olayım
Ayağın tozuna kurban olayım
Geçmezem yar senden vaz kerem eyle

Gel ey canan gayri gitme yanımdan
Bu hasretlik gitmez oldu canımdan
AGaHİ can kuşu uçar tenimden
Elinle mezarım kaz kerem eyle


Hilebaz diyorlar azizim amma

Hilebaz diyorlar azizim amma
Ne hilem ne de bir hileciğim var
Kimisine baldan lezizim amma
Kimine zehirden acılığım var

Yüzüm döndürmedim adu taşından
Kaynadı kazanım aşk atasından
Değirmen yaptırdım gözüm yaşından
Usta değilsem de suculuğum var

Gahi usta eyler gah sucu eyler
Gahi yara acar gah ilaç eyler
Hasılı dost bizi eğlence eyler
Böylece yar ile cilveciğim var

Kimisi Bedevi kimi Hambelî
Kimisi Maliki kimi Sünbüli
Ben de kızılbaşım Allah'ın kulu
Hemi de Güruh-ı Naci'liğim var

Bak şu zahide ki ne söylemişler
AGAHİ kızılbaş amma demişler
Hac'ca gitmez diye ta'n eylemişler
Benim ise yılda hacılığım var


Size bir güzelce nasihatim var

Size bir güzelce nasihatim var
Ne muamma gibi ne rumuz gibi
Dur ki göstereyim marifetim var
İcatlar çıkardım İngiliz gibi

Söyleyim halimi dinle efendim
Ben ehl-i san'atım) olmaz mı fendim
İcatlar çıkardım kendime kendim
Akıllı adamım Fıransız gibi

Her bir ahvalimi dur söyleyim ben
Adem miyim hayvan mıyım neyim ben
Kaburgası kalın bir kimseyim ben
Kakmakla yürümem koc'öküz gibi

Çok güzelim kirpiğim yok kaşım yok
Ayıbım ağzımda dört de dişim yok
Dilberlikte emsalim yok eşim yok
Görenler tutulur bana kız gibi

Şimdi bir söz söyler harften düşerim
Ayıbım bu ayak üstü işerim
Be hey herif bu aklına şaşarım
Bari sen de bir söz söyle söz gibi

Doğrusun söylemek işime gelmez
Anınçün bir kimse başıma gelmez
Buna dair şeyler düşüme gelmez
Hac'la zekat oruç ve namaz gibi

Ne alimim ne hod okur yazarım
Ne Cuma tutarım ne de Pazarım
Karhanede meyhanede gezerim
İçerim esrarı Kaygusuz gibi

İşte bu alemin Deccal'ı benim
Azrail olsa da vermem bu canım
Ben bir kabadayı şuaradanım
Öterim çöplükte şol horoz gibi

Söylerim böyle çat pat gahi gahi
Ne eğri bilirim ne doğru rahı
Yeter artık çok uzatma AGAHI
Yırtarım ağzını eski bez gibi


Arzusun çektiğim ey kaşı kare

Arzusun çektiğim ey kaşı kare
Seni gördüm cesedime can geldi
Zelha gibi intizarım o yare
Kavuştum Yusuf-i Kenan'ım geldi

Yare meyil verdim getirmek için
Yar eli yöremi bitirmek için
Gönlümün tahtında oturmak için
Vücudum mülküne Süleyman geldi

N'olur bir yol visaline erince
El bağlayıp divanına durunca
Gül yüzlü yar cemalini görünce
Bugün bana iman geldi din geldi

Yar ile kısmetim ayrı seçildi
Bal yerine ağu şerbet içildi
Kurumuştu damarlarım açıldı
Şimdi benim vücuduma kan geldi

Bülbül de gül için ah ü feryatte
Aşık maşukunu bulur elbette
AGAHÎ yar ile tenha halvette
Muhabbet edecek bir zaman geldi


Seher vakti çaldım yarin kapısın

Seher vakti çaldım yarin kapısın
Baktım yarin kapıları sürmeli
Boş bulmadım otağının yapısın
Çıkageldi bir gözleri sürmeli

Açtırıp kapıyı girdim içeri
Aklımı başımdan aldı bir peri
Dedim sende buldum halis gevheri
Dedi seni bir mehenge sürmeli

Dedim hiç yapı yok senin yapında
Oynanılmaz urganında ipinde
Ölene dek bekleyim mi kapında
Dedi yok yok seni burdan sürmeli

Dedim ki ne kadar yüzümden bezdin
Etim kebap edip derimi yüzdün
Aşık katletmeye silah mı düzdün
Martin ile mavzer bir de sürmeli

Şu kevn ü mekanı tuttu ışığın
Nöbetin bekleyen alır keşiğin
Beklemeli o sultanın eşiğin
Günde yüz bin kere yüzler sürmeli

AGAHİ karıştır kanı yaş ile
Hak bulunmaz hayal ile düş ile
Yetemen menzile bu gidiş ile
Hemen aşk atına binip sürmeli


Sofu sen kendini arif sanırsın

Sofu sen kendini arif sanırsın
Benden özge arif yok yok diyerek
Suret-i zahirde kafa sallarsın
Oturur kalkarsın Hak Hak diyerek

Guş eyle pendimi ey sofuzade
Sen bu gönül ile kafirsin dağda
Senin gibi gezer leylek havada
Geçirir ömrünü lak lak diyerek

Onda körsün eğer bunda kör isen
Rah-ı erenlerden bi-haber isen
Yarın Hakk'ın divanına varırsan
Kovarlar dışarı çık çık diyerek

AGAHİ'nin bu sözünde durmazsan
Ebedi kör kalın meydan görmezsen
Hacı Bektaş tarikine girmezsen
Sonra canın çıkar hık mık diyerek


Efendim sen benim tac-ı serimsin

Efendim sen benim tac-ı serimsin
Yerin var başımda dinim imanım
Mabudumsun maksudumsun yarimsin
Anın için yoktur şekk ü gümanım

Günahkar kulunam gel eyle ihsan
Ben karışmam işte gönlüm işte sen
Bugün değil yarın değil her zaman
Unutmam yar seni dökseler kanım

Mail oldum kaşın ile gözüne
Beni yaktın ateşine közüne
Dayanamam bu cilvene nazına
Gel bize bu cevri yapma sultanım

Döndü celal ile baktı bize yar
Aklımı başımdan kıldı tarumar
Kerem eyle doldur camı kadehkar
Yetiştir badeyi çıkıyor canım

AGAHİ bu yolda narabat oldum
Ne Hakk'a kul oldum ne ümmet oldum
Yar senin aşkınla malamat oldum
Beni bilmez misin eski cananım


Dilber hanemize buyur bu sabah

Dilber hanemize buyur bu sabah
İşte senin ile sözü keserim
Bir binlik rakı al bir güzel kadeh
Ben de mezesine kuzu keserim

Bari beş yüzlük al binlik almazsan
Ağzına koy getir şişe bulmazsan
Sen de benim davetime gelmezsen
Ben de yollarından gözü keserim

Meyl-i muhabbetin gördüm beğendim
Böyle tedbir ettim kendime kendim
Davetime buyurmazsan efendim
Selamı sabahı nazı keserim

Gelirsen boş gelme göreyim sizi
Olursa cok olsun istemem azı
Beş yüzlüğün mezesine bir kuzu
Binlik olur ise öküz (ü) keserim

Kaba kaba laf atarsın AGAHİ
Öküz bulsam ben koşarım vallahi
Sade boş çıkarmam ol yüzü mahı
Tavuktan culuktan kazı keserim
__________________

Konu Renklerin Türküsü tarafından (31-01-09 Saat 08:40 ) değiştirilmiştir.
Renklerin Türküsü isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
ResimKalemi.Com Özel Bağlantı Alanı
test2

Alt 31-01-09, 08:36   #2 (permalink)
Co- Admin
 
Renklerin Türküsü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
Renklerin Türküsü is on a distinguished road
Standart Cevap: Halk şairlerimiz

aşık deman'i baba
(1843-919)

tokat'ın artova ilçesi, ulusaray bucağı, bayazıt köyünde doğmuş, yine aynı köyde ölmüştür. babası ibrahim efendi, anası gülem ana'dır. asıl adı mehmet'tir.

1887 yılında hacı bektaş dergah'ına gidip ahmet cemalettin efendi'den icazet almış ve ahmet cemalettin efendi kendisine deman'i mahlasını vermiştir. bucak müdürlüğü yaptığına göre okur-yazar olduğu söylenebilir. kısa memurluğu dışında yaşamının geri kalanını köyünde çiftçilik yaparak geçirmiştir.


iki cihan halk selveri mustafa

cümbüş verip kalp evimi coşturan
iki cihan halk selveri mustafa
ehli beyit kullarına yardımcı
iki cihan halk selveri mustafa

imam hasan, şah hüseyin, iriza
zeynel abidin'in gülleri taze
varınca divanda yardım et bize
iki cihan halk selveri mustafa

bakır'in, cafer'in derdine düştük
musa'yı, kazimden bir dolu içtik
iriza yolunda biz serden geçtik
iki cihan halk selveri mustafa

muhammed, taki'dir dinin evveli
aliyel naki'dir ceddim cemali
medet mürvet ey gözleri mevali
iki cihan halk selveri mustafa

bu deman'i okur emir fermam
hasan ali asker'i gönlümün yarı
mehdi gelir her dertlerin dermanı
iki cihan halk selveri mustafa



beni dostun cemalinden ayırma

on sekiz bin alem halkeden huda
beni dostun cemalinden ayırma
her zaman yalvarır sana yürekten
beni dostun cemalinden ayırma

evvel kapı şeriattır gelene
ikincisi tarikattır bilene
müminlerde heves olmaz yalana
beni dostun cemalinden ayırma

marifette kurban tekbirsiz yenmez
aşıkların sırrı yadlara denmez
gerçekler cahilin yurduna konmaz
beni dostun cemalinden ayırma

erenlerin katandır bu katar
sıdkınan seveni yabana m'atar
dostun bahçesinde bülbüller öter
beni dostun cemalinden ayırma

bu deman'i der ki neyleyim eli
dost bağından aldım bir gonca gülü
müminler ustad'ı bektaşi veli
beni dostun cemalinden ayırma



eğlen bu kapıda kal dedi bana

dün gece seyrimde bir muhib gördüm
kuduret lokması al dedi bana
kuduret lokması kendi hunundan
dört kapıya doğru gel dedi bana

dört kapının biri geriye kalır
su ile cesedim pak oldu sanır
beş vaktini kılan cennetlik m'olur
münafığın kavlin bil dedi bana

tarikata girip gürültü etme
aklına geliri gelmezi tutma
ilmin pek çok ise hakk'ı unutma
yol ile erkanı bil dedi bana

marifete giren teli kıramaz
ikrarsız olanlar yola yaramaz
murailer didar yüzü göremez
müminlerin gönlü gül dedi bana

hakikatin hatmi tamamı nedir?
pak eyle özünü cesedin yudur
sorarsan mürşidin buyruğu budur
eğlen bu kapıda kal dedi bana

deman'i der bir ikrara durursan
arayıp da mürşidini bulursan
yetmiş üç makama doğru varırsan
kerbela'ya uğrar yol dedi bana



binde bir can eremedi bu sırra

ta ezelden kandildeki nurdayım
binde bir can eremedi bu sırra
resul'ün önünde bin bir yerdeyim
binde bir can eremedi bu sırra

resul'ün önünde müşkül iş idim
kaygusuz sultan'la odun taşıdım
cihan var olmadan bir nakkaş idim
binde bir can eremedi bu sırra

mürşit meydanında kabirim kazdım
deryalar yüzünde çok vakit gezdim
zebur'u, tevrat'ı, kur'an'ı yazdım
binde bir can eremedi bu sırra

incil'in içinden bir nokta aldım
isa'yı ruh ile eğlendim kaldım
allah bir muhammed ali bir bildim
binde bir can eremedi bu sırra

ham olan yakub'un çeşminin yaşı
kendinde görmüyon mahı güneşi
doksan bin evliya ser çeşme başı
binde bir can eremedi bu sırra

deman'i der arşı kürsi seyr ettim
can mekan ilinden menzile yettim
şu fena mülküne çok geldim, gittim
binde bir can eremedi bu sırra



hızır lale sultan gele ulaşa

bugün müminlerin bayram gecesi
hızır lale sultan gele ulaşa
aşkta meleklerin seyran gecesi
hızır lale sultan gele ulaşa

münafık olanlar bunu tutmadı
yedi gün emekler zaya gitmedi
sıtkınan çağranı yada atmadı
hızır lale sultan gele ulaşa

deman'i der vücudun oruç ola
cümlemizin boynu eğri bu yola
çağırın erenler sahibi gele
hızır lale sultan gele ulaşa



erenler darında bir pazar eyle

cümle alem hesabını bilmezsen
vücudun evine bir nazar eyle
akıl, fikir, ilim adem'e indi
hakk'ın haznesine bir nazar eyle

adem-i balçıktan yapıp halk etti
aşıklar gerçekten bir daman tuttu
dört anasır birisine el attı
ateş ile suya bir nazar eyle

ademi yedi hat bir bir okudu
gerçekler özünü kevserde yudu
adem'e mushaf-ı şerifim dedi
yüz dört kitabına bir nazar eyle

müminler ervahı şiî'dendir yeri
gönül münevverdir allah'ın nuru
cemalin nakşıdır hakk'ın defteri
yedi esmasına bir nazar eyle

deman'i der canım pîrime feda
muratlar verici ol gani huda
sene bin ikiyüz doksan altıda
erenler darında bir pazar eyle



kaftan olsa ben giyemem peşime

be erenler hakk'ı bulması ne güç?
haklı yoldan çare bulam başıma
bir suç atlas olsa gelse meydana
kaftan olsa ben giyemem peşime

günahlısın desem bana tez küser
elimde kılıcı küfürler keser
kişi kabul etmez hemen bağ yasar
öldürsen de kar eylemez haşime

acemilik etme yola doğru bak
cümleyi halk eden halik-ül hallak
bizim gibi aşık çok geldi mutlak
bazı hannas mennas girer düşüne

deman'i der doğru yolundan şaşma
yukarı bakıp da belleri aşma
küheylan at ile hendeğe düşme
bir gün neler gelir garip başına



sultan feyzullah

kalktı göç eyledi mülkün sultanı
şefaat kanısın sultan feyzullah
şu fani mülkünden çekti göçünü
şefaat kanısın sultan feyzullah

sene bin iki yüz doksan beş oldu
mümin bağırları boran kış oldu
bir feyzullah şehitlere baş oldu
şefaat kanısın sultan feyzullah

velefendi şehzadeler atalar
firakı hasrete onlar yanarlar
kerbela çölünde üryan olanlar
şefaat kanısın sultan feyzullah

ta evvelden iman ikrar yerine
ervahından aşık oldum nuruna
pir cemali, vekil koydu yerine
şefaat kamsın sultan feyzullah

ehl-i beyit kapısında bir olan
girip üçler kapısında sır olan
balım sultan bahçesinde nur olan
şefaat kanısın sultan feyzullah

bu deman'i bu dergahın kuludur
içtiğimiz pîr elinden doludur
pîrim hünkar hacı bektaş veli'dir
şefaat kanısın sultan feyzullah



mehdi resul sahip zamana kaldı

ahir zaman oldu neler söyleyim
mehdi resui sahip zamana kaldı
halim efendime ifade eyleyim
mehdi resul sahip zaman'a kaldı

bilin ki aşk ile çok olur coşan
nefsine uyup da yolundan şaşan
varıp iblis tuzaklarına düşen
mehdi resul sahip zaman'a kaldı

kocaları küçük, bacılar büyük
kulakları sağır, yenleri sökük
kuru ağaç gibi olmuşlar höyük
mehdi resul sahip zaman'a kaldı

kızları atanın sözünü tutmaz
adudan mervan'dan yüzünü örtmez
yedi tamu bunları kabul etmez
mehdi resul sahip zaman'a kaldı

yol ile erkana gel derim gelmez
saban demiriyle mercan delinmez
inkarlar yezitler bu size kalmaz
mehdi resul sahip zaman'a kaldı

kıble tarafından bir sancak gelir
ikrarı bilmeyen nerede kalır
alem zülfikar'ın eline alır
mehdi resul sahip zaman'a kaldı

deman'i'm der yolu kuranlar gelsin
aduyu mervan'ı kıranlar gelsin
alem zülfikar'ın eline alsın
mehdi resul sahip zaman'a kaldı



az kaldı

yaramaz mahlukun yeri cehennem
imanı, ikrarı bilen az kaldı
arifin kelamı doğrudur her dem
doğrusun söylesen alan az kaldı

bu mahluk, bu yolun evvelin bilmez
bin kelam söylesen birini duymaz
imamlar hayıfı geriye kakmaz
münafık çok kaldı, mümin az kaldı

kapıdan girince köşeyi beller
yarın mahşer günü nic'olur haller
oturmuş sofular yaşını söyler
sıdkile irfana giren az kaldı

çok mahlukun sözü hep de yalandır
hayrını koyupda şerri bilendir
mürailik edip yüze gülendir
kırkıdıp dostunu bulan az kaldı

ahiri bu cihan harap olacak
ol ahmet isminde bir er gelecek
muhib olanları gayet sevecek
münafığa kıştır sanma yaz geldi

bu deman'i der ki, ah aman aman!
zaman sofusunda binde bir iman
yetiş imdadıma ol sahip zaman
hakk'ın korkusunu çeken az kaldı



evveli ahırı bire bağlandı

(elif) allah on sekiz bin alemi
(be) yinen muhabbet bize bağlandı
(te) türab olanlar çekmedi gamı
(se) fahri kainat fahre bağlandı

(cim) cemalin nuru yiğit süruru
(ha) yi hak bil haydan haber al yolu
tuttuğum damandır dar ali darı
divanı dergahta yere bağlandı

(zel) zihnimden gitmez birin korkusu
ayrı doğacaktır yurda hepisi
(ze) zülalim müminlerin kapısı
dört kapı kırk makam pîre bağlandı

(sin) sualim veren irfan deminde
(şın) in şem'asıda yandı gönlümde
(sad) sadık olanlar pîr meydanında
lahmike lahminde bire bağlandı

(dad) ile muhabbet dilli erenler
(ti) talip olup da canı verenler
kırkıdıp bu yolda özün görenler
cismiyle cesette yere bağlandı


(za) ile zulmedip nasibin veren
(ayın) kainatın binasın kuran
(gayın) beyan kelam şerhedip bulan
doksan bin alemdir bire bağlandı

kayman fehmedip özünü gören
(kaf) kadimdir cümle mürvetler veren
(kaf ü lam) kafiri putları kıran
hünkar hacı bektaş pîre bağlandı

enam ile elham huda'dan indi
(mim) muhammed ismi serteser oldu
otuz iki huruf bir (nun) dan doğdu
evveli ahiri bire bağlandı

deman'i der (vav) vilayet madeni
(he) yle (elif) zikrederim huda'mı
onun için hak bilirim ademi
ezeli ervahlar (ye) ye bağlandı



bilmeli

gel gönül fehmeyle sen özünü gör
şüphe yok ki ibadetin bilmeli
şeriati kurdu fahri kainat
tarikatta irehberi bilmeli

açılınca tarikatın kapısı
lal ile cevherdir inci yapısı
marifette bir oldular hepisi
sırrı hakikate doğru gelmeli

hakikatin kapısını kuransın
yedi iklim dört köşeyi görensin
dolaşıp da tur dağı'nı soransın
hünkar hacı bektaş veli bilmeli

yedi kat nurdandır çatal kapısı
gök eşik'tir müminlerin deposu
balım sultan bahçesinin kokusu
sultan feyzullah'tır pîri bilmeli

bu deman'i okur yedullah ayet
kulunum kapında eylerim hizmet
balım sultan yaramıza sen el kat
nasip veren yeşil eli bilmeli



gel inciyi bil

sıdk ile severim incitme beni
lal ile gevheri gel inciyi bil
tunç kıymeti olmaz arif yanında
dür eyle pak zatın cevahiri bil

cevahir taşının kıymeti olmaz
inşallah irakıp şaz olup gülmez
gerçek yari olan yadları bilmez
sana muhabbetim gel irfanı bil

bu irfan içinde hapsettin beni
bu dünyadan evvel ahiri kani
malım mülküm deyü güvenme yani
halk eden halik'i yaradan'ı bil

yaradan yaratmış kaşların hilal
bu gözler mestane olmuş bir zülal
nicenin alnında üç niyaz hilal
edelim secdeyi kalpgahını bil

bu deman'i der ki hak'tan rıza bul
özünü bilene makbuldür bu yol
hazreti pîr eşiğinde kulum ol
kul olana kul ol mabudunu bil



gönul

gönül bahçesinde bir gül açıldı
bahçe bağbandını bilsene gönül
bahçenin bağbandı ali değil mi?
kadim ırızaya dursana gönül

hakk'ın ırahmeti yoğa saçılmaz
mürebbinden musahipten geçilmez
gıyaben boyuna kaftan biçilmez
verdiğin ikrarı bilsene gönül

musahip kavline bir olup biten
anasır hükmünde oynayıp utan
yedinci katta resul önüne yatan
cömerdi sakiyi bilsene gönül

bir kişi de vücut sırrını bilse
bu yolu kurdular on yedi kimse
mehdi resul sahip-zaman bir gelse
yol ile erkanı bilsene gönül

balım sultan kızıl deli bir nurdan
bir "hû" çekip münafığı eriden
himmet edip cansız duvar yürüten
pîrin eşiğine varsana gönül

deman'i der mürşitten kuşak kuşan
seher vakti sevdiğine kavuşan
araya bir yıldız koydular nişan
nişanın sahibin bilsene gönül



kurbanım

bir nur doğdu tebellüğün üstüne
severim ali'yi yola kurbanım
yedi kat yer, yedi kat gök semavat
başında elifi tac'a kurbanım

alnında balkıyan zöhre yıldızı
daim bu gününde anarız sizi
dergahından mahrum eylemen bizi
serimiz meydanda dara kurbanım

kaşların sûresi yed-ullah ayet
gözlerin nurundan var oldu cennet
cemalin hakkiyçün eyle bir himmet
hak'tan hitap geldi pîre kurbanım

kibarı beytullah mihrabım sensin
muratlar verici kanı hünkarsın
ezeli ervahtan kandilde nursun
şefaat kanısın sırra kurbanım

viran gönlüm mamur oldu erenler
dost ilinden doğru haber verenler
fark edip de yolda özün görenler
hakikat içinde hale kurbanım

hakikatli olur müminin işi
imana ikrara bağlıdır başı
sırrı tarikatı olur bektaşi
ol hazreti hünkar pîre kurbanım

deman'i der doğar bunun temeli
mürşit kapısıdır dinin evveli
pîrim hünkar hacı bektaşi veli
bunları zikreden dile kurbanım



nasip veren yeşil eli gözlerim

bir mekan elinden geldim cihana
er balım sultan'in yolun gözlerim
cemalini gördüm divane oldum
server muhammed'in yolun gözlerim

cemalin hattında yazılı ayet
severim fikrimde derunda gayet
altı bin altı yüz altmış altı ayet
kırklar meydanında dolu gözlerim

kırklar meydanında bir dolu içtim
kırklar esirgedi irfana düştüm
kerbela çölünde cenge karıştım
imam hüseyin'in yolun gözlerim

kerbela çölünde çektiler çile
cümle veli nebi uğrar bu yola
kızıl deli sultan başında bile
hünkar hacı bektaş veli gözlerim

sefil deman'i'yi yaratan allah
mümin ervahını bir eden allah
bizayırma cemden sıradan allah
nasip veren yeşil eli gözlerim



sevdası serime yazıldı gordum

la ilahe illallah amentü billah
dadı damağıma ezildi gördüm
cennet'i ala da huri kızları
güzeller karşıma düzüldü gördüm

bir hürü bakışlı beni yandıran
kırklar meydanında girerken öğren
01 şakk-ı kamerden bir nuri bölen
sevdası serime yazıldı gördüm

hırsın nefsin öldürürsen hey aşık
gine kendözünden doğar bir ışık
mesthane suyundan alıncak keşik
gönlüm al baharlı yaz oldu gördüm

üstadım ali'dir dersimi veren
bir kenci nihandan muhabbed bulan
bu meydanda kaptan kaba koyulan
bal ıravan oldu süzüldü gördüm

deman'i der mahşer olacak bir gün
bu cemal allah'ın bu didar her gün
kerbela çölünde imam hüseyin
şehitlik serine yazıldı gördüm



yüz dört kitap sende birini gördüm

ziyaret eyledim mutahhara'yı
evladı resulün yerini gördüm
gönül bahçesinde sultan sarayı
on iki isimin vannı gördüm

on iki isimden ziya verdiler
zöhre yıldızını onda gördüler
dört kapıya kırk makamı kurdular
irfanın içinde yarimi gördüm

irfan ile anlar ikrarı bilir
her irfana giren bir yoldaş bulur
aşıklar ustadan dersini alır
yüz dört kitap sende birini gördüm

yüz dört kitap indi biri zuhura
balım sultan cümle muratlar vere
imanımız vardır aslı tahire
vaktin imamının nurunu gördüm

deman'i der bu gafletten uyandım
aşık oldum aşkın oduna yandım
hizmet ettim bu dergaha güvendim
ol hazreti hünkar pîrimi gördüm



cihana bir sahip gönder yaradan

sene bin ikiyüz doksan altıda
devranı hayıra dönder yaradan
uyana ashaplar kırklar yediler
cihana bir sahip gönder yaradan

cihanın sahibi ali'sin ali
ta ezel ezelden kurdun bu yolu
pîrim hünkar hacı bektaş-ı veli
icazeti pirden gönder yaradan

yüzyirmi dört bin nebi'nin aşkına
sen ali'sin yardım eyle düşküne
kabe-i beytullah mekke aşkına
verin muradımız mürvet yaradan

arafat'a gelen hacılar için
naci silsilesi bacılar için
arz eyle günahım bağışla suçum
kalma günahıma mürvet yaradan

deman'i'ye ola hak'tan inayet
habibin hakıyçün eyle bir himmet
balım sultan yaremize sen el kat
koyma zulumette mürvet yaradan



kuduret ilmidir gelir yüz ondan

yüz dördün içinde nice haller var
üstünde öğüt var, altında bal var
seni kim ağlattı var, ona yalvar
ağlarım, yanarım derdim yüz ondan

şefaat kanıdır ol resulullah
ona şek getiren kafirdir billah
okunur farkının yek kulhuallah
vallahi didar ver dilim yüz ondan

başında taç ile fermanı berat
alnında yazılı secdeyi davet
bu kaşlar kalemdir sırrı kuduret
kuduret ilmidir gelir yüz ondan

bu gözler seyfıdir ayne-i devran
yüz bin şakk-ul kamer eyledim seyran
dudak muhabbettir der yalı revan
errahman-nirrahim dersim yüz ondan

deman'i der noksanı hak yetirir
vücudun pak ise sultan oturur
cebrail habib'e vahiy getirir
getiren huda'dır gelir yüz ondan



benim kılavuzum akkoca sultan

haki türap oldum düştüm yollara
benim kılavuzum akkoca sultan
seni bekçi derler yüksek bellere
benim kılavuzum akkoca sultan

adunun münkirin gözüne melal
gene imdad senden ey ceddi cemal
mürvet düşmanların elini sen al
benim kılavuzum akkoca sultan

gördüm erenleri gönlüm şaz oldu
gitti kırcı boran bahar yaz oldu
şimdi bu meydana niyaz farz oldu
benim kılavuzum akkoca sultan

hû dedim darına durdum sultanım
nuri vahit muhabbete hayranım
geldi eşiğine canım kurbanım
benim kılavuzum akkoca sultan

bu deman'i eydür gel nazar hakla
eğer arif isen özünü yokla
garip erenleri sen sakla bekle
benim kılavuzum akkoca sultan



gül yüzlü sultanım sen sefa geldin

hayli vakit yollarında gezerim
gül yüzlü güneşim sen sefa geldin
sen ali'sin hayır dilek dilerim
gül yüzlü güneşim sen sefa geldin

hayır dilek kabul ola bu demde
kaşların beytullah kavsi kalemde
aynen müşahede arzum cemalde
gül yüzlü güneşim sen sefa geldin

ihlası şerifsin bir de kuran'sm
yed-ül kalem duran gün gösterensin
tanışık takınıp nasip verensin
gül yüzlü güneşim sen sefa geldin

gönlümden gitmiyor dostun hayali
balım sultan şah kalender'in gülü
pîrim hünkar hacı bektaş-ı veli
gül yüzlü güneşim sen sefa geldin

deman'i'm der intizarım bu yare
hasretinden gelen peri peykare
işte geldi mürşit yaremi sara
gül yüzlü güneşim sen sefa geldin



yar sen mi geldin?

hayli vakit ben dostumu görmedim
gönül hasireti yar sen mi geldin?
el uzatıp gonca güller dermedim
bahçenin bağbandı yar sen mi geldin?

şu gönlüm içinde hem bahçem bağım
istemem benliği ben orda yoğum
arifler içinde hem sözüm savım
müşküller halleden yar sen mi geldin?

müşküller halleden er balım sultan
bunalıp gelenin carına yeten
mağribin topunu maşrıkta tutan
onun dostu ali yar sen mi geldin?

arif olan oynar amma utulmaz
güneş misalidir elde tutulmaz
bu dünyaya evvel ahir yetilmez
sefiller carına er sen mi geldin?

bu deman'i'm der ki yaram sızılar
gönül hak gördüğü yari arzular
bize yardım etsin şehit gaziler
şehitler serdarı pîr sen mi geldin?



güzellerin serfirazı hoş geldin

çoktan beri yollarını gözlerim
güzellerin serfıraz'ı hoş geldin
muhabbetin can evinde gizlerim
güzellerin serfiraz'ı hoş geldin

veçhinde açılan güle kurbanım
cemalini gören kula kurbanım
arz edip geldiğin yola kurbanım
güzellerin serfiraz'ı hoş geldin

ruyünde açılan gonca güllerin
beni mecnun etti şirin dillerin
mevlam ihsan etti açtı yolların
güzellerin serfiraz'ı hoş geldin

benim pirim bu fakire bakasın
dertli sinem yarasini sarasın
bu edna kuluna ihsan kılasın
güzellerin serfiraz'ı hoş geldin

cemalini gören abına yundu
sevdiğim elinden bir bade sundu
arzuman zade'dir ali efendi
güzellerin serfiraz'ı hoş geldin

deman'i yakub'dur nutkuna eren
ya mahrum mu kalır darına duran
kaşların mihrabı yasin velkuran
güzellerin serfiraz'ı hoş geldin



ser verip meydanda can veren gelsin

işte geldi mecerayı kerbela
ah edip kanlı yaş dökenler gelsin
on iki imama biati olan
ser verip meydanda can veren gelsin

seri başı alıp koyduk meydana
can kimin, mal kimin be hey divane?
halim arz edeyim ulu hünkara
ol hazreti pîri bilenler gelsin

fazlı gibi kendin hançere veren
bir ayak üstüne eğlenip duran
kırkıdıp bu yolda özünü gören
mansur gibi dardan asılan gelsin

eyüp gibi derde mübtela olan
yusuf gibi ahla zarlarda kalan
kenan ülkesine hem sultan olan
bu çevri cefayı çekenler gelsin

bu deman'i der ki birledim hakk'ı
ne anlasın bundan kör olan fakı
kırklar meydanında ırılan saki
nuş edip badeyi içenler gelsin



pirim abdal musa kabul eylesin

hak için meydana gelen lokmayı
pîrim abdal musa kabul eylesin
ali-yül murtaza erenler payı
pîrim abdal musa kabul eylesin

imam hasan hüseyin'in yoluyçün
zeynel abidin'in gonca gülüyçün
bakır'ın, cafer'in çeşmi seliyçün
pîrim abdal musa kabul eylesin

musa, kazım, ınza'mn vanyçün
taki-naki askeri'nin sırnyçün
evliya enbiya yüzü nuruyçün
pîrim abdal musa kabul eylesin

deman'i yalvarır mehdi mah içün
sabah sabah doğan güneşler içün
pîrim hacı bektaş veli'nin içün
pîrim abdal musa kabul eylesin



imam hüseyin

durdum divanına ellerim bağlı
yetiş imdadıma imam hüseyin
şu aşkın elinden ciğerim dağlı
yetiş imdadıma imam hüseyin

bunca dertlilerin dermanı sensin
müminlerin kanadısın kolusun
pîrim hünkar hacı bektaş veli'sin
yetiş imdadıma imam hüseyin

dertlidir yüreğim, derdim binden çok
nice biat vardır yetmiş üçü hak
ali'nin oğlusun bunda güman yok
yetiş imdadıma imam hüseyin

macera'yı kerbela'nm bir günü
mülkümüz şu dünya fanidir fani
ulaş hızır ulaş bugün car günü
yetiş imdadıma imam hüseyin

deman'i der kur'an hak kur'an-ullah
sevenin gönlünden gitmiyor billah
cümlenin muradın ver allah allah
yetiş imdadıma imam hüseyin



hep senin dertlerin imam hüseyin

muharrem ayında bir hayal geldi
hep senin dertlerin imam hüseyin
ayrılığın oku sinemi deldi
hep senin dertlerin imam hüseyin

ayrılık derdinin dermanı nedir?
yanıyor yüreğim muhabbet birdir
benim sevdiceğim pirler piridir
hep senin dertlerin imam hüseyin

macerayı kerbela'nın bir günü
mülk etmen dünyayı fanidir fani
yetiş hızır yetiş bugün car günü
yetiş imdadıma imam hüseyin

yüreğim dertlidir derdim binden çok
nice biyat vardır yetmişüç'e hak
cümleyi yaradan helleden hellak
yetiş imdadıma imam hüseyin

deman'i der gördüm gene bir seyran
yaktın yüreğimi sen ettin büryan
bu mülkün sahibi ol şah-ı merdan
ah senin dertlerin imam hüseyin




ırıza olsun

nasip bölüşülür huda'nın emri
herkes tecellii mza olsun
dost için akiye içmesi gam mı?
herkes tecellii ınza olsun

niyazımız vardır gül yüzlü yare
cümlenin nasibin ol huda vere
az vermiştir çok istesem çare ne?
herkes tecellii ırıza olsun

ey deman'i yüksek gitme, engin bak
padişahlar padişahı emri hak
imanım var vadesizce ölüm yok
herkes tecellii mza olsun



bizden nazlı yare niyazlar olsun

gönül arzuluyor dostun ilini
bizden nazlı yare niyazlar olsun
inşallah gelirim gözle yolumu
bizden nazlı yare niyazlar olsun

aşıklar sırrını yad ele demez
çok çok ile azlar az ile olmaz
firdevs bahçesinin gülleri solmaz
bizden nazlı yare niyazlar olsun

bu deman'i der ki yoktur zaranm
dünyada kalmadı sabrım kararım
dostum ile ikrarımı ararım
bizden nazlı yare niyazlar olsun



mübarek muharrem günleri bugün

işte geldi müminlerin matemi
mübarek muharrem günleri bugün
belli olur yahşi ile yamanı
mübarek muharrem günleri bugün

bir orucun tutan dediler naçar
ikisin tutandan münafık kaçar
üçünü tutanlar kevserler içer
mübarek muharrem günleri bugün

dördünü tutana çok ihsan olur
beşini tutana nasipler gelir
altısın tutanlar dersini alır
mübarek muharrem günleri bugün

yedisin tutanlar yetmişe yeter
sekizin tutanlar göz gönül katar
dokuzun tutanı yabana m'atar
mübarek muharrem günleri bugün

onunu tutanlar keremi kalır
onbirin tutana kevser verilir
onikisin tutan baş tacı olur
mübarek muharrem günleri bugün

on ikide kurbanları tığlanır
ah hüseyin deyü yanıp ağlanır
kendini bilenler kara bağlanır
mübarek muharrem günleri bugün

münafık olanlar gülüp oynarlar
kekil kesip türlü türlü bağlarlar
ali evladına garaz eylerler
mübarek muharrem günleri bugün

oradan yürüyüp şam'a gittiler
ali evladına bühtan ettiler
el elden tutup da horan teptiler
mübarek muharrem günleri bugün

deman'i der bu iş ali'den kaldı
sene bin üçyüzdür yediye geldi
kerbela'da imamlar şehit oldu
mübarek muharrem günleri bugün



deryalarda çarkı döndüren haydar

muhabbet bahrinde bir dolu içtim
bu melil gönlümün gülşanı haydar
fırtınalar ummanlara karıştı
deryalarda çarkı dönderen haydar

bülbülüm diyenler güle vurulur
aşık olan cüım" aleme duyulur
kuduret hunundan nasip verilir
bilip nasibini gönderen haydar

aşıklar gerçekten payını alır
iblis olan bu dergahtan sürülür
sağ yanından beratlann verilir
icazeti pirden aldıran haydar

icazetim şahı merdan ali'den
cümlenin umudu bektaş veli'den
aşkı olan aşık içer doludan
sakiye ezberim gönderen haydar

müminlerin ezberisin dilimde
tacı devlet kemerbestte belimde
haki türap oldum pîrin yolunda
yüceden gönlümü indiren haydar

deman'i der sırrı hakikat bir hal
ırıza'ya kul ol yola doğru gel
aynımda gördüğüm işte yeşil el
kul olup ednaya dönderen haydar



dediler

gül yüzlü mahımdan destur alınca
emri marif nehyi münker dediler
hak bilmez mi doğru raha gidene
bu yolu erkanı bile kodular

mürvet deyüp peyvenceye durunca
inip gök eşiğe yüzüm sürünce
hünkar dergahına doğru varınca
kalmadı gönülde güman dediler

deman'i der şükür erdik murada
ikrarı yalanlar kalır arada
mekke'm, medine'm cümle burada
hazreti hünkar'a iman dediler



erenler

mümin olan ikrarını unutmaz
ziyaretler kabul ola erenler
çekilen emekler boşuna gitmez
ziyaretler kabul ola erenler

kesilir kurbanlar gülbank çekilir
mümin olan tecellaya dökülür
sağ yanından yarenlere bakılır
ziyaretler kabul ola erenler

deman'i der sırrı hikmet olacak
kutub-ül akdap'dan sahip gelecek
mümin olan şaz olup da gülecek
ziyaretler kabul ola erenler



bu ikrarın aslın arar dervişler

allah bir muhammed ali yolunda
bir oldu birliğe yetti dervişler
okunur selalar duyar arifler
bağlandı beralar bitti her işler

her işlerin aslı bağlı ikrara
bir arzuhal verdim pîri peykara
kadimen alnımız durdu bu dara
ağlaştı müminler döktü kan yaşlar

mümin olan doğru yola gelmeli
ölmeden elli yıl evvel ölmeli
herkes hesabını kendi bulmalı
yolun doğrusu bu işte kardaşlar

özün teslim olsun mürşide ulaş
hulkın mülayim ol bu yolda yavaş
emsalini bul da var ona dolaş
kamil duyar sonra nazar pişeler

deman'i der keşte beste söyleme
dibi görünmeyen gölü boylama
arif meydanında dürer peyleme
bu ikrarın aslın arar dervişler



ümm-ül kitap hak ademde dediler

gelin bu nutkumu dinlen erenler
ümm-ül kitap hak ademde dediler
aşıkı sadık'in arif bilenler
ümm-ül kitap hak ademde dediler

fadime ali'ye olmuş idi eş
haşim muhammed'e dahi eğdi baş
müsevvidi harfi ademde olur nakkaş
ümm-ül kitap hak ademde dediler

duvazda okudum on iki imam
ciharda masumanı bildim ekrem
hafta-i kemer bestten danıştım kelam
ümm-ül kitap hak ademde dediler

aşık maşukunu arasa bulsa
incil bahri içinde okunur isa
hakk'man kelam danıştı musa
ümm-ül kitap hak ademde dediler

engine inerler ummanı boylar
arıtıp kalbinin evini paklar
hatmi peygamberler hem evliyalar
ümm-ül kitap hak ademde dediler

deman'i yakub'um irfana düştüm
örçümler elinden yandım alıştım
gelen geçen nebilere danıştım
ümm-ül kitap hak ademde dediler



kârını gözler

bu dünyada feryat imandan gelir
herkes kazancını, karım gözler
hakikattan yüz çeviren mahluklar
kuzgun ölmüş, murdar üleşi gözler

kadim ikrar güden hakk'ın kuludur
firdevs bahçesinin konca gülüdür
pîrim hünkar hacı bektaş veli'dir.
tarikat kulları yolunu gözler

marifette edep erkan var oldu
yüz yiğirmi dört bin peygamber geldi
elhamı kelhamı kavli yar oldu
divanı dergahta yerini gözler

deman'i der meyil vermem dünyaya
hakk'ı seven bu kelamı dinleye
hoyratın elinde.................
yedi haddistiva nurunu gözler



ali görünür

bu göz ile baktım seyran eyledim
seyrimde muhammed ali görünür
dikkat ile baktım özümü gördüm
özümde türaplık yolu görünür

özünü zulümden kurtaran erdir
dört kapı kırk makam nişanı vardır
ayni cem dediğin o da bir sırdır
üç ile bir oldu ali görünür

özünü bilenler kanidir kani
kurdular irfanı sürdüler yolu
kerem ettik onda verdik bir dolu
cömerdi sakii haydar görünür

mümin olan ınza'ya kul oldu
yüz yiğirmi dört bin peygamber geldi
muhammed'im cümlesine ser oldu
serini verene sırrı görünür

mucizat sahibi serdarım ali
balım sultan beyan hem kızıl deli
cümlenin umudu bektaşi veli
ezel ali idi veli görünür

bu deman'i der ki ben bir biçare
on iki imamlar çektiler çile
hazret eyüp gibi çileger ola
vücudum şehrinde çile görünür



sırrı sırrullahla olalım sırdaş

muhammed miraçta doksan bin kelam
söyledi musa'ya hal yavaş yavaş
üç ihlası şerif bir elifi lam
cümlesine ümmül kitap oldu baş

şeriatın kıl farzını dahil ol
tarikatta pîre yetiş mürşit ol
marifetin ilmin öğren akil ol
sırrı hakikate giresin gardaş

duvar didar değil secde kılınmaz
mürşit olmayınca sebah alınmaz
dükkanımda eski astar bulunmaz
imam cafer damgasıdır bu kumaş

on yedi hurufa secde kılagör
üç sünneti, yedi farzı bile gör
mürşidi kamilden haber ala gör
bilmem neden ümmül kitap oldu faş

sinem kalkan ettim adu taşına
mevla'm uğratmasın gönül kışına
varıp bir nekesin düşme peşine
meydanda merdan ol merdinen güreş

deman yakup dosta verdim selamı
ba-i bismillahtır hakk'ın kelamı
ben beni göreyim nidem alemi
sırrı sırrullahla olalım sırdaş



medet hey on iki imamlar medet

gönül havalandı aldı gam beni
medet hey on iki imamlar medet
didemden akıttım kan yaşı ile
medet hey on iki imamlar medet

açtın bu yareyi sarılmaz oldu
evliya enbiya bilinmez oldu
tarikatta dava görülmez oldu
medet hey on iki imamlar medet

aşıksın maksudu hakk'ın didarı
sultanlar sultanı gönlümün yarı
kerbela'da imamların serveri
medet hey on iki imamlar medet

on'ki imamların atası ali
pîr elinden içtim bir cür'a suyu
pîrim hünkar hacı bektaş'ı veli
medet hey on iki imamlar medet

bu deman'i eyler hakk'ın vasfını
nasıl değişirler dünyaya dini
gelecek yakındır mahşerin günü
medet hey on iki imamlar medet



yürü yalan dünya var şimden gerü

gönül kimi sevmiş güzel oyumuş
yürü yalan dünya var simden gerü
hayal sevda ile hakk'a yetilmez
muhabbet gönlümde bir simden gerü

muhabbet behrinde açılır güller
fehmile kendine süs verir eller
deruni çeşmimden akıttın seller
seraser sevdaya yel simden gerü

müşkülün var ise mürşide danış
hakk'ın cilvesidir gönülde seviş
canın kim'isterse ülfet et konuş
konuş yadlar ile var simden gerü

deman'i der güzel sevdim diyenler
didar görmez ikrarından kayanlar
uğrunuza canım teslim diyenler
varılmaz bir yola var simden gerü



boz oğlan deyü

seyrimde uğradım bulgar dağı'na
düşler gelir pîrim boz oğlan deyü
erler otak kurmuş çevre yanına
taçlar gelir pîrim boz oğlan deyü

icazetin almış pirden gaziler
kul olanlar efendisin arzular
yollarda dizilir körpe kuzular
koçlar gelir pîrim boz oğlan deyü

cemalini gören aşık uslanır
alemden aleme adın seslenir
alçağında tuti kumru beslenir
kuşlar gelir pîrim boz oğlan deyü

bektaşi veli'den tutmuş elini
kemerbest eylemiş pirden belini
padişahlar ülkesini ilini
boşlar gelir pîrim boz oğlan deyü

dergahında gelir gelinler, kızlar
meydanında olur semahlar, sazlar
her dem kan ağlıyor bu ala/gözler
yaşlar gelir pîrim boz oğlan deyü

deman'i yakub'a irfan dediler
al bu badeyi de iç kan dediler
derdine devadır kırklar, yediler
üçler gelir pîrim boz oğlan deyü



hünkar hacı bektaş veli dost deyü

arşa çıktı avazımız, ünümüz
hünkar hacı bektaş veli dost deyü
bu dergaha doğru akar kanımız
hünkar hacı bektaş veli dost deyü

bu dergahın gülünün bülbülüyüz
tarih tazeledi oldu bin üçyüz
severim hayder'i beytullahımız
hünkar hacı bektaş veli dost deyü

irehber önünde doğru dinimiz
açılır sancaklar hayır günümüz
mürşit meydanında kurban canımız
hünkar hacı bektaş veli dost deyü

allah ekber deyip tekbir okudu
halil peygamberin kavli hak idi
cebrail önünde irahber idi
hünkar hacı bektaş veli dost deyü

deman'i der bülbül aşıktır güle
himmet eylen gönül yarini bula
çok şükür niyazım bir yeşil ele
hünkar hacı bektaş veli dost deyü



divanında mahrum etme

cümleyi halk eden allah
divanında mahrum etme
gümanım yok vallah billah
divanında mahrum etme

nazmıma kurmuşsun güftar
tartar bilmem kaça miktar
nasibimi veren haydar
divanında mahrum etme

halk eyledin yedi tamu
kaldır gönüllerden gamı
medet derdimin sultanı
divanında mahrum etme

hesap etme dağı taşı
bilir misin biri beşi
enbiyanın hikmet işi
divanında mahrum etme

çok bilirim desen olmaz
bu dünya bir dirhem gelmez
sultanlar kusura kalmaz
divanında mahrum etme

bu meydanda darın hepi
niyazdır onun sahibi
yüz yiğirmi dört bin nebi
divanında mahrum etme

ademdedir sırrı hikmet
*Sansür**Sansür**Sansür**Sansür*en bin ilmi tarikat
doksan bin sırrı marifet
divanında mahrum etme

ey gönül gezme serseri
damardan girsin içeri
pîrim hacı bektaş veli
divanında mahrum etme

deman'i der hakikatten
narı beddua bu hak'tan
kardeş ayrılma türaptan
divanında mahrum etme



kul oldular bektaşiye

muhibbi aşık olanlar
kul oldular bektaşiye
kalp evi ışık olanlar
kul oldular bektaşiye

bektaşiler söyler kelam
yaramıza oldu melhem
on sekiz bin cümle alem
kul oldular bektaşiye

elli yedi bin rum erleri
mürşitten gördüler kan
teslim oldu cümle varı
kul oldular bektaşiye

deman'i dergahın kulu
pîrim hacı bektaş veli
gördüler bir yeşil eli
kul oldular bektaşiye



aman allah aman allah

ne hikmettir aman allah
aman allah, aman allah
müftü fetvayı ters yazdı
aman allah, aman allah

işine gider yorulmaz
zahirde camiye gelmez
tarikatta niyaz bilmez
aman allah, aman allah

mezhep kalmadı karıştı
mahluk birbirine düştü
zalimlik başa üşüştü
aman allah, aman allah

kışın olur ceme gelir
yukarıdan bir yer alır
yaz gelince neler olur
aman allah, aman allah

müminim der gözün süzer
böyle kuldan hak da bezer
kalbinde iblislik düzer
aman allah, aman allah


işte ahir zaman oldu
sene üçyüz geri geldi
dedeler tayının aldı
aman allah, aman allah

geri döner evladım der
helal, haram lokmayı yer
yolun doğrusu bu mu gör?
aman allah, aman allah

erenlerin vardır cehdi
talip irehbere baktı
dedeler dünyayı yıktı
aman allah, aman allah

deman'i der tecellim yok
fark eyle sen özüne bak
mahlukun gözünde hak yok
aman allah, aman allah



hasiretim çoktan beri

bugün ben bir dostu gördüm
hasiretim çoktan beri
yüzünü yüzüme sürdüm
hasiretim çoktan beri

hasret olanlar kavuştu
dost elinden bade içti
sensiz günlerim yıl geçti
hasiretim çoktan beri

al’evlada biatimiz
neyleyim dünyayı sensiz
şükür görüştük yüzbeyüz
hasiretim çoktan beri

cemalin şem'inde gamze
münafıklar etti ceza
bu yas-ı matemdir bize
hasiretim çoktan beri

yas ve matem tamam oldu
nicesi şaz olup güldü
ne keremdir pîrim geldi
hasiretim çoktan beri


balım sultan kızıl deli
kapısında garip kulu
sene bin üç yüz üç dedi
hasiretim çoktan beri

deman'i der kemteriyiz
biz bu yolun abdalıyız
hünkaradır biatimiz
hasiretim çoktan beri



gerisine meyil vermem

sevmişim bir kaşı keman
gerisine meyil vermem
sıdkile bir tutum daman
gerisine meyil vermem

derdimin dermeni biri
asla karşılamam seri
severim hazreti pîri
gerisine meyil vermem

bu deman'i dergah kulu
kudretinden hazne malı
sevmişim bir yeşil eli
gerisine meyil vermem



ya hüseyin

evvelimde virdim sensin
ya hüseyin, ya hüseyin
leyi ü nehar derdim sensin
ya hüseyin, ya hüseyin

derdime ihsan sendedir
ali nurdur, evladı nur
kerbela'da şehidandır
ya hüseyin, ya hüseyin

aşk ateşi beni yaktı
sineme zalimler çaktı
kûfeli meydana çıktı
ya hüseyin, ya hüseyin

kûfeli kelamdan duymaz
mahşerde şefaat olmaz
kafirler imana gelmez
ya hüseyin, ya hüseyin

eba müslim gele bir gün
hüccetini ala bir gün
kafirleri kıra bir gün
ya hüseyin, ya hüseyin

kanlı gömlek nerde kaldı
üçyüz yirmi dörde geldi
her vadeler tamam oldu
ya hüseyin, ya hüseyin

deman'i der yas ve matem
üçyüz altmış altı gün tutam
kendini bilmezi nidem
ya hüseyin, ya hüseyin



bu allahın kulu derler

aşıklar bir güzel sever
ol ismine veli derler
bu meydanda olmaz cedel
olursa masiva derler

masuvayı terk edersen
bu meydana pak gelirsen
ikrarını hak bilirsen
bu dergahın gülü derler

deman'i türap ol yola
hidayet allahtan ola
yedillaha yeten ele
bu allanın kulu derler



hacı bektaş'ı veli'dir

cerhi devranı dönderen
hacı bektaş'i veli'dir
cümleye nasip gönderen
hacı bektaş'i veli'dir

müminlere iman olan
delil olup göle konan
pervane olup nura giren
hacı bektaş'i veli'dir

horasan'dan beri gelen
gerçeklerde olmaz yalan
çekip ejderhayı vuran
hacı bektaş'i veli'dir

deman'i der sevdim yari
gözüm nuru, münevveri
iki cihanın serveri
hacı bektaş'i veli'dir



(be)'ye bağlıdır özümüz

caferiyim (elif) allah
(be) ye bağlıdır özümüz
(tel ile eyledim isbat
(st) söylenir vallahimiz

(cim) cemalin nuru çoktur
(ha) ile havfımiz hak'tır
(hı) gibi haberdar yoktur
(dal) söyler derde pirimiz

(zal) zahide vermez sırrın
irehberden ola rahim
(ze) zuhurda belli yerim
adem oldu meskenimiz

(sin) severler sahip olan
(şın) işte ışığı gören
(sad) sadıktır özün bilen
(dad) söyletir tıynetimiz

bu irfanda durur yeri
(mim) ile muhabbet dili
talipler ağlar fırkatli
hüdayı hak sır kabımız

(ayın) ali nasip veren
(gayın) bir ikrara duran
(fe) fehmedip cemal gören
cemal-ullah muradımız

(ka) kadimdir murat veren
(kaf) kafir putların kıran
(mim) muhammed oldu tamam
bir perdedir imanımız

(nun)dur bu harfin evveli
(vav) vahbi bildim mevali
pîrim hacı bektaş veli
burdan tuttuk damanımız

deman't der sefil kemde
illa elif ismi hûda
(ye) lokmanı vermez yad'a
yadlardan sakla serimiz



erenler sefa geldiniz

hü dedik irfana girdik
erenler sefa geldiniz
viran gönlüm mamur oldu
erenler sefa geldiniz

erenler biliriz sizi
ürüşan ettiniz bizi
mümin müslim cümlemizi
erenler sefa geldiniz

erenlerden ola hümmet
mihmandır şah-ı vilayet
şefaat kanı muhammed
erenler sefa geldiniz

doluyu içti birisi
mest oldu cümle varisi
buradır kırklar korusu
erenler sefa geldiniz

bu deman'i dergah kulu
firdevs-i alanın gülü
pîrim hacı bektaş veli
erenler sefa geldiniz



ruhi diller hoş geldiniz

seyyahdan gelen erenler
bahri haller hoş geldiniz
sıtkınan ürfan görenler
olgun canlar hoş geldiniz

kamillere canım kurban
diller okur ali imran
bu cemale oldum hayran
dili ballar hoş geldiniz

mürşüde yeter elimiz
nazlı pirdendir dolumuz
kabeden gelir yolunuz
ruhi diller hoş geldiniz

bu deman'i yollar gözler
meydanda bir olsun özler
nasip verensiniz sizler
yeşil eller hoş geldiniz



çare ne

ey mahbup beni ağlatma derdim aldı çare ne
ben çektim cevr ü cefayı derdim aldı çare ne

cefayı çekmeyen aşık derde derman bulamaz
sevdiğine can vermeyen cennet yüzü göremez

ahmak gezer şu cihanı dürer nerde bilemez
senden başka sermayem yok can veririm çare ne

yarabbi gül cemalden ayırma edna kulun
doğru raha iman ettik sarpa düşürme yolun

cennet-ül mevaya mihrap açılmış gonca gülün
gül dalında bülbül olup ötelim yar çare ne

severim mahbubu yahu deman'i'nin canıdır
sevilmez mi böyle mahbub alemler sultanıdır

alnında bir yıldız doğar ehlibeytin nurudur
ateşi aşkı suzana yanalım ya çare ne


içeri

bu derdi derde yar ettim derdim var dertten içeri
ehl-i beyte kul olmuşum kulluk var kuldan içeri

kumru oldum dertli oldum ağlarım zari zari
tefekkür ettim kendimi bülbül var gülden içeri

01 şeriat kapısına tarikat nazar eyle
marifette çok sahip var hakikat ondan içeri

hakikatin esrarına her can agah olamaz
dört kapıdan kırk makamdan arifi sadık içeri

bu deman'i dergah kulu balım sultan kızıl deli
pîrim hacı bektaş veli yolu var çölden içeri


bak

seb-i alemyanın her fende yed-ullah ara bak
kamilin hatmi kelamı ol gani gaffara bak

imam hasan, şah hüseyin şehidine eyle nazar
taki-naki, dinin mülkü okunan fermana bak

ol lenfiyeye gulam askeri mehdi gele

ey deman'i gafil olma ol gani haydar'a bak



KAYNAK:
AŞIK DEMAN’İ BABA
CAN YAYINLARI – 2. BASIM.
__________________
Renklerin Türküsü isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-01-09, 08:37   #3 (permalink)
Co- Admin
 
Renklerin Türküsü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
Renklerin Türküsü is on a distinguished road
Standart Cevap: Halk şairlerimiz

“AŞIK YUSUF KEMTER

Âşık Yusuf Kemter, Tunceli'nin Ovacık ilçesinde 1928 yılında dünyaya geldi. Babası Süleyman hayatını rençperlik yaparak kazanan bir köylüydü. Annesi Gülsüm ev hanımıydı. O da bütün Anadolu kadınları gibi tarlada kocasıyla birlikte çalışırdı.

Âşık Yusuf Kemter'in çocukluğunda çok güzel sesi vardı. Gittiği her mecliste ona mutlaka bir şeyler okuturlardı. Onun söylediği türküyü dinleyen bir kadın "Oğul bu yaşta bu ses, büyüyünce sen çok gönül yakarsın" diye söylenip nazar edince Yusuf rahatsızlandı. Gözlerini kaybetmesine küçük yaşta geçirdiği bu rahatsızlık neden oldu. Gözlerini kaybetmeden Önce yaklaşık üç ay lâl olup ağzını açamadı. Daha sonra dili açıldı ama bu sefer gözü kapanmaya başladı ve kısa bir süre sonra göremez oldu. Gözlerini kaybettiğinde sekiz yaşında bir çocuktu.

Felek urdu aldı iki gözümü
Kader güldürmedi nice güleyim

Gözlerini kaybetmesini alın yazısına bağlayan Yusuf'un en büyük yardımcısı anne ve babası oldu. Babası Süleyman, âşığın yanında yıllarca dolaştı ve ona Türkiye'nin dört bir yanını gezdirdi. Yanık sesiyle söylediği türkülerle dinleyenlerinin bağrını yakarken yardımcısı hep babasıydı.

1938 Dersim olaylarından sonra köyü Balıkesir'e tenkil edildi. Burada dokuz yıl kaldıktan sonra, 1947 yılında babası Erzincan'a göçtü.

İki kere evlenen Âşık Kemter'in ilk hanımından bir erkek bir kız, ilk hanımının ölümünden beş sene sonra evlendiği ikinci hanımından ise iki erkek üç kız olmak üzere toplam üç oğlu dört kızı vardır.

Aşık Kemter 1948 yılında, daha yirmi yaşında bir gençken Erzincan'da gördüğü bir rüyadan sonra aşk yoluna düştü ve gerçek bir âşık oldu. Aşık Yusuf Kemter rüyasında bir sarayın içine girer. Sarayın kapıları yeşil, duvarları yeşil, her şey yeşil renktedir. Gişe penceresine benzeyen bir aralıktan kendisine yeşil bir tepsi içinde yeşil fincanlarla bembeyaz bir süt ikram edilir. Yüzünde yeşil bir örtü (nikap) bulunan birisinin elinden aldığı fincanı içmeden Önce kendisine sütü içerken havaya bakması tembih edilir. Yusuf Kemter fincanı eline alır, kendisine söylendiği gibi kafasını havaya diker ve sütü içmeye başlar. Süt daha dudaklarına değer değmez Kemter "Allah" diye bağırarak uyanır. Yanında yatan karısı ne olduğunu sorsa da âşık bir şey yok der ve rüyayı karısına anlatmaz. Rüyadan uyanır uyanmaz ilk nutkunu söyler:

Âlem-i mânâyı seyrân eyledim
Al yeşil giyinmiş bîr güzel gördüm
Cihanı bezetmiş kendi nuruna
Beni mecnûn eden bîr güzel gördüm

Bu rüya âşığın hayatını değiştiren en önemli olay olmuştur. Bu rüyadan sonra dili, nutku açılan dede çocukluğundan beri tanıdığı ve sohbetlerinde bulunduğu Zenkerek Hozat asıllı, Derviş Cemal ocağı evlatlarından Seyit Hacı dedeye bağlandı, ikrar verdi.

Seyit Hacı keramet ehli olan Allah dostudur. Bir zemheri günü öleceği zamanın yaklaştığını anlayınca müridini çağırır, bir mağaraya gireceğini ve kendisini kırk gün rahatsız etmemesini söyler. Mürit otuz dokuzuncu gün dayanamaz ve şeyhinin nasıl ekmeksiz ve susuz yaşadığını merak eder. Hiçbir ses duymadığı mağarada şeyhinin başına kötü bir şey gelmesinden korkarak mağaraya gider. Mağaraya yaklaşınca tevhid sesleri işitir. Tam kapısından içeri girince Seyit Hocayı kırk kişiyle halka halinde zikir yaparken görür. Halkadakiler de müridi görünce sırra kadem basarlar. Seyit Hacı müridine "'Sen benim sırrımı
ortaya çıkardın, niçin kırkıncı günü beklemedin" der ve birlikte köye dönerler. Köylülere ölüm vaktinin yaklaştığını, kendisinden bir dileklerinin olup olmadığını sorar. Köylüler de sularının olmadığını söyleyince Seyit Hacı ayağını yere vurur, bir pınar fışkırır ve sonra sır olur.

Seyit Hacı müridi Âşık Kemter "özüne, sözüne, gözüne, eline, diline, beline, işine, aşına, eşine sahip ol" diye öğüt verir. Âşık Kemter hayatı boyunca mürşidinin bu sözlerini aklından çıkarmaz ve muhafaza etmeyi başarır. Şeyhi için bir nutuk da söyler:

Yücelerden yüce senin mekânın
Süzülüp de akıyor zemzem pınarın
Dost sana bağlıdır ahd ü peymânım
Yaramın tabibi pirim Seyit Hacı (bkz. Nutuk 98)

Artık nutku açılan ve aşk ateşini göğsünde büyüten Âşık Kemter'e Erzincan dar gelmeye başladı. Yanında babası olduğu halde Türkiye'nin dört bir yanını dolaştı.

1992 yılında Adana'daki dostlarının ısrarıyla Adana'ya gitti ve bir yıl orada kaldı. Âşık bir türlü Adana'da rahat edemedi ve 1993'te İstanbul'a göçtü.

Âşığın sesi çok güzeldi. Dinleyenlerin unutamadıkları bir ahengi vardı. Sesini farklı iki tonda kullanırdı. Biri Davudi tokluğunda gür bir ses. Öteki ise tiz bir ses. Bu iki sesle yaptığı ses oyunları dinleyenlerin üzerinde büyük bir etki bırakırdı.

1965 yılında geçirdiği soğuk algınlığından sonra Âşık Kemter sesinin birini kaybetti. Artık o eskisi gibi sesiyle oyun oynayamaz, ama yine de güzeldir sesi ve türküleri hâlâ yanıktır.

Âşık Kemter halen Ümraniye Kâzım Karabekir mahallesinde karısı, oğlu ve geliniyle birlikte yaşamaktadır. Kendisine tanrıdan sağlık ve afiyet diliyoruz.”

Yâr Elinden Gelen Bâde, 2001
Âşık Yusuf Kemter’in Nutukları
Hazırlayan: İsmail Güleç
__________________
Renklerin Türküsü isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-01-09, 08:42   #4 (permalink)
Co- Admin
 
Renklerin Türküsü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
Renklerin Türküsü is on a distinguished road
Standart Cevap: Halk şairlerimiz...A -B

AŞIK ALİ İZZET
TANRIYA

Hâşa hikmetine karışmam amma
Âşıkınım duramıyom görünce
Senin işin var mı bu ne muamma
Günah m'olur hata m'olur sorunca.

Gizli sırrı ayıpları görürsün
Mekânın yok imiş nerde durursun
Gönlün olduğuna bol bol verirsin
Bir cömert ganisin gönlün olunca.

Sesin duyan deniz coşar bulantr
Yüzün gören dağlar yanar küllenir
Deryan mı çoğalır neren bollanır
Şu gözümün yaşın yere dökünce.

Sağ yüzün gündüzdür yakar lambayı
Sol yüzün gecedir ısıtır ayı
Şimden sonra kınamayın kimseyi
Sen gibi büyükler hatır yıkınca.

Harun Karun ettin kimini Tanrı
Kimini aç susuz koydun ahiri
Ben cömerdim deyi Öğünme bari
Al'İzzet kuluna böyle bakınca.



2
GÜZELLER MUHTARI

Güzeller muhtarı mermer döşlüme
Sararır gül benzim solar baktıkça
Bir buğday benizli kılıç kaşlıma
Gözlerim yaş İle dolar baktıkça

Sabah günü gibi parlar karşımda
Gözlerim kamaşır nurlar karşımda
Yeşil gökler gibi gürler karşımda
Hilâl kaşlar şimşek çalar baktıkça

Hayallerin ayağıma dolaşır
Sevdaların benim ile güleşir
Kirpiklerin Beytullah'a ulaşır
Âşıkların secde kılar baktıkça

Peygamber bakışlı Allah sözlü yâr
Muhabbeti can evinde gizli yâr
Adeli yâr, şevketli yâr, nazlı yâr
Âşık Al'izzet'e güler baktıkça.



3
ŞAHNA DESTANI

Kırk üç yılı (943) şahna tayin ettiler
Her biri bir köye oldu hökela
Bolca rak'içtiier kuzu yuttular
Çiftçinin başına oldular belâ.

Konturol haftada bir defa geldi
Bekçiler göz yumdu köylüler çaldı
Bazı zavallıdan başlı başi'aldı
Bazı arsızlar da verdiler sile

Harman bekçileri gece geziyor
Mühürlü çeçleri vurup bozuyor
Ölçü memurları ceza yazıyor
Para almak için düzdüler hile

Şu hain memurlar çok hile etti
Köylüler kocaman tığı zaptetti
Anbar memurları toz toprak kattı
Temiz arpa buğdaya bile bile

Su içme bilmeyen çay ağas'oldu
Yedi kayganayı pay ağas'oldu
Giyindi paltoyu köy agas'oldu
Holadılar kıza geline dula

Sıra ile memurları gördüler
Aş yerine sini börek verdiler
Altlarına kutnu döşek serdiler
Çoğu hasret idi evinde çula

Yüzde yiğirmisi devlet hissesi
Kimi başlı aldı kimi şilesi
Kiminin de geidi anbar fazlası
Verdiler onları yağ ile bala

Okuyup yazma bilmeyen hep memur oldu
Ne yapalım iş tâ baştan bozuldu
Al'İzzet ürüşvet bir bardak aldı
İçmedim suyunu ben güle güle.



4
PADİŞAHLAR GİBİ

Padişahlar gibi mağrurlanırsın
Şimdilikte dere tepe düz sana
An karîb zamanda tahttan inersin
Atatürk'ün oku değsin kız sana

Güzel yanakların gün gibi yanar
Afacan gözlerin çarh gibi döner
Gören seni merhametli can sanar
Halbuyise kâr etmiyor söz sana

Gözlerin azdırıp kaşların eğme
Bu gün yaralıyım gel bana değme
Demedim mi Al'İzzet gel bunu sevme
Katlan gönül bu çileler az sana



5
AŞK HÜKÜMDARI

Aşk bir hükümdardır sevda başvekil
Hükm eder meclis-i mebusanlara
Hayal ordusuyla çarpışır akıl
Emr ü ferman yazar komutanlara.

Gönül kafa tutar dünya gücüne
Fikir hücum eder Çin ü Maçin'e
Güzel Anadolu'm senin üçüne
Can verir yer vermem o düşmanlara

Cihan baş kaldırsa kaçmaz Al'izzet
Teslim olmam asla kopsa kıyamet
Güvencim umudum azm ü cesaret
Yoktur tenezzülüm kahramanlara.



6
TÜRKMEN KIZI

Türkmen kızı bar oynuyor
Ellerini ata ata
Dikçe dikçe sıçırıyor
Bülbül gibi öte öte.

Kol attılar omuzlara
Yeşil val'indi gözlere
Yaşmak çeker ağızlara
Parmağıyla tuta tuta.

Üçü birden mani söyler
Irgalanır uzun boylar
Yasdıdağ'a geldi köyler
Birbirini İte ite.

Bar başından tutan gelin
İyi hopla iyi salın
Ayağında sarı lalin
Bizden kaçar öte öte.

Dülger köylü Penek köylü
Melek-sima huri soylu
Zıvart köylü kısa boylu
Cüce kalmış yata yata.

Burnu hırızmalı kızlar
Cığıl ağıl yanar gözler
Ciğerimden meze közler
Yakar beni oda oda.

Kimi yerli kimi Türkmen
Kevenk güzelleri yaman
Bir öpüş ver kaşı keman
Al'izzet'e Al'İzzet'e.



7
GERÇEK DÜNYA

Sen doğurdun sen kuzİadın canları
Kısmetini bol bol ver gerçek dünya
Ne döğüştürürsün bu insanları
Herkese dersin ki vur gerçek dünya

Bazı iylik bazı kavga kanın var
Bazı aydın bazı kara günün var
Her ay başı çeşit çeşit donun var
Kışın da giyersin kar gerçek dünya

Dağların var çöllerin var ilin var
Denizin var ırmağın var gölün var
Güzelin var çirkinin var gülün var
Bülbüllerin eder zar gerçek dünya

Yaz gelince boyatırsın dağları
Cennet olur o zamanın çağları
Kanlı mısın öldürürsün sağları
Yeter gayrı zulmün dur gerçek dünya

Yıkarsın yaparsın sen mertler gibi
Kim karşına çıkar yiğitler gibi
Kış günü aç kalmış boz kurtlar gibi
Bir gün Al'İzzet*i yer gerçek dünya.


8
DENİZLERDEN ZİYADE

Bin kâtip bin gece yazsa tükenmez
Benim derdim gündüzlerden ziyade
Görnekte yaram yok kimse inanmaz
Benim derdim denizlerden ziyade

Derya mürekkep olsa ağaçlar kalem
Yazamaz derdimi filcümle âlem
Çekemiyom ben bu derdi vesselam
Benim derdim bin yüzlerden ziyade

Al'İzzet der gönlümdeki kaleye
Kan bombası düştü bak velveleye
N'ola ben de gelmeyeydim dünyaya
Benim derdim yıldızlardan ziyade.



9
SEVDA DELİSİ

Aşkın hastasıyım sevda delisi
Yâr ben senin için cihan içinde
Cennetlerin hurilerin valisi
Sallanır gezersin gılmân içinde

Sana melek desem günah mı bilmem
Meryem Ana mısın ilah mı bilmem
Gözlerin atom mu silah mı bilmem
Katleder dostunu meydan içinde

Şerbet dudaklardan bir buse himmet
Güzeller cömerttir verilir kısmet
Soyadın okunur her gün her saat
Allah'ın kitabı Kur'an içinde

Kehribar kaşların büğü yazıyor
Âşıkları hast'ediyor üzüyor
Sanki güneş yere düşmüş geziyor
Al'İzzet maşallah insan içinde.



10
ŞEHİT TORUNU

Şehit torunuyum gazi oğluyum
Türküm ne mutluyum iller içinde
Çok savaşlar gördüm ben bir köylüyüm
Zamanlar içinde yıllar içinde.

Çete oldum kara kalpak vurundum
Düşmanlara cesur aslan göründüm
Cepelerde yalın ayak süründüm.
Ot yayıldım kızgın çöller içinde.

Aç kalırsa bir milletin ozanı
Elbette bozulur halkın düzeni
Hemen tutuklarlar gerçek yazanı
Yaşanır mı bu cahiller içinde.

Açın yasas'olmaz felaket işi
Sabır şükür karın doyurmaz komşu
Âşık Ali İzzet'in ihtiyar yaşı
Yazık dileniyor kullar içinde.



11
YANA YANA

Sen bana ben sana yâr yana yana
Boynumuz eğildi ikimizin de
Karşıdan karşıya of çeke çeke
Gül benzimiz soldu ikimizin de

Sen orda ben burda n'olur halimiz
Bu dert ile sine gider ölümüz
Uzatsam da yetişmiyor elimiz
Arya engel geldi ikimizin de.

Al'Izzet'im burda boynum eğdiğim
Bir senin içindir bağrım doğduğum
Kavuşmamız görüşmemiz sevdiğim
Âhirete kaldı ikimizin de.



12
ÇÖLLER YAKIŞIĞI

Kaçma durnam kaçma avcı değilim
Çöller yakışığı ceranım gitme
Korkma benden can alıcı değilim
Ak odanın süsü meralim gitme.

Arslanın yurduna tilki konar mı
Sahan yuvasına baykuş tüner mi
El oğlu'çün can ataşa yanar mı
Bahtı kara sonu pişmanım gitme

Ak koyunum kuzuların meliyor
Şeytana uyana âlem gülüyor
Hayallerin güz önüme geliyor
Her saat her zaman seyranım gitme

Ana yavrusunu üzer mi böyle
Kuşlar yuvasını bozar mı böyle
Şu yaştaki insan azar mı böyle
Kırk yıllık emekdar sahanım gitme

Torunların ebe deyi ağlıyor
Kızların da yasda kara bağlıyor
Melul melul pınarlarım çağlıyor
Bağım bahçıvanım bostanım gitme

Elin ile karaladın yüzünü
Dilin ile kör eyledin gözünü
Okuttun mu aynındaki yazını
Başa ne gelecek fermanım gitme.

Şu odanın divariyle örüldün
Şu evlerin çamuruyla karıldın
Al'İzzetî feleğe mi darıldın
Ayıptır ihtiyar aslanım gitme.



13
AMAN ALLAH

Aman Allah şaşılacak işin var
Bu gökler ne bu yerler ne bu hal ne
Yazın var güzün var karın kışın var
Bu afat ne bu yağmur ne bu sel ne

İsa tâ yanına varmak istedi
Musa cemalini görmek İstedi
Alçak Nemrut seni vurmak istedi
Bu şeytan ne bu fitne ne bu kul ne

Korkutursun cehennemden kulları
Sen gösterdin doğru eğri yolları
Yıkarsın yaparsın sen bu illeri
Bu şimşek ne bu hışım ne bu yel ne

Kulun ne suçu var emr eden sensin
Her işi yap deyip seyr eden sensin
Yine bu serleri hayr eden sensin
Bu ağu ne bu zehir ne bu bal ne

Şu gökleri Amerika yapmadı
Şu yerleri Urusuya yapmadı
Al'İzzet'i hiç bir üstad yapmadı
Yapan sensin yıkan sensin bu el ne.



14
DÜNYA GÜZELİ

Muhabbet sofrasın dünya güzeli
Kurmuş çağırıyor mestanelere
Aşkından sarhoşum ezel ezeli
Lütfeyle elin sun peymanelere.

Gel içelim beraberce diz dize
Konuşalım görüşelim yüz yüze
Ağzın dem şişesi dudağın meze
Hiç hacet kalmadı meyhanelere.

Al'İzzet'e bir dolu ver erinme
Bugün dost bayramı kara bürünme
Tımarhanelere sakın görünme
Zincir kırdırırsın divanelere.



15
TAYYARE

Havalanıp uçup giden tayyare
Bugün varasınız bizim illere
Çok selamlar götür o nazlı yare
Yadırgı kuş kondurmasın güllere

Yad ellere meyl ederse küserim
Mektubumu selamımı keserim
İp atarım kendi kendim asarım
Ölmüş deyi düşürürler dillere

Al'İzzetî ağlar gezer yalınız
Köylerine mektup yazar yalınız
Hastalandı candan bezer yalınız
Gelsin baksın şu perişan hallere



16
BİRLİK OLSUN

Neden birsin birlik olsun
Dilde dinde milliyette
Murat et ki dirlik olsun
Baştan başa cemiyette.

Hırsı kini bir yana at
Gönülden gönüle yap bir sırat
Bizi kardaş gibi yaşat
Yer üstünde bir devlette.

Celaline etme yemin
Artık sönsün cehennemin
Kucaklaşsın gökle zemin
Yere insin o cennet de.

Sen kendine rehber ol da
Nifak bitsin sağda solda
Birleşsinler aynı yolda
İsa Musa Muhammet de.

Yetmiş iki dil dört mezhep
Cami kilise tarik sırat
Cümle cihan bir olsa hep
İçlerinde Al'İzzet de.



17
GÜL YÜZLÜM

Gül yüzlü sevdiğim bostanım bağım
Bir mektup yazayım ellerinize
Merhamet sahibi azizim ağam
Yüreğin acısın kullarınıza

Gül bağrıma çarpa çarpa ağlarım
Boynun eğmiş iniliyor dağlarım
Yas çekiyor mor sümbüllü bağlarım
Mihrican dokundu güllerimize

Uçan kuştan haberini umarım
Bir yel esse selam geldi sanarım
Kerem gibi ben de bir gün yanarım
Ataşlarınıza küllerinize

Muhanet dost beni yaktın yandirdin
Eşinden ayrılmış kuşa döndürdün
Geleceğim deyi beni kandırdın
Baka bak1 usandım yollarınıza

Zalim ölüm bu yıl bizi yasıyor
Amanımı mumkünümü kesiyor.
Vallahi Al'İzzet sana küsüyor
Bir dahî basmayım illerinize



18
GÜZEL GELİN

Güzel gelin yüzün aç ki yaz gelsin
Şu bizim dağları kar yaraladı
Gül açılıp bülbül ötecek zaman
Bağımı bahçemi har yaraladı

Zavallı bülbülün belini büken
Birisi uykudur birisi diken
Bir güzel elinden öleyim derken
Beni bir çirkince hor yaraladı

Çirkin ile cennet olsa kaçarım
Güzelin elinden zehir içerim
Kimi görsem dert kitabın açarım
Beni de bir haksız tor yaraladı

Güzel seven n'etsin mülkü devleti
Cehennemdir çirkinlerin sohbeti
Tâ can damarından Ali İzzet'i
Bir pınar başında yâr yaraladı.



19
AÇLIK DESTANI

Bin dokuz yüz kırk ikinin yılında
Nice tüccar nice zengin aç kaldı
Mal kalmadı ireşberin elinde
Tükendi samanlar hayvan aç kaldı.

Çiftler sürülmedi koşumsuzluktan
Tarlalar boş kaldı tohumsuzluktan
Çok atlar tay attı bakımsızlıktan
Arpa yoktur has küheylan aç kaldı.

Köpekler uludu yalım yok diye
Gitmedi davara halim yok diye
Aşiret ağladı malım yok diye
Göçmedi yaylaya Türkmen aç kaldı

Ak bez bulamadık şal palaz giydik
Kefensiz çok ölü mezara koyduk
Un bulgur yok mısır kulağı yedik
Çoluk çocuk sabi sıbyan aç kaldı.

İşıklar karardı gazlar tükendi
Kabadayı köy ağ'ları utandı
Aş ekmek yok süslü odalar kapandı
Hanedana gelen mihman aç kaldı.

Dilenciler odalardan kesildi
Un çuvalı seklemlere basıldı
Düğün bayram bir köşeye kısıldı
Köy ağalar' sağdıçlar gelin aç kaldı.

Ekmek İsa oldu göğe çekildi
Nice nazlı kızlar otlar yayıldı
Yolcular yoruldu düştü bayıldı
Kesildi dermanlar insan aç kaldı.

Camuzlar mâ dedi baktı samana
Öküzler inekler meledi dana
Başka zaman değil hele bu sene
Âşık Ali İzzet Özkan aç kaldı.



20
MÜHÜR GÖZLÜM

Mühür gözlüm sana meyil vereli
Acap şu vücutta takat mı kaldı
Güzel yarim güzel yüzün göreli
Seni anmadığım saat mı kaldı.

Zülfün çenberine olmuşum mail
Ne kadar cevretsen bu gönül kail
Aşkın ateşine yanalı bu dil
Gayrı güzellere minnet mi kaldı

Zâr ü zar ağladım güleyim deyi
Söz verdim yolunda öleyim deyi
Sen gibi bir huri bulayım deyi
Bir bir aramadık cennet mi kaldı.

Nedir bu saçında olan şerafet
Aklımı başımdan aldın nihayet
Yâr senin aşkından oldum malamat
Şimdi Al’İzzet'e hürmet mi kaldı.



21
GARİP BÜLBÜL

Garip bülbül yuvasından pırladı
Bahçalar ağlaştı gül öksüz kaldı
Gözüm yaşı yağmur gibi şarladı
Bulandı çayları sel öksüz kaldı.

Yetim kaldı il yanında yavrular
Elleri koynunda boynu eğriler
Hanı n'oldu has bal veren arılar
Çifte hanelerde mal öksüz kaldı.

Yalanımış şu dünyanın ötesi
Akgül'e de selam söyle dedesi
Hani n'oldu bu âşığın edesi
Biçare Al'İzzet kul öksüz kaldı.



22
DERDİNDEN DELİYİM

Derdinden deliyim inan vallahi
Sana düşen gönül dil ağlamaz mı
Sen gittin gideli çekerim ahi
Eşinden ayrılan kul ağlamaz mı

Cennetteki evimizden sürdüler
Cehennemden bir odacık verdiler
Ceylan oldum koltuğumdan vurdular
Yarelerin bende çöl ağlamaz mı

Kuzgunlar tünedi aşkın gülüne
Can bübülü kondu diken dalına
Esir düştüm bir kâfirin eline
Kurtuluş yok gayri hal ağlamaz mı

Yazıcının parmakları kırılsın
Günahımız o haksızdan sorulsun^/
Ben ölüyom geçiminiz durulsun
Bu yazıyı yazan el ağlamaz mı

Al'İzzetî bir haksızın elinden
Yandım etvay yetiş imdat yolundan
Âciz kaldım bir arsızın dilinden
Kaçıp gideceğim yol ağlamaz mı



23
KADER

Kader torbasına elimi attım
Tecelli kâğıdım karalı çıktı
Ömrüm defterine bir yol göz attım
Dertlerim içinde sıralı çıktı

Uğradığım pınar baştan kuruyor
Kader lâmba yakmış beni arıyor
Kime eylik etsem bir taş vuruyor
Dostum düşman oldu ileri çıktı

Kader beni kabdan kaba aktardı
Koşa idi bu dert bana yeterdi
Evvel bağımızda bülbül öterdi
Şimdi baykuş kondu haralı çıktı

Ali İzzet kader böyle ne yapsın
Böyle gelmiş böyle gider ne yapsın
Hasta can veriyor doktor ne yapsın
Ciğer parça parça yaralı çıktı.



24
PARTİ DESTANI

Demokrat Parti'yi gözel kız sandık
Çirkin çıktı kahpe çıktı dul çıktı
Alnım açık yüzüm ağ dedi kandık
Yüzü kara çıktı başı kel çıktı

Hırsızı vatandan sürek dediler
Köylünün dileğin verek dediler
Son zamanda bir gün görek dediler
Afat çıktı tufan çıktı yel çıktı.

Bakın nallarına şu milletlerin
Açın kapısını adaletlerin
Mehdi diye gözlediğimiz zatların
Koltuğundan haç put çıktı nal çıktı

Bunların mevki kazanmak fikiri
Düşünen kim bizim gibi fakiri
Has kumaşık dedi bize her biri
Kendir çıktı keten çıktı çul çıktı.

Söz milletin dedi kendi söyledi
Hürriyet var dedi zulüm eyledi
Altın paraları netti neyledi
Hazineden bakır çıktı pul çıktı.

Al'İzzet ne dersin git sazını çal
Hikmete karışma tez gelir zeval
.....
Fitne çıktı Deccal çıktı mal çıktı.



25
YER ELMAYI

Allah ne güzel yaratmış
Sarı dalda bir elmayı
Yeşil yapraklara katmış
Al kırmızı mor elmayı

Gelir yâr kokus'elmadan
Ye bıçak vurup dilmeden
Elma sararıp solmadan
Eğ dalını der elmayı

Elmanın bir yüzü beyaz
Kırmızısı eder niyaz
Su uyur düşman uyumaz
Yetmeden kırar elmayı

Yiğitler dostuna yollar
Dişler dişler karafiller*
Kokular gelinler dullar
Kız beline kor elmayı

Coştu Al'İzzet'i m coştu
Dalgaları boydan aştı
Elma bir hoyrata düştü
Korkarım ki yer elmayı.



26
ELLER KIRMIZI

Gökten düşmüş bir melaike geziyor
Yanaklar kırmızı hallar kırmızı
Âşıkına kızmış ceza yazıyor
Parmaklar kırmızı eller kırmızı.

Yer gök tanrısının kızı bu güzel
Herkes ona âşık ezelden ezel
O bir taze çiçek ben solgun gazel
Şafaklar kırmızı güller kırmızı.

Allah desem değil bir tan yıldızı
Ayın ışığına benziyor yüzü
Sulh dağında gezen Barış'ın izi
Bayraklar kırmızı allar kırmızı.

Al kırmızı giymiş sollara bakar
Akşam günü gibi insanı yakar
Her pazar günleri seyrana çıkar
Ayaklar kırmızı yollar kırmızı.

Al'İzzet eşi yok bir görünüyor
Yorgun gözlerime nur görünüyor
Aynaya bakarsam yar görünüyor
Dudaklar kırmızı diller kırmızı.



27
UMMANLAR GİBİ

Kızılırmak değil ben bir deryayım
Her su bulandırmaz ummanlar gibi
Kerbelâ çölüyüm kanlı deryayım
Şehit düştüm sabi sibyanlar gibi.

Ehl-i Beyittenim Yezit değilim
Gerçek erenlerim ben yad değilim
Çok şükür yalancı şahit değilim
Yüzü kara kâfir insanlar gibi.

Muhammed Emîne iman getirdik
Çok konuştuk karşısında oturduk
Allahı da davet ettik getirdik
Kendi hanemize sultanlar gibi.

Haneler şad oldu nur ile doldu
Koca âlem bize bir sofra oldu
Mekke'ye tekkeye ne hacet kaldı
Kabe bize geldi mihmanlar gibi.

Al'İzzet ben Hakka mihman konuğum
Mansur gibi berdar bağrı yanığım
Şimdiki değilim eski âşığım
Fuzuli neslinden erenler gibi.



28
TELSİZLER GİBİ

Felek ile yine arayı açtık
Her halde suçluyum yolsuzlar gibi
Garib bülbül gibi burada kaldım.
Kimim kimsem yoktur dilsizler gibi.

Bazı yeşil oldum bazı al oldum
Bazı zehir oldum bazı bal oldum
Söyleye söyleye gayri lal oldum.
Dahi konuşamam dilsizler gibi.

Harabe bağlarda bülbüller ötmez
Ağlayarak gelen gülerek gitmez
Söylesem sözümü kimseler dutmaz
Havadan anlarım telsizler gibi.

Al'İzzet fakirim servetim yoktur
Alçak dünya sana minnetim yoktur
Kimsenin yanında kıymetim yoktur
Parası tükenmiş malsızlar gibi.



29
AY VE DÜNYA KARTALI

Aya ayak bastı dünya kartalı
Softa inat eder öküzler gibi
Hâşa yalan diyor fitnenin oğlu
Çemer köşesinde yobazlar gibi

Minareyi feza gibi çatmışlar
İçine girmişler bühtan etmişler
Allahı da görmek için gitmişler
Anlat şu miracı vakıalar gibi.

Cahil imam Hak'tan sen ne anlarsın
Yatar kalkar kör şeytana uyarsın
Güneşe de gidecekler duyarsın
Çok yakındır acel'etme tez gibi.

Gafil ta'ssup Arapçayı heceler
Anlamaz anlatmaz şaşar bocalar
Kur'an'da yeri var diyor hocalar
Şimdi inkâr eder domuzlar gibi.


Nerde müslümanlık orda açlık var
Nerde cennet huri orda .. var
Hükümet yok adalet yok gençlik var
Güvencimiz onlar şahbazlar gibi.

Âlem on sekiz bin kutup gezmeli
Çok sırlar var çözülecek çözmeli
Fikir ilim deryasında yüzmeli
Eksilmez esilmez denizler gibi.

Al'İzzet keramet geri kalacak
Feraset ilerde menzil alacak
İnsanoğlu Allah'ı da bulacak
Âlem aşikâre gündüzler gibi.



30
GÖZLERİN

Kör gözüme ışık tutar gözlerin
Güneş gibi lamba gibi ay gibi
Adaletli merhametli sözlerin
Seçim gibi parti gibi oy gibi

Kaşların hükmeder mebusanlara
Kirpiklerin ferman yazar hanlara
Şerbet dudakların hasta canlara
Şifa gibi derman gibi hay gibi

Sırma saçlar ezan okur sahrada
Namaz niyazımsın leyi ü neharda
Gözlerin de rahmet saçar baharda
Umman gibi derya gibi çay gibi.

Allahgilden misin âleme başsın
Her çiçeği boyalayan nakkaşsın
Hûbluğuna söz yok ama kallaşsın
Al'İzzet'in emekleri zay gibi.



31
YANAKLARIN KAŞLARIN

Bayrak yanakların selam kaşların
Bana savaş açtı meydan eyledi
İhtilâl gözlerin kalkan döşlerin
Çekti ordusunu isyan eyledi

Hançer bakışların düşmüş kastıma
Kirpiklerin asker çeker üstüme
Habersiz bir baskın geçti postuma
Heman kırallığın ilân eyledi.

Post kavgası çıktı dost arasında
Düşman nöbet bekler kan deresinde
Üç yerimden vurdu naz sırasında
Vücudum şehrini al kan eyledi

Meleklerin feleklerin tanrısı
Acı bana merhametler perisi
Sırmalı saçların gece yarısı
Al'İzzet'i bombardıman eyledi.



32
EKİN DESTANI

Bider aldım çifte gittim
Sık ekilmiş "kör getirdi
İkiledim herik ettim
Bire beşi zor getirdi.

Çift işlemedi ham kalmış
Hemen herkinden nem kalmış
Kınacık oldu nem kalmış
Mahsul bu yıl dar getirdi.

Firik suyun veremedim
Bereketin göremedim
Öküz koşup süremedim
Güzel tarlam bor getirdi.

Ben ektim karınca toplar
Sümbül göcek purmud çaplar
Topbaş ekin kısa saplar
Uzunum çavdar getirdi.

Kösnü verg'alır tarladan
Canım yandı şu fareden
İstanbul'dan Ankara'dan
Sanki Al'İzzet kâr getirdi.



33
YA ALİ

Halik misin mahluk musun ya nesin
Her şey sana ayan beyan ya Ali
Hâşa iki değil sen bir danesin
Hikmetine hayran cihan ya Ali

Gâhi İsa oldun nurda göründün
Gâhi Musa oldun Tur'da göründün
Gâh'İbrahim oldun narda göründün
Yakmaz seni ataş suzan ya Ali.

Muhammed Mustafa hısmımsın dedi
Kanımsın canımsın cismimsin dedi
Âşık oldu sana şanımsın dedi
Gökteki melekler süphan ya Ali

Şu dağlara emretseniz yarılır
Irmaklara dur deseniz durulur
Hasan Hüseyn baş'için bir su verilir
Yanıyor yüreğim büryan ya Ali

Ahret kumandanı kusura bakma
Günahı yakmadan kulunu yakma
Al'İzzet'i ahrette susuz bırakma
Elaman elaman ihsan ya Ali.



34
GÖZLERİ SÜRMELİ

Gündüz güneş gibi gece ay gibi
Çıkar gelir bir gözleri sürmeli
Çiğdemli çiçekli bizim köy gibi
Kokar gelir bir gözleri sürmeli

Adı güzel Barış gonca gül gibi
Halkalanmış sırma saçı tel gibi
Bendinden boşanmış coşkun sel gibi
Akar gelir bir gözleri sürmeli

Her âşık çekemez sevdasın aşkın
Kızılırmak gibi bulanık coşkun
Gönlümün sarayın kalbimin köşkün
Yıkar gelir bir gözleri sürmeli

Al'İzzet aynası bu kız milletin
Yüzünden nur damlar gözler ne metin
Kurtuluş Destanın şair Hikmet'in
Okur gelir bir gözleri sürmeli.



35
DİNDEN İLERİ

Çok gezdim dolaştım cihan içinde
Görmedim bir güzel senden ireli
Eşin bulunamaz insan içinde
Yakıyorsun beni günden ireli

Bakarken yüzüne gözler kamaşır
Elvan nurlar mah yüzünde dolaşır
Sevdaların benim ile güleşir
Ben sana taparım dinden ireli

Al'İzzet'im ben dinine taparım
Elin değil ayağını öperim
Kapınızda hidmetkârlık yaparım
Sadık kul bulaman benden ireli.



36
DERTLİ DERTLİ

Ayrılık zamanı geldi sevdiğim
Ağla saçlarını yol dertli dertli
Kısmet kalktı günüm doldu sevdiğim
Şimdi helallaşak gel dertli dertli

Gel karşıma dal boyunu göreyim
Bir dolu ver muradıma ereyim
Sana bir yadigâr mendil vereyim
Al gözün yaşını sil dertli dertli

Sakla belgüzarım düşün hayal et
Sen de benim için ağla melal et
Ayrılık günüdür hakkın helâl et
Kuşlardan haberim al dertli dertli

Ağla hüngür hüngür sefiller gibi
Garip garip gez dur melüller gibi
Acı yeller değmiş sümbüller gibi
Sen orda ben burda kal dertli dertli

Unutma Al'İzzet'i şaşkın fakiri
Bu dünyadan konan göçer ahirî
Allah'ısmarladık gidiyom gayri
Gözüme göründü yol dertli dertli



37
ALLAHIN ZALİMİ

Yazıktır incitme şu ben fakiri
Zehirledin tatlı yemeklerimi
Ne gününü gördüm hilenden gayri
Zay ettin çektiğin emeklerimi

Ciğerden yanaşın büktün belimi
Kuru yerlere getirdin ilimi
Kastın ne idi Allah'ın zalimi
Göğ iken yoldurdun çiçeklerimi

Kan ağlıyor Ali İzzet 'in gözü
Hiç m'acıman bana kahpenin kızı
Görmedim ben senden bir güleç yüzü
Etim yedin ezdin kemiklerimi.



38
BENİ BENİ

Merhametsiz vicdansız kanlı zalim
Yaktın atasına şu beni beni
Kıyamette nasıl verin sualim
Genciken kocattın bu beni beni

Çok derdini çektim ben nice nice
Söylesem tükenmez üç gün üç gece
Cenazeme sen gel dost ben ölünce
Gözün yaşı ile yu beni beni

Yeter ettin yeter imansız seni
Ne incidin sen mi verdin bu canı
Ahrette yakandan tutturma beni
Hiç olmazsa orada de beni beni

Vasiyetim suyum ile koydurma
Kara bağlan al giyip de oturma
Al'İzzet'e garip ölmüş dedirme
Elininen mezara koy beni beni



39
AŞK BENİ

Dağlara komş'oldum kuşlara yuva
Mecnûn gibi hayran etti aşk beni
Kerem gibi yalın ayak yollarda
Yaktı yaktı büryan etti aşk beni

Kimi âşık kimi derviş dediler
Kimi doğru yola girmiş dediler
Kimi hayın hırsız sarhoş dediler
Yıktı yıktı viran etti aşk beni

Kimi deli dedi kimi budala
Ne çare katlan gönül her hale
Tutuben yakamdan verdi tellala
Aldı sattı seyran etti aşk beni.

Sabır gibi devlet yoktur her halde
Taş atana lokma attım bu yolda
Yedi kale yıktım kırk iki yılda
Dil tahtına sultan etti aşk beni

Kime derdim yansam beni kınıyor
Ağlamazsam ciğerlerim yanıyor
Al'İzzet'i gören deli sanıyor
Soyundurdu üryan etti aşk beni.



40
NENNİ NENNİ

Sabah oldu şafak attı
Uyu yavrum nenni nenni
Del'eyledin beni beni

Güller açtı bülbül öttü
Uyu yavrum nenni nenni
Del'eyledin beni beni

Söylen kuşlar yavaş ötsün
O yâr uykusuna yatsın
Ben kıyamam yel uyartsın
Uyu yavrum nenni nenni
Del'eyledin beni beni

Nen çalayım uyuyasın
Küçücüksün büyüyesin
Güzel ahimi duyasın

Uyu yavrum nenni nenni
Del'eyledin beni beni

Kırmızı güneş batanda
Yeşilli yorgan örtende
Koyu gölgenin altında

Uyu yavrum nenni nenni
Del'eyledin beni beni

İzzetî'yim uyukluyor
O yâr yatmış uyukluyor
Köşek gözler sayıklıyor

Uyu yavrum nenni nenni
Del'eyledin beni beni



41
BAKTI GEÇTİ

Mecnun'um Leylâ'mı gördüm
Bir kerrece baktı geçti
Ne söyledi ne de sordum
Kaşlarını yıktı geçti

Soramadım bir çift sözü
Ay mıdır gün müdür yüzü
Sandım ki Zöhre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti

Atasından duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti

Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yareler bizi
Gamze okun bazı bazı
Yâr sineme çaktı geçti

İzzetî bu ne hikmet iş
Uyur iken gördüm bir düş
Yâr zülfünü kemend etmiş
Boynumuza taktı geçti.



42
EKİN BİÇTİM

Ekin biçtim harman döktüm
Yağmur yağdı mile gitti
Harık yere tohum ektim
Yoksulluktan sele gitti

Hışım oldu baran oldu
Yiğitlerim divan oldu
Kalas geldi boran oldu
Ektiklerim yele gitti.

Al'İzzet'im il kazandım
Dal kazandım kol kazandım
Emek çektim mal kazandım
O da yadırgı ele gitti.



43
DANS MAHALLİ

Millet Meclisi bir kanun yazmış
Herkes sevdiğini alacak deyi
Erkânıharpler bir pilan çizmiş
Erler bir senede gelecek deyi

Kurban olam böyle iyi zamana
Dilediğin veriyorlar insana
Aldı peçeleri attı meydana
Çirkin güzel belli olacak deyi

Al'İzzet'im serbest bayan halinde
Baylar hür yatıyor reyi elinde
İlanlar okundu dans mahallinde
Arzu eden dostunu bulacak deyi.



44
EVRAKI BOZUK

Sen âşık değilsin evrakı bozuk
Sazın sesin çirkin hortlaksın hortlak
Sana lanet olsun soyuna yazık
Din iman yoksulu kavlaksın kavlak.

Müslüman görünür puta taparsın
Türk'üm dersin Atatürk'e atarsın
Bazı kız alırsın avrat satarsın
Şöyle bir baldırı çıplaksın çıplak.

Eli böyük ayı acemi şebek
Gözü kızıl yüzü kara kör köpek
Marifetten bihabersin ey eşek
Menzil alamazsın aksaksın aksak.

Bazı şair olur şiir yazarsın
Ahmet'ten Mehmet'ten alır düzersin
Sahipsiz it gibi köy köy gezersin
Şaşarım aklına ahmaksın ahmak.

Hayını hırsızı arar bulursun
Bazı sağcı bazı solcu olursun
İyi insanlara tuzak kurarsın
Aynı baban gibi zırlaksın zırlak.

Al'İzzet'in mallarını satarsın
Sorsa bir ehl-i din inkâr edersin
Meyhanede kerhanede yatarsın
Kumarbazın biri alçaksın alçak.



45
YÜZÜN DE YOK

Köylüoğlu bana kızar
Babasına hile düzer
Ebemin aşına benzer
Tadın yoktur tuzun da yok.

Nedir böyle talavuzun
Karga mıdır kılavuzun
Ozanlara acı sözün
Millete hoş sözün de yok.

Atatürk de savaş açtı
Düşman orduları kaçtı
Sivas nasıl seni seçti
Bakılacak yüzün de yok.

Al'İzzeti sağcı değil
Fitne değil koğcu değil
Senin gibi yağcı değil
Halka yakın özün de yok.



46
GECEKONDU

Köyüm bana gurbet oldu
Oğlum kızım eşim de yok
Sanki seferberlik geldi
Ağlayan çok neşem de yok.

Şehirlere doldu köyler
Genç bayanlar yaşlı baylar
Gitti kavim kardeş köyler
Garibim yoldaşım da yok.

Gecekondu bağrı kara
Yaparım yıkarlar para
Yalınızım boş tencere
Akşam ekmek aşım da yok

Koca köyde üç ihtiyar
Göçmüş evler yıkık divar
ölüler yurdu bu diyar
Mezar kazan komşum da yok.

Al'İzzet kırk torunum var
Hep gurbette figanım var
Emanet bir tek canım var
Toprağım yok taşım da yok.



47
Atatürk

Allah'ın ordusu Türk'ün ordusu
Hükümdarı kumandanı Atatürk
Heybetinden kaçtı düşman ordusu
Kurtardı şu güzel vatan' Atatürk.

Atatürk İnönü gelmese idi
Camiler mescitler kilise idi
Azimkar kahraman bir kimse idi
Öğretti bizlere irfan' Atatürk.

Dev adımlı mavi gözlü ejderha
Altın saçlı güneş yüzlü ejderha
Gerçek sözlü barış izli ejderha
Sulh etti yurtları cihan' Atatürk.

Al'İzzet bu sözü kimse çözemez
Kiraman kâtibi vasfın yazamaz
O bir kaledir ki dünya bozamaz
Hakikat mülkünün başkan' Atatürk.

Öksüz millet hasta idi kan verdi
İsa gibi ölülere can verdi
Yer yüzüne şeref verdi şan verdi
Kurtardı esirden vatan' Atatürk.

Cihanda sulh dedi ataş kesildi
Yurtta dirlik birlik, savaş kesildi
Yeni nesil türedi çok baş kesildi
Aydın etti kara günü Atatürk.

Mehdi Kemal Paşa gelmese idi
Camiler mescitler kilise idi
İlm ü hikmet bir anayasa idi
Öğretti bizlere irfan' Atatürk

Al'İzzet bu sırrı her can çözemez
Kiraman kâtibi vasfın yazamaz
O bir kaledir ki dünya bozamaz
Hakikat mülkünün sultan' Atatürk.



48
ATATÜRK'E ÇAĞIRIŞ

Ahir zaman kahramanı Atatürk
Türkiye'nin hali yaman oldu gel
Fitne fesat ellerinde kaldı mülk
Kardaşlar kardaşa düşman oldu gel.

Asil Türk evladı ceza görüyor
Hainin hırsızın işi yürüyor
Kıtlık geldi açlık hüküm sürüyor
Acı soğan derde derman oldu gel.

Şeyhi şeytan kendi şeytan çoğaldı
Hortladı cehennem cennetler n'oldu
Her şeye zam geldi bir namaz kaldı
Yalancının sözü iman oldu gel.

Kalemini kılıç eden hatipler
Habersiz zindanda Yalman şairler
Lal oldu şairler sustu kâmiller
Gönül dağlarımız duman oldu gel.

Taç idi ay güneş başında Ata'm
Dünya eğilirdi karşında Ata'm
Allah'ın ordusu peşinde Ata'm
Deccal çıktı âhir zaman oldu gel.

İller harap oldu baykuşlar kondu
Memleket zelzele haline döndü
Vekiller şeytanın atına bindi
Anayasa inkâr gümân oldu gel.

Söyle yüce Tanrı'm Mehdi'yi salsın
Ali Battal Gazi beraber gelsin
Sana taş atanın eli kırılsın
Gafiller cahiller pişman oldu gel.

Ali İzzet Özkan can seni gözler
Öksüz kalan vatan han seni gözler
Şerefli şöhretli şan seni gözler
Kâfir yurdumuza mihman oldu gel.



49
GERÇEKLERDEN GÜZEL

Yüzün görsem miraç ettim sanırım
Haksin gerçeklerden güzelsin güzel
Elin öpsem oruç tuttum sanırım
Masum u Pak'lardan güzelsin güzel.

Hacca başlar seni görse tapınır
Güzel ismin camilerde okunur
Ayna mısın âlem sana bakınır
Çarkı feleklerden güzelsin güzel

Cennetten mi kaçtın burda ne gezen
Peri padişahı şarda ne gezen
Mekânın göklerdir yerde ne gezen
Yeşil meleklerden güzelsin güzel.

Al'İzzet Avrupa kıymet koyamaz
Kehlibar benleri her can sayamaz
Yan'n'oturan hiç kokuna doyamaz
Cümle çiçeklerden güzelsin güzel.



50
BELLİ DEĞİL

Millet kan uykuda yurtta soygun var
Hırsız belli değil iz belli değil
Her tarafta oylum oylum yangın var
Ateş belli değil köz belli değil

Sağlar can veriyor ölüler vergi
Aslanlar şal giydi tilkiler kürkü
Her şey pahalandı geçim ne zor ki
Çarşı belli değil bez belli değil

Sudan ucuz bizden fakir hizan yok
Gömlek yok kefen yok mezar kazan yok
Hortladı istibdat tat yok düzen yok
Şeker belli değil tuz belli değil

İstedik ki şeker ine elliye
Gittikçe artmakta fiat belli ya
Karanlıkta kaldık Allah kolluya
Mazot belli değil gaz belli değil

Yine eski şamar yine eski el
Eksik değil yüzümüzden çal ha çal
Kıyamet mi koptu yâ Rab bu ne hal
Afat belli değil yaz belli değil

Oy dilencileri köy köy geziyor
Asılsız fasılsız vaadler yazıyor
Varlık deryasında yokluk yüzüyor
Çoklar belli değil az belli değil



KAYNAK:
AŞIK ALİ İZZET ÖZKAN – PROF. DR. İLHAN BAŞGÖZ
TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI
__________________
Renklerin Türküsü isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-01-09, 08:45   #5 (permalink)
Co- Admin
 
Renklerin Türküsü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
Renklerin Türküsü is on a distinguished road
Standart Cevap: Halk şairlerimiz...A -B

AŞIK İBRETİ


AŞIK İBRETİ’NİN HAYATI

Asıl adı Hıdır Gürel olan Aşık İbreti’nin dedeleri Malatya'nın Akçadağ ilçesinden kalkmış, Kayseri'nin Sarız ilçesine bağlı Kırkısrak köyüne gelip yerleşmişler. Babasının adı Ali, annesinin adı ise Sultan'dır. Babası o günün zor koşullarında, at sırtında köy köy dolaşıp meyve ve öteberi satarak geçimini sağlarmış.

Rumi 1336, Miladi 1920 doğumlu olan İbreti'ye Hıdır adı konulmuş. Hıdır, üç yaşına gelince annesini kaybetmiş ve öksüz kalmış. Babası evlendiği Hatice isimli ikinci annesinden Ali, Rıza, İbrahim, Sultan, Meryem adlarında beş kardeşi dünyaya gelmiş. Bunlar halen hayatta olup yaşamlarını İstanbul'da sürdürmektedirler.

İbreti henüz onyedi onsekiz yaşlanndayken evlenir. Hanımı teyzesinin kızı Sultan'dır. Köşkerlik (ayakkabı onarımcılığı) yapar ve giderek ayakkabı üretimiyle geçimini sağlar. Askere gider. Üç yıl askerlik yapar. Askerde iken babasını da kaybeder.

Askerlik dönüşü Maraş'ın Afşin ilçesine giderek onsekiz gün gibi kısa bir zamanda biçki, dikiş öğrenen İbreti, Sarız'a döner. Bu sanatını da onsekiz yıl devam ettirir. Bu arada saza ve söze büyük ilgi duyar. Okuma merakı artar. Geceleri gaz lambasının ışığında sabahlara dek okuduğu günler olur. Kendini yetiştirir.

İbreti, bu gayretli çalışmasının yanı sıra peş peşe altı çocuk sahibi de olur. Sırasıyla Sultan, Haydar, Hüseyin, Hıdır, Kemal ve Gülbeyaz, İbreti’nin hanesinde yer alır. Ancak kendi adını taşıyan Hıdır, henüz otuzdört yaşındayken 1992 yılında Hakk'ın rahmetine kavuşur. Diğer kardeşleri, anneleri Sultan ile birlikte İstanbul'da yaşamlarını sürdürürler.

Çok çocuklu İbreti, geçim darlığı çektiği için çeşitli mesleklere atılır. Saz yapıp satmak, diş çekmek, madencilik, en son fotoğrafçılık gibi işler yapar. Madencilikte yaptığı kazılarda yüzde *Sansür**Sansür**Sansür**Sansür*en isabet kaydetmesine karşın, ekonomik yetersizlikler nedeniyle bu işi sürdüremiyor. Bulduğu krom, gümüşlü kurşun madenleri toprak altında kalıyor. Son olarak fotoğrafçılık hizmeti yapmakta olan İbreti, Sarız'da elektrik olmadığı için işini zor sürdürüyor, daha sonra Elbistan'a göçüyor. Burada fotoğrafçılık mesleğini sürdürür iken, 1967'de patlak veren Elbistan olayında Alevilere saldıran fanatik bir grubun saldınsından İbreti de nasibini ahyor. Dükkanı tahrip ediliyor, kendisi ise canını zor kurtarıyor. Tekrar Sarız'a dönüyor. Ancak geçim darlığı nedeniyle İstanbul'a göçüyor ve 5 Kasım 1976 tarihinde de Hakka yürüyor.


DEĞİLİZ

Minareye çıkıp bize bağırma
Haberimiz vardır, sağır değiliz
Sen kendini düşün bizi kayırma
Sizlerle kavgaya uğur değiliz

Her yerde biz Hakk'ı hazır biliriz
Olgun insanları Hızır biliriz
Bundan başkasını sıfır biliriz
Tahmininiz yanlış, biz kör değiliz

Eğer insanlıksa doğru niyetin
Nefsini ıslah et varsa kudretin
Bize lazım değil senin cennetin
Huriye gılmana esir değiliz

Arapça duaya değiliz mecbur
İster müslüman bil, istersen gavur
İnsanı hor görmek en büyük küfür
Buna inanmışız, münkir değiliz

İBRETİ, bu hâle insan acınır
Ham sofular bu sözlerden gücenir
Aslına ermeyen elbet gocunur
Onu avutmaya mecbur değiliz



HÜSEYNİ SEVMEK Mİ KABAHATİMİZ

Hangi peygamberden kaldı bu usûl
Hangi âyet bunun hakkında nazil
Sünnet, sakal, bıyık kesmek mi gafil
Bu mu müslümanlık işaretiniz

Suya güvenerek kalmayız murdar
Marifet denilen bir çeşmemiz var
Onda yıkananlar vakıf-ı esrar
Hep onunla kâim teharetimiz

Su temiz eder mi özü murdarı
Gören marifetle gördü didarı
Ali'yi su mu etti islâm serdarı
Hep buna mı benzer muharetiniz

Kul es'eli küm ayetin buyurdu Allah
Ehlibeyte muhabbet herşeyden âlâ
Münafık sözüne uymayıp asla
Hüseyn'i sevmek mi kabahatimiz


Kitapsız şunlar ki bilmezler suçun
Dışın temiz tutar, arıtmaz için
Cehennem deresi riyakar için
İblisten saklıdır ibadetimiz

Mümin okuyan mı, emri tutan mı
Yoksa ilmi para ile satan mı
Namazda duvara cephe tutan mı
Ancak su ile mi teharetiniz

Miraç bir kademdir girebilene
Haktan yakın yoktur görebilene
Hakimdir Muhammet, Ali cihana
Mahşerden sonra mı şol cennetiniz

Siz cennete aşık, biz de cemale
Acep bundan kimler erer kemâle
Huri, gilman için çekmeyiz çile
Sizin onlar için hep teatiniz

Sümmevechullahi demişiz beli
Lâ taknet-u minrahmete ezeli
Mescidi melâik ademdir celi
Bizim bu camide ibadetimiz

Men aref remzinden dersimiz aldık
Dört kitap ilmini bir nokta bildik
Cami-i vücutta namazı kıldık
Beş değil dem be dem ibadetimiz

Ger zuhur edeydi Mehdii devran
Meydana çıkardı güruh-u şeytan
Tıg-ı hunrizini çaldığı zaman
Aşikar olurdu kabahatiniz

Ayrı gayrı değil, kulda sırrı var
Mümin olan bunu edemez inkâr
Haktan gayrı nesne görmeyiz zinhar
Bu mu göze çarpan kabahatimiz

Ali öldü dersin, mezarı nerde
Kendisi tabutu gömdüğü yerde
Bunu bilmek kısmet olmaz her ferde
İşte bu yüzdendir hakaretiniz

Ali'nin kudreti edilmez tarif
Nice sırları var akla muhalif
Yeni midir adavete tesadüf
Yoksa ezelden mi bu adetiniz

Davut çalmadı mı udu, tamburu
Ona ermedi mi hidayet nuru
Musiki çalmanın var mı kusuru
Nedir taş atmaktan ticaretiniz

Farz ile sünnetten geri kalmayız
Çünkü hak mevcuttur meçhul bilmeyiz
Yılda bir kez biz Mekke'ye varmayız
Gönül Kâbesidir ziyaretimiz

Elkalb'el mümin'in beyt'ül Huda'dır
Bu yüzden haccımız hac'cı kübradır
Hazinetullahtır hem beytullahtır
Dem be dem bu hacdır ziyaretimiz

Kürsüde vaaz eder, gözü bakar kör
Kendini hoş görür, özgede kusur
Bunlar rafazi der, hem dahi kâfir
Nedir bu zümreye adavetiniz

Millet seçmek değil bizdeki temel
Doğru söz üzere ederiz amel
Acem sözlerinden Kuran var evvel
O gösterdi rahı hidayetimiz

İbadetin hası selatı dâim
Nefsimiz neyinden kılarız saim (Oruç, perhiz)
Mal zekâtı vermek nemize lâzım
Hak yola baş vermek iradetimiz

Ölmeden ölenin temiz ölüsü
Mevtü kıble ant'a mevttir dirisi
Günah, yuğmak değil daha doğrusu
Ölü yuğmak ancak bir adetimiz

Ali, Fatıma'dır Hasan Hüseyin
Çariyardır hem, sakisi kevserin
Bunları koyup da gayriye yakın
Olmaktır çok büyük kabahatiniz

Cilveyi Rahbani Ali'de kudret
Bu kudretle zahir eyledi hikmet
Hak Ali'yle birdir, bu nasıl gaflet
Hatemmullahi kulubihim işaretiniz

Peygamberimiz mezhebi dört müydü
Hanifi, Şafi mi nikâhın kıydı
Yoksa iman Malik, Hambeli miydi
Ehlibeyt mezhabe var biatimiz

Dört mezhep lafına vermeyiz kıymet
Abbasi icadın biliriz elbet
Ehlibeyt'e râgıp olmayan her fert
Ta elestten beri cenabetimiz

Muhibbî evlâdız değiliz inkâr
Bu yüzden softaya göründük ağyar
Ta'ani teşninizden ne gamımız var
Herkese malum bir habasetiniz

Vaiz pendi etmez asla bize kâr
Bizlere malumdur yâr ile ağyar
Müstakim adli bir tarikimiz var
O yoldandır Hakk'a garabetimiz

Zencefil, zina yok, bizden dilin çek
Evlâdımız tahir, *Sansür**Sansür**Sansür* değil bişek
Hak emri üzere süreriz sürek
Yoktur böyle batıl bir adetimiz

Kâinatı yoktan var eden Allah
Ondan gayrı var mı bir başka ilah
Niçin olmadınız bu sırra agâh
Bu kadar mı bağlı basiretiniz

İBRETİ fariğ ol, uyma cahile
Nasihatin hiçe gider nafile
Hüner odur kişi kendini bile
Ondan belli olur maharetimiz



ZİYAN MI SANDIN

Ey vaiz sözümün ver cevabını
Bizleri beyhude nadan mı sandın
İdrâk eylemeyen hak kelâmını
Formalitelere uyan mı sandın

Sırat-ı mizanı saydığın zaman
Cenneti aklına koyduğun zaman
Taş ile duvara uyduğun zaman
Hak ademden ayrı nihan mı sandın

Gönül Kâbesine taş atıp yıkma
Asıl Allah evi ona hor bakma
Eğer aklın varsa bu sözden çıkma
Bizleri idraksiz hayvan mı sandın

Beş vakit boşuna olma avare
Adamsan başına bir çare ara
Manen, hem maddeten uğra zarara
Bunu bir hakiki erkân mı sandın

Hurafaya asla gel verme kıymet
Gerçekler sözüne sen eyle rağbet
İBRETİ ceht eyle ahlâkın düzelt
Sevip sevilmeyi ziyan mı sandın



BİR BAYRAK DİKER GİDERDİM

Bir şah olsam hükmeylesem cihana
Kilise, mescidi yıkar giderdim
Okullar yapardım bütün insana
Cehaleti kökten söker giderdim

Fabrikalar kurar idim her yerde
İkiliği kovar idim bu serde
Ayrı gözle bakmaz idim bir ferde
Cihana bir gözle bakar giderdim

Gerçek insanları bilirdim Allah
Ondan gayrısına tapmazdım billah
Ne Kabe kalırdı ne de Beytullah
Yerine bir arpa eker giderdim

İnsanlıktan başka olmazdı cennet
Yok olurdu İsa, Musa, Muhammet
Kalkardı dünyada mezhep, tarikat
Dinlerin bağını çözer giderdim

Bir olurdu zengin, fakir her zaman
Çaresiz dertlere olurdum derman
Ne gavur kalırdı ne de müslüman
Tümünü bir yola çeker giderdim

Gece gündüz çalışırdım millete
Bir faydalı kul olurdum elbette
Bir ırmak olurdum güneşten öte
Yeni fezalara akar giderdim

O günü görseydim yüzüm gülerdi
Dünyada insanlar bayram ederdi
Ne bir silah, ne bir atom kalırdı
Bir ulu deryaya döker giderdim

İBRETİ der varlığımız bitmezdi
İnsanoğlu yanlış yola gitmezdi
Ayrı gayrı devlet icap etmezdi
Dünyaya bir bayrak diker giderdim



HER ŞEY TÜRKÇE OLSUN AMAN DEDİLER

Şaşkın gibi koşup gitme yabana
Sana da verilmiş bir can dediler
Özünde ara bul düşme gümana
Hemen kendine gel inan dediler

Akıl haznesinden mizana geldim
Orada ben hemen imana geldim
Hak ve hakikati vicdanda buldum
Böyle gerek ehli irfan dediler

İnsan hakkın bilip ettim niyazı
Kıblesiz camide kıldım namazı
Çünkü her tarafta var Hakk'ın yüzü
İşte şimdi oldun insan dediler

Bu gerçek sözleri herkes bilemez
Yüzden geçer gider künhe eremez
Melek dahi ondan sorgu soramaz
Kul hakkın verirse hemen dediler

Cehennem var imiş, nemize gerek
Aşkın ateşiyle yanak kurtulak
Akıl, mizan, sırat bir temiz yürek
Ondan size gelmez ziyan dediler

Vadedilen yetmiş huriden geçtim
Yetmiş değil bir tek yetişmiş seçtim
O verdi ben hayat suyundan içtim
O zaman adıma gılman dediler

İBRETİ, bende var bir tuhaf adet
Arapça salavat getirmem ebed
Sen islam, dilin Türk, Arapça bir dert
Her şey Türkçe olsun aman dediler



HAKKA GİDER İZİM BENİM

Yaralıyım değme bana
İçimdedir sızım benim
Benden zarar gelmez sana
Seni yakmaz közüm benim

Boşa kurma bana tuzak
Özüm doğru, sözlerim hak
Beni yoramazsın mutlak
Hakka gider izim benim

Din demek mânânın dışı
Herkes anlamaz bu işi
İnsanlık herşeyin başı
İşte onda gözüm benim

Ozanım elimde sazım
Gerçeklere ayak tozum
Sanma beni kitapsızım
Canlı kitap özüm benim

Güzeldir yarimin yüzü
Baldan şirindir her sözü
Mihrabımdır iki gözü
Ona doğru yüzüm benim

Sen sanma beni divane
Aşıkım nazlı canana
Kul olmuşum o sultana
Hep onadır nazım benim

İBRETİ'yem bir fakirim
Bez değil atlas dokurum
Kuran'ı Türkçe okurum
Ki anlansın sözüm benim



SANMA Kİ BEKLENEN MEHDİ’Yİ GELMEZ

Zalimin, gaddarın zevali yakın
Sanma ki beklenen Mehdi’yi gelmez
Haksızdan soracak haklının hakkın
Adalet olunca şikayet olmaz

Nice gözler var kan, yaş akmakta
Nice acı günler ömür sökmekte
Nice canlar her an çile çekmekte
Lâkin herşey geçer ebedi kalmaz

Nice mazlumların hakkın yiyen var
Akıl yolun kesip insan soyan var
Bu hâl böyle sürüp gider diyen var
Hiçbir çiçek yok ki ahiri solmaz

Nice hakikati görüp seçen var
Nice bilmeyerek ondan kaçan var
Nice çay yerine çorba içen var
Herkes hakikatin künhüne ermez

Mehdi Ali Resul çıkacak derler
Zulmün temelini yıkacak derler
Mazlumun hâline bakacak derler
Ne suretle olur çok kimse bilmez

Bu bir hakikattir demeyiz yalan
Gelecek aslında Mehdi'dir gelen
Lâkin diyemeyiz felanca, filan
Mehdi’yi tanıyan künyesin sormaz

Zulüm çoğalınca çıkacak Mehdi
Ta evvelce tayin etmiş bu vakti
Yerine getirir, yaptığı ahtı
Bunu fark etmeyen Mehdi’yi görmez

Adalet nerdeyse Mehdi orada
Sanma gelecek var başka sırada
Nereye gizlenmiş, çıksın oradan
Başka safsatalar girmez kafaya

Gelecek kimse yok, bekleme boşa
Yok yere zihnini yorma bu işe
Ne zaman zulümle çıkarsan başa
Gelecek Mehdi'ye hiç hacet kalmaz

İBRETİ kimsenin kalbini yıkma
Hakikat, adalet yolundan çıkma
Körlerin önüne çıranı yakma
Karanlığa gider ışığı görmez



GÜLEMEZ OLMUŞ

Bakın şu Tann'nın adaletine
Kimini ağlatmış, gülemez olmuş
Kiminin süs vermiş kıravatına
Kimisi bir gömlek bulamaz olmuş

Kimine giydirmiş lahuri kumaş
Kimi ekmek için ediyor telaş
Kimisi alıyor çokça bir maaş
Kimi bir kapıcı olamaz olmuş

Kiminin binası sekiz, on katlı
Kimi taksi, kimi motorsikletli
Kimisi beğenmez baklava, tatlı
Kimi vita yağın bulamaz olmuş

Kimi hanımını gönderir ırgat
Kiminin takımı yedi, sekiz kat
Döküp saymak ile bitmeyecek dert
Kiminin hiç yüzü gülemez olmuş

Kimi odasına sermiştir halı
Kiminin cebinde bulunmaz pulu
Kimi boynu bükük, yetimi dulu
Bir ferahlık yüzün göremez olmuş

Kiminin gayetle perişan hâli
Kimi gözü dönmüş, şaşırmış yolu
Böyle mi gidecek dünyanın hâli
Kimse bu suali soramaz olmuş

Kulları Tanrı'dan almış bu dersi
Her birisi kapmış bir koltuk, kürsü
Belki ahir zaman işin tam tersi
Bu hikmete akıl eremez olmuş

Bu hal çok kimsenin canını sıkar
Dişlerini döküp, belini büker
Korkarım sonunda bir niza çıkar
Kimse bundan ibret alamaz olmuş

Bir olmazsa şayet seçim olurdu
İşler mutlak başka biçim olurdu
Müsavi şartlarla geçim olurdu
Kimse o cennete giremez olmuş

O birdir, biz neden başka başkayız
Kimimiz külhanda, kimi köşkteyiz
Kimisi yan yatar, kimi işteyiz
Kimse bu yarayı saramaz olmuş

İBRETİ, böyleymiş Tanrı, adalet
Kimine dert verir, kimine sıhhat
O istediğine verirmiş cennet
Kimse onun suçun soramaz olmuş



GÖRDÜM DE GELDİM

İlme hizmet edip uykudan kalktım
Sarık, seccadeyi elden bıraktım
Vaizin her günkü vazından bıktım
Ramazanı sele verdim de geldim

Karnım acıktıkça kederim arttı
Hele hac kaygısı ayrı bir dertti
Paralılar hemen hac' oldu gitti
Şeytanı taşlarken gördüm de geldim

Dört kitabı koyup torbaya astım
Cennet hurisinden ilgimi kestim
Muskacı hocaya sanmayın sustum
Ağzının payını verdim de geldim

Aklım ermez ahret eğlencesine
Saygım var insanın düşüncesine
Hayal cennetinin has bahçesine
Softa sürüsünü sürdüm de geldim

İBRETİ, emelim insana hizmet
Eşim bana huri, evim de cennet
Hacıya, hocaya kalmadı minnet
Irbığı, tesbihi kırdım da geldim


ÇÖP ÖPMEKTEN BAŞKA DİYANETİ YOK

Bir cahil softayla ettik refakat
Safsatadan başka diyaneti yok
Hiç kimsede olmaz böyle hamakat
Çöl öpmekten başka diyaneti yok

Yüzü benzer zemherinin kışına
Çok beğenir Muaviyenin işine
Zor rastlanır böylesinin eşine
Adem olmak için bir niyeti yok

Sakalı, bıyığı eylemiş sünnet
Bütün arzuları huriyle cennet
Tüyün murdar bilir, der ki kerahat
BatıI itikattan feragati yok

Hak ademde demez, yabanda arar
Mürşüde baş eğmez, fakıyı sorar
Sakalını kırkar, saçını tarar
Mırıltıdan başka bir adeti yok

Çok vakit ıbrığı düşmez elinde
Ömer, Osman, Bekir her dem dilinde
Peygamberin asla gitmez yolunda
Bundan başka hiçbir kabahati yok

Harama mısmıl der Bismillah ile
Kâfire İslam der la ilah ile
Mahşeri bekliyor bu sevda ile
Kâmile yarayan gidişatı yok

İBRETİ, artık kes bundan ülfeti
Ali düşmanına oku laneti
Şeytandan öğrenmiş iş bu adeti
Ademe zerrece muhabbeti yok



SOYANLAR ÇOKTUR

Köhne zihniyetin geçti zamanı
Hâlâ ondan ekmek yiyenler çoktur
Asıl insanlığa çoktur ziyanı
Açık safsatayı duyanlar çoktur

İnsanlık yolundan bulup vefayı
Artık bırakalım köhne kafayı
Muskayla hastaya veren şifayı
Hâlâ o bâtıla uyanlar çoktur

Ben evladım deyip büyüklük satan
Bir gafil görünce durmayıp çatan
Beleş bulduğunu yiyip yan yatan
Bunu tabii hak sayanlar çoktur

İnsanlık hizmettir sözüme inan
Sevgide ayrılmaz ondan bir zaman
Ortaya çıkmışken o yanlış plan
Hizmet sahasına koyanlar çoktur

İBRETİ, insanda marifet gaye
Herkes uçmaktadır yıldıza, aya
Gözün açıp bundan almayan paye
Kör, topal bulup da soyanlar çoktur



SAFSATAYA UYMAYANLARIZ

Biraz hâyâ eyle hor bakma zahit
Her olur olmazı duymayanlarız
Bu bir hakikattir, çokları şahit
Softalığı hüner saymayanlarız

İbadete mağrur yüksek uçanlar
Aklınca sırat köprüsün geçenler
Halkı haktan ayn görüp seçenler
Böyle safsataya uymayanlarız

Fezaya yol açtı ilmi bilenler
Hâlâ gaflettedir tespih sayanlar
Sonra ahirette hülle giyenler
Bizler o hırkayı giymeyenleriz

Ta evvel tanırız bu doğru yolu
Gerek akıllı say gerekse deli
İnsanlık aşkıyla kalbimiz dolu
Muska yazıp halkı soymayanlarız

Gayemiz hizmettir şaki değiliz
Sömürücü yahut fâki değiliz
İBRETİ, fesatın kökü değiliz
Aşk, hizmet yolundan kaymayanlarız



İNSANIMIZ VAR

Ey sofu bizlere kem gözle bakma
Özünü farkeden insanımız var
Gerekse cennete bizi bırakma
Bizim de bir huri gılmanımız var

İster tapusun al cennet âlânın
Meftunu değiliz huri gılmanın
Yarınki kevserden sen doyur karnın
Bugün bulup içen mestanımız var

Manasın biliriz ilm-i irfanın
Bizce değeri yok kuru davanın
Bunun için bize gel sıkma canın
Hep dinlere önder vicdanımız var

Kim hoşlanır senin böyle hâlinden
Hem dua hem ayıp çıkar dilinden
Geçtik ham sofunun kıl-u kalinden
Hilkat-i âdemiz izanımız var

Nesini yemişiz bilmem sofunun
Sanki düşmanıyız her zaman onun
Ortağı değiliz huri gılmanın
İBRETİ, bizim bir cananımız var



BAŞKA ŞEY DEĞİL

Dinlersen sözümü verem haberi
Boş yere bekleme büyük mahşeri
Eğer ister isen cennetle huri
Yârin kucağından başka yer değil

Havaya kaldırma boşa elini
Arapça duaya yorma dilini
Koklamak istersen cennet gülünü
Yârin yanağından başka yer değil

Sakın kıble sanma cansız duvarı
Hem kıble hem Kabe dostun didarı
İçmek ister isen ab-u kevseri
Yârin dudağından başka yer değil

Hocaya dedeye eyleme minnet
Eğer tanıdınsa insandır cennet
Benden sorar isen halis ibadet
Sevgiyle hizmetten başka şey değil

İBRETİ, yarinle sen eyle ülfet
Ondan başka sana gerekmez cennet
Candan sev dostunu eyle muhabbet
Huri, Kevser bundan başka şey değil



GEÇİMİ DAR BİR İNSANIM

İnsanlığa değer verir
Böylece ehli İmanım
Kötü ahlâkı hor görür
Ona kaynamaz hiç kanım

Benden sorma abdest namaz
Sabırlı ol hele biraz
Arapçam çok kısa pek az
Safi Türkçedir lisanım

Yetmiş iki huri bilmem
Verseler de yine almam
Çünkü ben hakkından gelmem
Geçimi dar bir insanım

Kabe'ye param yok niçin
Hak her yerde olduğu için
Her hâl bunda yoktur suçum
Çünkü ben Hakka tapanım

O cennet hep olsun sana
Kederlenme benden yana
Cehennem kâr etmez bana
Cennet benim, ben insanım

Şeytanı bilmem ki nasıl
Ne millettir, hangi asıl
O yaklaşmaz bana hâsıl
Onunla evvel düşmanım

İBRETİ, böyle bir ferdim
Sade insanlıktır derdim
Hep gönlümü dosta verdim
Sanma ki ona pişmanım



SATAR MI SATAR

Yalancı kalleşle eyleme ülfet
Seni uçuruma iter mi iter
Daima kamile sen eyle hizmet
Düşersen elinden tutar mı tutar

Vefa ummak olmaz cahil soyundan
Çünkü vazgeçemez kötü huyundan
Hayır gelmez onun hiçbir şeyinden
Aşına soğuk su katar mı katar

Gerçeğe haldaş ol vadinden dönme
Her olur olmazın sözüne kanma
Vefasız cefaya katlanır sanma
Menzile varmadan yatar mı yatar

Kaynasın kazanın aşk ateşinden
Canın sıkılmasın adû taşından
Yorulmadan yürü dostun peşinden
Kul diye pazarda satar mı satar

İBRETİ; ceht eyle insanca yaşa
Gelmedik hâl yoktur sağ olan başa
Gerek elli yaşa gerek yüz yaşa
Son deminde toprak yutar mı yutar



BİZ GÜZELİ PEK SEVERİZ

Güzel sevmektir hâlimiz
Biz güzeli pek severiz
Güzele doğru yolumuz
Biz güzeli pek severiz

Güzeldir ol Hakk'ın nuru
Güzeldir Musa'nın Tûru
Güzeldir cennetin huru
Biz güzeli pek severiz

Güzeli severiz candan
Ta can çıkınca bu tenden
Gönlümüz ayrılmaz ondan
Biz güzeli pek severiz

Güzele kurban oluruz
Yoluna can baş veririz
Ölsek de hayat buluruz
Biz güzeli pek severiz

Güzel candır, güzel cânân
Güzel dindir, güzel iman
Güzeldir her derde derman
Biz güzeli pek severiz

Güzeldir bizim atamız
Güzel bağışlar hatamız
Güzelden gitmez ötemiz
Biz güzeli pek severiz

İBRETİ, güzel olana
Varını verir talana
Aldanmaz kavl-i yalana
Biz güzeli pek severiz



SAKIN TEPİKLEME HAYVANCASINA

Biraz yaklaş bana hasb-u hal için
Konuşup anlasak insancasına
Herkesi kardeş bil, iyice geçin
Sakın tepikleme hayvancasına

İnsan bir nesildir, sanma ki ayrı
Ana bir, baba bir değildir gayrı
Kardeşin kardeşe değmesin şerri
Gel anlayış göster irfancasına

Kalbini her fena fikirden arıt
Aklı vicdanınla işini yürüt
Zengini fakiri yanında bir tut
Kibir mağrur olma şeytancasına

Kamile hürmet et kemali için
Cahilden nefret et o hâli için
Bütün kötülüğün zevali için
Zulürne karşı çık kalkancasına

Hak ver, hak sözümü iyice anla
Yine ne dersen de birazcık dinle
Mutlak İBRETİ'yi haklarsın sonra
Kalbini dar tutma zindancasına



BİTMEZ YOKUŞ YOLUN SENİN

Neden çokça düşünürsün
Nedir böyle halin senin
Üstü başına baksana
Yok mu paran pulun senin

Görüyorum avaresin
Herhal bir bahtı karasın
Bulsana başın çaresin
Nerde mülkün, malın senin

Bakıyorum gençsin yaşta
Saç sakal ağarmış başta
Yorulmuşsun bu savaşta
Bükülmüştür belin senin

İş bilir, aklın başında
Anlamadım bu işinden
Daima yokluk kışında
Açılmadı gülün senin

Yazık bu haline yazık
Galiba bu düzen bozuk
Daim düşünürsün azık
Bitmez yokuş yolun senin

Varsana sen bir tüccara
Bulsun bu derdine çare
Nüfusun çok sen avare
Her dem yırtık çulun senin

Nerde kaldı kuzuların
Kesilmedi sızıların
Dinliyorum bazıların
Dertli öter telin senin

Bu sözün yoktur yalanı
Söyledim başta olanı
Çoktur geride kalanı
Kısa kesti dilin senin

Ey İBRETİ, artık yeter
Çile olmaz bundan beter
Seni bir gün toprak yutar
Kalır yetim dulun senin



İNSANLIĞA HİZMET İBADETİMDİR

Dost yüzün gördükçe eyvallah demek
Ta evvelden beri bu adetimdir
Aşkın Kâbesinde imama uymak
Dostumun cemâli ziyaretimdir

Gerçeklerin kalbi aynadır Hakka
Beytullah gönüldür, değildir Mekke
Ne mescit isterim ne dahi tekke
İnsanlığa hizmet ibadetimdir

Mansur oldum dostun zülfünde berdar
Benim için budur büyük iftihar
Ne cübbe giyerim, ne külahım var
İnsanlık kisvesi kıyafetimdir

Ne orucum vardır ne de namazım
Hakk'a pek yakınım, her dem niyazım
Aşk ile divâne, elimde sazım
Buna sebep dosta muhabbetimdir

İBRETİ’yim değiştirmem niyeti
Bâtıl hurafaya etmem biati
İbadet sayarım dosta hizmeti
Bu da göze çarpan kabahatimdir



TURUMU GÖRDÜM

Yusuf-i zamanı afat-ı devran
Mahi şakkal kamer yarimi gördüm
Gülşeni hüsnüne olmuşum hayran
Pervane misali nurumu gördüm

Tubâ-i cennettir boyu ne güzel
Hüsnüne yakışmış huyu ne güzel
Mutlak sulbi tahir soyu ne güzel
Hallacı Mansur veç darımı gördüm

Cihanda misli yok cevheri yekta
Bir nuru mücessem kılmış tecella
Cemâlin görünce dedim eyvallah
Lemteradan olan turumu gördüm

Bin hacca bedeldir nazı, niyazı
Bendesiyem hem de rahının tozu
Çok şükür keşfettim gizlenen razı
Mahi taban olan ruhumu gördüm

İBRETÎ, bade-i aşk ile mestim
Yoluna baş vermek muradım, kastım
Eğer ki canımı isterse dostum
İşte ben yok olup varımı gördüm



VEYSELİN

Gerçek âşık idi, bilgin bir erdi
Hikmet hazinesi sözü Veysel'in
Dünyası karanlık, iç yüzü nurdu
Hakk'a âşık idi özü Veysel'in

Yedi yaşta iken düşmüştü derde
Çiçekten gözüne inmişti perde
Çok hizmeti vardı millete, yurda
Bülbül sesli idi sazı Veysel'in

Üstat Aşık Veysel, âşıklar başı
Gayet gönlü alçak, bir kâmil kişi
Pek nadir bulunur dünyada eşi
Her ferde geçerdi nazı Veysel'in

Onda mevcut idi ilim, marifet
Kim görse o halin, verirdi kıymet
Dileyelim onun ruhuna rahmet
Hakka doğru gider izi Veysel'in

Dokuz yüz yetmiş üç, AŞIK İBRETİ,
Şatıroğlu içti ecel şerbeti
Yirmi bir mart günü kalktı kısmeti
Ulusun bağrında közü Veysel'in



SIZIMI BENİM ,

Tutamıyom gözlerimin yaşını
Nasıl dindireyim sızımı benim
Gurbet ele saldım nazlı eşimi
Kimseler çekemez nazımı benim

Yarim geçti gitti, ben kaldım burda
Göz göre kendimi saldım bu derde
Bilmem ki ben nerde, Almanya nerde
Kış kıyamet ettim yazımı benim

Dostlarım toplanıp halimi sorsun
Aklı olan benden bir ibret alsın
Dökeyim dertlerim gözüyle görsün
Hergün yaşla dolan gözümü benim

Nasıl kurtulayım ben bu davadan
Yavrular sızlaşır ıssız yuvada
Ne haber, ne mektup nazlı sunadan
Hasret ile yaktı özümü benim

İBRETİ, sanki bir ıssız çöldeyim
Gönlüm kederlidir, gözü yoldayım
Dostun hasretiyle gör ne haldeyim
Getirin şu dertli sazımı benim



ŞEYTAN GEREKMEZ

Evvelden bade-i aşk ile mestiz
Yerimiz meyhane, mescit gerekmez
Saki-i kevserden kandık elestiz
Kuran-ı natık var samit gerekmez

Cennet irfan imiş remzini bildik
Bai bismillahtan dersimiz aldık
Cemâl-i dilberi aşikar gördük
Cennetteki huri, gilman gerekmez

Gelmişiz cananın asitanına
Sıtkıyla sarıldık dost damenine
Canla baş koymuşuz aşk meydanına
Hayvan kesmek gibi kurban gerekmez

Bize lazım değil müftü fetvası
Ehli aşk olanın var aşinası
Ademi hor görüp olmayız asi
Secdeden ar eden şeytan gerekmez

Biliriz abdesti, savmı, salâtı
Kelime-i şahadet, haca, zekatı
Taklit ile olmaz hak farziyatı
Riya ile olan iman gerekmez

Biliriz mevlayı vicdanımızda
Allah aşikârdır seyranımızda
Kuş dili okunur irfanımızda
Arabi, Farisi lisan gerekmez

Yürekte gizlidir bizim derdimiz
Taklide bağlanmaz hiçbir ferdimiz
Nefsimiz iledir daim harbimiz
Cahil-ü nadanla kavga gerekmez

İBRETİ, nadanla etme ülfeti
Anlamak istersen İlm-i hikmeti
Dost kapısın bekle, eyle hizmeti
Aşktan başka din ve iman gerekmez



HİKMET BİLİRİM

Birlik beraberlik hep benim derdim
Bu derdi kendime nimet bilirim
Herkes kardeşimdir, ayırmam ferdi
Başka düşünceyi gaflet bilirim

Gelip geçmişlerden beklemem yardım
Ne gördümse mevcut olandan gördüm
Maneviyatta, surette ferdim
Sade Arapçayı zahmet bilirim

Çulum yırtık görüp sanmayın deli
Çok evvel bilirim sağ ile solu
Gönlüm dost evidir aşk ile dolu
Gerçekler sözünü hikmet bilirim

Bir halk ozanıyım elimde sazım
Mevki, saltanatta yok benim gözüm
Hak ve hakikata bağlıdır özüm
Sevgiyi, hizmeti servet bilirim

İBRETİ sözlerim her zaman doğru
Hak haklıyladır, sanmazam gayri
İnsanlığa çatanın olmaz hayırı
Onunla savaşı hizmet bilirim



BELLİ

Yarabbi bahar eyle sen çatma bana
Haklı da bellidir, haksız da belli
Göz kazanmak için eğilmem sana
Basiretten mahrum varsız da belli

Hak, adalet çanın her gün çalarız
Ne zulümden korkar, ne de yılarız
Tarihlerle sabit, zulmü yorarız
Hakikat düşmanı hırsız da belli

Atanın yolunda sarsılmaz yürek
Adalet üzeri eşitlik gerek
El ele verip de bu hakkı sorak
Zalim, zorba belli, şersiz de belli

Ne hatamız varsa varıp soralım
Ne cevap verilir onu görelim
Gayretle çalışıp zulmü sürelim
Hakikatli belli, yolsuz da belli

İBRETİ sözlerin can katar cana
Ya basiretlisin, ya da divane
Haklı söz yaramaz bazı insana
Gerçeklerden yoksun kârsız da belli



OLMAZ ZİYANI, ZİYANI

Yüceden insanın şanı
Etme gümanı gümanı
Canından nazlı cananın
Olmaz ziyanı ziyanı

Dünyaya gelmekten maksat
Sevgiliye hizmet elbet
Dostuna eyle muhabbet
Niden gılmanı gılmanı

Can gözünle canana bak
Onda tecelli ede Hak
Necata erersin mutlak
Görmen tufanı tufanı

Dost elinden içip dolu
Böyledir gerçekler yolu
Seçegör sağ ile solu
Bırak yalanı yalanı

Dinle, İBRETİ sözünü
Dosta açık tut özünü
Ondan ayırma gözünü
Terk et felanı filanı



GÖNLÜMÜZ AŞK İLE DOLUDUR DOLU

Sakın hakaretle bize hor bakma
Gönlümüz aşk ile doludur dolu
Kalbimiz Hak evi, taşını yıkma
Sevgili dostların elidir eli

Softa hor baksa da bize ar değil
Sevgiden, hizmetten haberdar değil
Dost için taşlanmak sanma kâr değil
Geçmiş velilerin hâlidir hâli

Mecnun Leyla için gezmiş ovayı
Ferhat, Şirin için delmiş kayayı
Çekmeyen ne bilir aşkı, sevdayı
İBRETİ, gerçekler kuludur kulu




KÖRE PERDEDİR

Bütün dünyayı verseler
Gözüm yardadır yârdadır
Onu nereye sürseler
Gönlüm ordadır ordadır

O şifadır bütün derde
Sırrını açmam bir ferde
Görürüm hazır her yerde
Köre perdedir perdedir

Cenneti sanmazam ırak
Nerde sevgi, ordadır Hak
Miracım sevgili mutlak
Aşkı serdedir, serdedir

İBRETİ, doğru söylerim
Huri gılmanı neylerim
Gördüğüm yari severim
Gönlüm kârdadır kârdadır



BUGÜN

Kemâl sahibinden dersimiz aldık
Cemâl-i canana hayranız bugün
Meneref remziyle nefsimiz bildik
Özünü tanıyan insanız bugün

Kemliğe İyilik bizim huyumuz
Evliya neslidir asıl soyumuz
Ruha gıda verir guft-u guhumuz
Hamdolsun ki ehli irfanız bugün

Cemalden okuruz kuran'ımızı
Kör, sağır anlamaz lisanımızı
Kendi Özümüze ezanımızı
Okuyan sahibi izanız bugün

Ademe Hak dedik kalu beladan
Gayriyi yok bildik, çıktık aradan
Kim ne derse desin tam o sırada
Hak ve hakikati göreniz bugün

İBRETİ, candan bağlıyız insana
Cemâla aşığız, değil cinana
Meyleden değiliz huri gılmana
Yakın dost olana kurbanız bugün



HER NE ARAR İSEN İNSANDA İMİŞ

Harf be harf okudum ilmi Kuran'ı
Hatm-ı Kuran vechi Hubanda imiş
Boş yere yorulma başka çareyi
Bulaman ne varsa bu anda imiş

Canına kıymayıp serden geçmeyen
Hak batılı birbirinden seçmeyen
Dost zehirin bade gibi içmeyen
özünü bilmemiş noksanda imiş

Ölmeden ölmenin yolun seçmese
Sırab mizanı burda geçmese
Aşk badesin yar elinden içmese
Kimisi gark olmuş tufanda İmiş

Gerçekler fark eder ilmi manâyı
Samandan seçerler hemen taneyi
Kulağına koymaz hiç efsaneyi
Ariflerin ilmi irfanda imiş

Evvel ahir budur sizlere sözüm
İBRETİ, hizmette her zaman gözüm
Asıl vücut cami, orda namazım
Her ne arar isen insanda imiş



MEMNUNUM HALİMDEN

Yoruldum nefes nefese
Yine memnunum halimden
Koysalar demir kafese
Dönmem bu doğru yolumdan

Yanaşmam fesat başına
Asla takılmam peşine
Hem de karışmam işine
Riya söz çıkmaz dilimden

Sabit durdum gerçek yolda
Sağa saptı, kaldım solda
Ben halis Türk'üm evvelde
Arzum yok Arap dilinden

Daima yüksekten uçan
Gerçek yoldan sağa kaçan
Fesat bayrağını açan
Elin çeker mi zulümden

Hakikat yoludur yolum
Ölümden önce bir ölüm
İnsanlığa benim meylim
Adet budur aşk ehlinden

Bu ilhamdır bana Hak'tan
Kendimi tanırım çoktan
Bir söz demem asla yoktan
Adet bu erlik halinden

İBRETİ gerçeğe kuldur
Çıkmak olmaz, doğru yoldur
Mertlerin keremi boldur
Dönmezem mertlik yolundan



KURTULUR SANMA

Camiye toplansa cahil sürüsü
Yine cehaletten kurtulur sanma
Bir kovana girse merkep arısı
Bal yapacak diye aldanıp kanma

İnsan hakkın bilen insan gerektir
Başta temiz yürek, vicdan gerektir
Hakk'ı bilmek için irfan gerektir
Karga isen, gülün dalına konma

Ahlâk meyve, insan ağaç misali
Meyvesiz ağacın, haraptır hali
Kesilir, yakılır, savrulur külü
Kötü huylu olup, ateşe yanma

Arif meclisine, cahiller girmez
Bin sene okusa sırrına ermez
Dış yüzün görse de, içini görmez
Cahilden uzak kal, ismini anma

İBRETİ görücü, bakar kör değil
Hakikati bulmak, kolay kâr değil
Güzel sevmek aşıklara ar değil
Gerçekten aşık ol, sözünden dönme



YÂR GİTTİ GİDELİ EVİM YIKILDI

Yar gitti gelmedi, hayli zamandır
Bekleye bekleye ömrüm söküldü
Ayrılığın derdi gayet yamandır
Çeke çeke artık belim büküldü

İçerim yanıyor hasret nârından
Çünkü ayrı düştüm nazlı yarimden
Ayrılık, yoksulluk, çile serimde
Hançer olup ciğerime çakıldı

Bilmem nerde kaldı nazlı cananım
Kime anlatayım derdi hicranım
Sıkıntı, kederle doldu her yanım
Sıralanıp hep yanıma sokuldu

Bilmem ne olacak halimiz bizim
Her dem kışa gider yolumuz bizim
Zalim felek kırdı kolumuz bizim
Yâr gitti gideli evim yıkıldı

İBRETİ, dünyada çok çektim çile
Acep bu çilenin sonu mu gele
Bülbül gibi hasret kaldım o güle
Gözlerimden kanlı yaşlar döküldü
__________________
Renklerin Türküsü isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-01-09, 08:46   #6 (permalink)
Co- Admin
 
Renklerin Türküsü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
Renklerin Türküsü is on a distinguished road
Standart Cevap: Halk şairlerimiz...A -B

AYŞE BERK

1943 yılında idi, kendisiyle Şarkışla'da, yıkık bir bahçe duvarının dibinde uzun uzun konuştum. Halinden ve giyinişinden durumunun hiç de iyi olmadığı anlaşılı¬yordu. Tepeden tırnağa kadar bir Şarkışlalı yerli kadı¬nın geleneksel kıyafeti içinde idi. Onlardan tek farkı, ayakkabılarının yokluğu ve tabanlarının yarıklar içinde bulunuşu idi. Bana hayatından memnun olduğunu ifade¬ye çalıştı. Arkasından da «tek arzum, torunlarımın ya¬tılı okullarda parasız okutulmasıdır» dedi. Sonra ekledi: «Hatta bu konuyu Atatürk'e uzun bir şiirle anlattım, di¬leğimi yerine getirmesini söyledim. Aradan 7 sene geç¬ti ama...»

Sonradan öğrendim ki oğulları, dedelerini kandır¬dıkları gibi, analarını da «gönderdik he ana» diye oya¬layıp durmuşlar.

Ayşe Berk:

Nesini söyleyim canım efendim
Gayrı düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim

dörtlüğü ile başlayan ünlü destanın şairi Serdari'nin üçüncü kızıdır. 1874 yılında Şarkışla'nın Kayalıyokuş mahallesinde doğdu. Yoksullukla cenkleşe cenkleşe büyüdü. Çocukluğunda ne umduğunu buldu, ne de bulduğunun hayrını gördü? Genç kızlığını bile yasayamadan Şeyh Ahmet —veya diğer adı ile Şeyh Ağa— ile evlendi. O da «Allah'a çok şükür» dedirtecek bir gün gösteremedi. Şeyh Ağadan 3 oğlu, 2 kızı oldu. Hepsini büyütüp ev-bark sahibi etti. 1953 yılının bir kış gününde zatürreden öldü. Zeki, faal ve osmanlı bir kadındı. Okur-yazarlığı yoktu ama, güzel beyitler söylemeye yetenekli idi. Kendisine sorulduğu zaman şu karşılığı verirdi: «Ben şair
değilim; kederlendiğim zaman birşeyler söylüyorum işte...»


Ben bir kolsuz Serdari'nin kızıyım

Ben bir kolsuz Serdari'nin kızıyım
Ak kağıt üstünde kara yazıyım
Yokluğun elinden nasıl geziyim
Böylece malumun olsun Atatürk

Üç oğlum var bir ihtiyar kişiden
Kara günlü bela gitmez başımdan
Bana acır hep duyanlar içinden
Böylece malumun olsun Atatürk

İkisi evli de birisi ergen
Üstüne örtmüyom boyunca yorgan
Oğlum kızım canım hep sana kurban
Böylece malumun olsun Atatürk

Oğlumun birinin sekiz uşağı
Dördü bir yatıyor kısa döşeği
Yaz gelince döşürürler başağı
Böylece malumun olsun Atatürk

Bir oğlan okuttu Sivas'a gitti
Para yetiremez perişan etti
Ara sıra gizli eşyasın sattı
Böylece malumun olsun Atatürk

Hele has ki bu dünyaya gelmişsin
Ortalığın ahvalini bilmişsin
Duydum çok sevindim reis olmuşsun
Böylece malumun olsun Atatürk

Sen gayet ulusun Mevla'm saklasın
Sağını solunu aslan beklesin
Arada sırada millet yoklasın
Böylece malumun olsun Atatürk

Ölüye gidince ederim ağıt
Ben türkü demiyom nasihat öğüt
Her ona doğurmaz böyle bir yiğit
Böylece malumun olsun Atatürk

Kimse bilmez yüreğimde derdimi
Sığamazlar fukaranın ardını
Gözlüyorum Ata'mızdan yardımı
Böylece malumun olsun Atatürk

Oğlum otuz lira maaş alıyor
Yarısını okuyana salıyor
Sağ eli alıp da solu kalıyor
Böylece malumun olsun Atatürk

Ortoncıl oğlu da bu yıl çıkacak
Birken iki oldu kimler bakacak
Bu uşaklar evimizi yıkacak
Böylece malumun olsun Atatürk

Ben de sana böyle rica ederim
Seni koyup ben nereye giderim
Çok sefillik çekti kolsuz pederim
Böylece malumun olsun Atatürk

İk'oğlum yanımda boşta geziyor
Namuslu erkanlı yazı yazıyor
Her taraftan umudunu üzüyor
Arkam yok ki yardım ede Atatürk

Mevla'm nasip etse buraya gelsen
Lisanımca desem halimi bilsen
İki torunum var mektebe alsan
Ölenece duacımın Atatürk

* Atatürk'e Mektup





Bütün millet hükümete vardılar

Bütün millet hükümete vardılar
Erkek kadın sana irey verdiler
Senin gününde tireni gördüler
Yaşasın Atatürk binler yaşasın

Tirenin aleti hep bütün demir
İçinde yanıyor bir kara kömür
Mevla'm sana versin tükenmez ömür
Yaşasın Atatürk binler yaşasın

Mevla'm nasip etse binsem tirene
Ömür bereketi versin sürene
Müjde olsun bu günleri görene
Yaşasın Atatürk binler yaşasın

Sultan Hamit gibi demini sürmez
Her tarafa koşar bir yanda durmaz
Yalandan kavg'edip milleti kırmaz
Yaşasın Atatürk binler yaşasın

* Trenin Şarkışla'ya gelmesi üzerine




Benim babacığım yetim büyüdü

Benim babacığım yetim büyüdü
Sol kolu da dirseğinden yoğudu
Avrat iki idi uşak çoğudu
Yokluğunan geçti babamın ömrü

Üç oğlan yetirdi sürmedi safa
Boyuna çektiği babamın cefa
Şu yalan dünyada bulmadı vefa
Yokluğunan geçti babamın ömrü

Beş kız gelin etti vermedi yatak
Mülkü yoğudu ki tutmadı tutak
Şimdi de yattığı bir kara toprak
Yokluğunan geçti babamın ömrü

* Babası Serdari'yi anlatıyor




İlkbahar deyişin arpa ekilir

İlkbahar deyişin arpa ekilir
Oğlan uşak hep yazıya dökülür
Sehil kuşu sürü sürü çekilir
Hayırl'olsun baharınız yazınız

llıyı ılıyı gidiyor yazlar
Ötüşür turnalar çağrışır kazlar
Sahraya çıkıyor gelinler kızlar
Hayırl'olsun baharınız yazınız

ilkbaharda tebdil eder havayı
Sehil kuşu gelir yapar yuvayı
Arı bile mennan yapar kovayı
Hayırl'olsun baharınız yazınız

* Torununun Tahrir Ödevi için söylediği deyiş
__________________
Renklerin Türküsü isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-01-09, 08:50   #7 (permalink)
Co- Admin
 
Renklerin Türküsü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
Renklerin Türküsü is on a distinguished road
Standart Cevap: Halk şairlerimiz...A -B

BAYBURT LU CELALİ
Suna hangi bağın ayva narısan

Suna hangi bağın ayva narısan
Bahçeler rümmanı sen sefa geldin
Bendeki bülbülün gül ensarısan
Gülümün gülşeni sen sefa geldin

Revan ehli misen Nevcivanlı mı
Karabağlı mısan Dağıstanlı mı
Semerkant, Kandehar, Bedihşanlı mı.?
Gürcistan reyhanı sen sefa geldin.

Bir hab-ı gaflette üçler yediler
Seni bana hekim cerrah dediler
Yarem göz göz olmuş bir tabip diler
Derdimin dermanı sen sefa geldin

Üç harf beş noktadan aldık hesabı
Seni bana yazmış ecel kitabı
Şimden gerü kaldır yüzden nikabı
Hanemin erkanı sen sefa geldin.

Bâdeler nûş etmiş ehl-i dîlem ben
Şat, Fırat, Ceyhun'em nehr-i Nil'em ben
Kimse bilmez ne revnakta gülem ben
Bağımın bağbanı sen sefa geldin

Sakla Celâlî'yi cevher taş gibi
Altın tasta od görmemiş aş gibi
Parmağında hatem yüzük kaş gibi
Canımın kurbanı sen sefa geldin



Kınamayın beni Hakk'ı sevenler

Kınamayın beni Hakk'ı sevenler
Rüzgar esmeyince dal ırganır mı?
Külli boş değildir aşka düşenler
Katre düşmeyince sel ırganır mı?

Dil meftûn olmazsa aşk-ı yârine
Yanar mı pervane Şem'in nârına
Âh u zâr çekmezse Hak didârına
Uyanıp hâbından su dolanır mı?

Öyle bir Mecnun'um Leyla'ya Billah
Okunur isminde harf-i Bismillâh
Tutuştu her yanım hasreten lillah
Mevlâ'yı zikreden kul kınanır mı?

Nice bin âlemin Perverdigâr'ı
Mevlâ'm her kuluna vermez bu kârı
Gün be gün artıyor bülbülün zârı,
Goncasız gülşene gül yamanır mı?

Buldu Celâlî'yi Kırklar Yediler
Erkanı öğretip hizmet verdiler
Haşra dek bu çarhı çevir dediler
Sormadım ki buna kol dayanır mı?



Ev bark etmek için tenli mereği

Ev bark etmek için tenli mereği
Düzüp koşmak için tepir eleği
Şu gavdan yaptığın tecir tereği
Divân-ı Bâri'ye yâdigâr götür

Elinle ördüğün çöp çorabını
Kahân eylediğin kelem bağını
Gabal biçtiğimiz sap orağını
O ulu Tanrı'ya armağan götür

Yetim gömleğini diken iğneyi
Her gün yal verdiğin topal ineği
Ayran topladığın o ak küleği
Mahşer yığnağına sakla sar götür

Üç god arpa beş god çavdar ekerdik
Kesmük ekmeğine hasret çekerdik
Nâmertlere ağu merde şekerdik
Sözünü tekrar et iftihar götür

Ele kısmet balsa bize kısmet pay "taş"tı
Yokluktan derdimiz deriden aştı
Açlıkta uğraşmak hayli savaştı
Çektiğin mihnetten âh u zâr götür

Yetim bırakmıştın emzik vaktında
Gamınla kardeştik gençlik çağında
Bir bağ becertmedin vuslat hâlında
Gönül yaraların hep berât götür

De ki kâdir Mevlâ'm bize ilişme
Dünyâda sızlayan çıbanı deşme
Celâlî Baba'dan sorma söyleşme
Bu dertli çobandan bir selâm götür



Hüsnün pertevinde bir peri gözler

Hüsnün pertevinde bir peri gözler
Ne görmüş, ne görür, ne görse gerek
Mevlâ'm bir kuluna böyle güzellik
Ne vermiş, ne verir, ne verse gerek

Bülbülüm arzum var gonca feminde
Feryâdım artıyor seher deminde
Minnet ki aşkının âhı zeminde
Ne durmuş, ne durur, ne dursa gerek

Vasfından âcizdir Celâlî şeydâ
O kadar övmüş ki yaradan Hûda
Cemâli resminde bir beytî binâ
Ne kurmuş, ne kurur, ne kursa gerek



Kâf ü Nûn'u kalem defter açmadan

Kâf ü Nûn'u kalem defter açmadan
Ben Şâh-ı server'in nûrunda idim
"Enelhakk" noktası levhe düşmeden
On iki perdenin birinde idim

Bir zaman eylendim nûr-u Necef'te
Diyâr-ı ademde Ha ile Kaf'ta
"Elest" hitâbında evvelki safta
Üç harf beş noktanın birinde idim

Rûhlar aşk meyinden bâde süzende
Halk-ı âlem alayların düzende
Kimi illâ kimi lâ da gezende
Hazret-i Âdem'in serinde idim

Bulak başlarını bekledim durdum
Ben Halilullâh'ın nârını gördüm
Nûh ile beraber tûfâna girdim
Mûsa Kelimullâh Tûr'unda idim

Bir virân bahçede bir gül açıldım
Ne derildim, ne yendim, ne içildim
Kırk bardaktan, yedi daldan seçildim
Celâlî bu bâbda derinde idim



Âh elinden yandı cesette cânım

Âh elinden yandı cesette cânım
Bu ne derttir buna bir el katan yok ?
Hicrân oku değdi döküldü kanım
Zevrâkımız aşk gölüne atan yok ?

Geçti geçen günüm ağlı karalı
İtirmişim hân bakışlı maralı
Yâd avcı elinden gitti yaralı
Tezmiş dağdan dağa varıp tutan yok ?

Şâhin pervâz edüp çıktı elimden
Şöhret Zülfikâr'ı düştü belimden
Şat gözümden aksa Fırat dilimden
Elim elmas dökse alıp satan yok ?

Soldu mor menekşe hep bahçe bârım
Baykuş tek virânda nâle-i zârım
Vücûdumda üç yüz altmış damarım
Uyandı kan ağlar durup bakan yok ?

Sönmez Celâlî'nin bu aşk ateşi
Çekilmez bâdesi kaynamaz aşı
Mahmûd gelmez elde değildir başı
Benim ile gam yükünü çatan yok ?



Bir peri aşkından divâne oldum,

Bir peri aşkından divâne oldum,
Çağladı göz yaşım akıyor hocam.
Erenler şâhından bir nâme aldım
Dilim ezber etmiş okuyor hocam

Pîr destinden nûş eyledim bu âbı
Anda açılmıştı aşkın kitâbı
Yegan yegan sor ki verem cevâbı
Bugün gam kervanım kalkıyor hocam.

İndim seyreyledim irem düzleri
Kudretinden sürmelenmiş gözleri
Oturmuş bir bölük hûri kızları
Ebrişimden halı dokuyor hoca

Bir yere cem olmuş Kırklar erenler
Her bakışta Arş u Kürsi görenler
Devâsız dertlere derman verenler
Her biri bir derse bakıyor hocam.

Yaktı Celâlî'yi bu aşkın nârı
Sağ başta durmuş Kırklar'ın pîri
İçlerinde gördüm Horasan eri
Hû çekende cânlar yakıyor hocam.



Aşk'ın dükkanında hayat elinde

Aşk'ın dükkanında hayat elinde
Şemseli kaputun yakasıyam ben
Hublar yığnağında dilber belinde
Bir altun kemerin tokasıyam ben

Beyler için Horasan'da halıyam
Lahur'un alıyam, Keşmir şalıyam
Dağıstan'da anka tüccar malıyam
Lâ-mekân şehrinin çuhasıyam ben

Bizi otağına okudu pirler
Muhabbet elinden dem çeken erler
Celâlî sakisin kadeh sun derler
Besbelli Mormaç'un sakasıyam ben
__________________
__________________
Renklerin Türküsü isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-01-09, 08:52   #8 (permalink)
Co- Admin
 
Renklerin Türküsü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
Renklerin Türküsü is on a distinguished road
Standart Cevap: Halk şairlerimiz...A -B

Âşık Budala



Doğan Kaya
Âşık Budala
17. yüzyılda yaşamıştır. Divriği’nin Şahin köyünde doğduğu tahmin ediliyor. Şahin köyü, folkloru, âşıkları ve kendine has ezgileriyle şöhret bulmuş olan Çamşıhı yöresi köylerinden birisidir.
Âşık Budala’nın, hakkında bilinenler çok azdır. Asıl adı İsmail’dir. Şiirlerinde Budala yahut Budala İsmail mahlaslarını kullanmıştır. Genellikle Bektaşi itikadını dile getiren şiirler söylemiştir. Bunun yanında sosyal konulu şiirleri de vardır. İtikada bağlı terimlerin dışında dili sadedir. Şiirleri muhteva yönü ile oldukça kapsamlıdır. Çamşıhı yöresinde iyi saz çaldığı kulaktan kulağa aktarılmaktadır. Teknik yönden yer yer şiirleri kusurludur.



1-

Bülbül oldum gülistanda şakırım
Öz bağında biten gül neme yetmez
Süleyman’ım kuş dilinden okurum
Bana ta’lim olan dil neme yetmez

Derviş oldum pir eteğin tutarım
Hakk’a doğru çekilmiştir katarım
Baykuş gibi garip garip öterim
Issız virâneler çöl neme yetmez

Aşk kitabın ele aldım yazarım
Dâim Hakk’a doğru meylim nazarım
Neme gerek dağ başında gezerim
Ol Kerim’e giden yol neme yetmez

Bu dünyanın n’olacağı ma’lumdur
Bu sırrın aslına inen Ali’mdir
Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür
Bana hırka ile şal neme yetmez

Budala’m sırrına kimseler ermez
Tevekkül malını erteye koymaz
Kişi kısmetinden ziyâde yemez
Bana kısmet olan mal neme yetmez

Cönk no: 3, s. 39
okumak: seslenmek


-2-

Elime aldım kalemi
Seyrettim cümle âlemi
Ârifler seçer kelâmı
Güher incilmez incilmez

Dünya tebdil düzen olmuş
İkrarından bezen olmuş
Her tâlip bir hezan olmuş
Yunsan incelmez incelmez

Bu yollarda olmaz yalan
İmanını verme talan
Yorulup da yolda kalan
Hergiz dincelmez dincelmez

Budala’yım der ki bilin
Dinleyin sesin bülbülün
Vakti geçince bir gülün
Solar goncalmaz goncalmaz

Cönk no. 4, s. 2
hezan: kalas, dincelmek: dinç olmak, goncalmak: gonca haline dönme


-3-

Haziret-i Hızır selâm göndermiş
Oturduğu postu pâk etsin deyu
Muhammed kandilden indi buyurdu
Yediği lokmayı hak etsin deyu

Giyinip yediği meydanla erle
Yolu doğru tut da erkânı birle
Kimi talip olmuş kimisi pirle
Onu birbirine kat etsin deyu

Katardan ayrılmış bir devesi var
Cemde kabul olmuş bir duası var
Bin katar devede bir devesi var
Anı ileriye çek etsin deyu

Kurbanlık koyunu sürüden seçme
Aç otur keçinin sütünü içme
Direksiz köprüyü uğrayıp geçme
Onun temeli yok, yık etsin deyu

Bir kişi rehbere gidemez ise
Rehberin buyruğun tutamaz ise
Hakk cem'ine meyil katamaz ise
Yükü saman, çaya dök etsin deyu

Budala'm der cehennemin ateşi
Rehbere bağlıdır talibin başı
Müdarayla yola gitse bir kişi
Yeri cehennemdir dık etsin deyu

Cönk no: 6, s. 15-16.




-4-

Kömür gözlüm bana dertlerin çoktur
Çık bir yol salın ki andan gideyim
Hayli demdir seni gördüğüm yoktur
Çık bir yol salın ki andan gideyim

Çıkıp çıkıp bu yolları bağlama
Ciğerciğim aşk oduna dağlama
Gidi kömür gözlüm beni eğleme
Çık bir yol salın ki andan gideyim

Gideceğim yollar kıştır borandır
Gidiyorum geleceğim gümandır
Yardan ayrılmışım hayli zamandır
Çık bir yol salın ki andan gideyim

Gideceğim yollar yollu yokuşlu
Ak gerdana çifte benler nakışlı
Üsküfün eğdirmiş şahin bakışlı
Çık bir yol salın ki andan gideyim

Budala'm da eydür ömrümün varı
Canımın cananı gözümün nûru
Ben gidenden sonra var salın yârı
Çık bir yol salın ki andan gideyim

Cönk no. 7, s. 121


-5-

Yüğrük olur gönül kuşu
Evliyâ söyletir taşı
İrfanını bilen kişi
İrfanda niyaz eylesin

Ali yoludur yolumuz
Hakk’a malûmdur hâlimiz
Dâim irfanda dilimiz
İrfanda niyaz eylesin

Âlâ gözlü arap atlar
Ahdi bütün koç yiğitler
Yeryüzünde biten otlar
İrfanda niyaz eylesin

Hacc’a giden can hacılar
Görmesin ağrı acılar
Yol oğlu müslim bacılar
İrfanda niyaz eylesin

Der Budala’m dünya fani
Veren alır birgün canı
Kusura kalmasın Ali
İrfanda niyaz eylesin

Der Budala’m oldu tamam
İşte geldi sahip zaman
Şeyh safiyan Oniki İmam
İrfanda niyaz eylesin

Cönk no: 9, s. 199-200


-6-

(Budala İsmail)
Cihân hevâ iken melek hulk etti
Cemâlinden yaktı nar geldi geçti
Cebrâil yarattı, üstâdın sordu
Dehâna dönüldü dur geldi geçti

İcâzet istedi pirini açtı
Doksan bir yıl müdam havada uçtu
Cebrâil gözüne bir kubbe açtı
Uğruna rehnüma, nûr geldi geçti

Cebrâil üstâttan sabağın aldı
Nâz niyaz eyledi dergâha geldi
Pire rahmet demek ol zaman kaldı
Hünkârın sülbünden sır geldi geçti

Sıçradı kuddamın basınca ferşe
Elif taç başında ol arşa
Feriştahlar baş indirdi Bektaş’a
İnan dü cihânda bir geldi geçti

Zülfikâr’la talib olan Ali’ye
Biat itmez Hacı Bektaş Veli’ye
Tab’ii ................. Süfyan kuluya
Katır şu cihânda kör geldi geçti

Ârif Ehl-i Beyt’e ikrâr yetirdi
Onların tahtına sultan oturdu
Kimi şehvet ile kendin yitirdi
Kimisi pinhana dir geldi geçti

İsmail’in bu sözlerin alana
Tekebbür emeğin vermiş talana
Çar gâmir şeş cihânda bilene
Hünkâr Hacı Bektaş pir geldi geçti

Cönk no: 10, s. 28-29




-7-

"Elhamdülillah" şükür gördüm de bildim
"Rabbü'l-Âlemin" Hak yola geldim
"Errahmanirrahim”den rahmet buldum
"Malikiyevmüddin" Ali görünür

"İnna atayna" sure-yi Kevser'in başı
Kevser dağıtmak Ali'nin işi
Hasan'ın oddan yoğruldu aşı
Hüseyin'in aldan tonu görünür

İmam Zeynel de zindanda durdu
"Hel etâ" suresi dilinde virdi
"Nasrun minallah" Bakır'a erdi
"Ve feth-i karib" Ca'fer yolu görünür

"Elem neşrahleke" "Yasin Kef Hâ
"Musa-yı Kâzım da çok çekdi cefâ
Irıza'yı sevmek mü'mine safâ
Muhabbetin doğru yolu görünür

"Ve’ş-şemsi" Muhammed Tâki'de gördüm
"Ve aleyke" Naki'ye erdim ayet-i Hak bildim
Can u gönülden ikrarım verdim
Kırklar meydanının zârı görünür

"Elif-lâ" dedim de bu dâra durdum
Askeri Mehdi'ye yüzümü sürdüm
Budala İsmail'in dârını gördüm
Hakk'ın bin bir ismi Ali görünür.

Cönk no: 20, s. 10-11


-8-

Ricaname

Yine bir zulumat çöktü serime
Hünkar Hacı Bektaş Veli gel yetiş
Elim ermez yaranıma eşime
Balım Sultan Kızıl Deli gel yetiş

Efendimsin sana döndüm yüzümü
Dermana gönderem yavru bazımı
Balım Sultan ayırma körpe kuzumu
Şah Kalender Balım Sultan gel yetiş

Bilemedim nere gider yolumuz
Kusur bizim bağladılar kolumuz
..... feta kan ağlıyor dilimiz
Şah Hanım Kadıncık Dolu gel yetiş

İnkâr olan inkâr Hakk’a kul olmaz
İnsafı yok merhameti var olmaz
Seyf-i sadık Ehl-i Beyt’ten yâd olmaz
Kerbelâ'da yatan şehit gel yetiş

Budala İsmail umudum Balım
Boğazım zincirde nic'olur halim
Mürvet hey erenler gayrete gelin
Yedi iklim bekçisi Ali gel yetiş

Cönk no: 20, s. 430


-9-

Kara
Seherde uğradım ben bir güzele
Güzel dedim zülüflerin ne kara
Korkarım ki elâ gözler göz ala
Gözler sürmeli kaşların ne kara

İsmi çıkıp âlemlerde öğüle
Dudu kumru haber vermiştir güle
Seher davlumbazı her dem döğüle
Zülüf çevgan yanakların ne kara

.................................(Eksik)
İki gözüm doldu kanlı yaş ile
Dostum kumaşın uydurmuş yeşile
Ne aldır ol ne kırmızı ne kara

Ne ziba yaratmış Yaradan Gani
Sel oldu aktı gözlerimin kanı
Gel bana rahmeyle mürüveet kâni
Ben söylerim ne ak söyler ne kara

Budala’m der neylerim ben malı
Sohbet ile bulmuşum bu kemali
Mahbup derler gösterem gül cemali
Ne yağmura ne güneşe ne kara

Erciyes, Sayı: 285, 9.2001: 21-22.


Doğan Kaya-Âşık Budala
__________________
Renklerin Türküsü isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 31-01-09, 08:53   #9 (permalink)
Co- Admin
 
Renklerin Türküsü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2007
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 5,222
Thanks: 3,084
Thanked 2,354 Times in 475 Posts
Renklerin Türküsü is on a distinguished road
Standart Cevap: Halk şairlerimiz...A -C

CEYHUNİ

EL VURUP TABIBE INCITME BENI

El vurup tabibe incitme beni
Zira ask derdine derman bulunmaz
Ne derttir bilmezem sızlatan beni
Can gider visüle canan bulunmaz

Var iken sinede hezaran daglar
Ask oduna düstüm can evim yanar
Yar ile sine saf olacak daglar
“At bulunur meydan bulunmaz”

Çok gördüm felegin serencamını
Murat üzere kimler aldı kanımı
Kanda nus ederse ecel camini
Göçen Ceyhuni’ den nisan bulunmaz


TIFL-I NAZIM YINE GELDIN HATIRA

Tifl-i nazim yine geldin hatira
Gurbet elde aglayayim bir zaman
Muhabbet namemi kimler götüre
Kime halim anlatayim bir zaman

Yine mevce geldi derun kaynasir
Hasret atesiyle gönül tutusur
Eller bayram eder gülüp oynasir
Ben karalar baglayayim bir zaman

Kan karisti Ceyhun yine seline
Gönül arzu çeker can iline
Körpe kuzum bakar kimin eline
Kan aglayip çaglayayim bir zaman



SEVDANA TUTULDUM BEN BILE BILE

Sevdana tutuldum ben bile bile
Ey nar-i muhabbet yan içerimde
Firak-i mihnetle derd-i hasretle
Uyustu bagrimda kan içerimde

Dilber zülfü gibi aklim perisan
Gezerim alemi mest ü sergerdan
Yari agyar ile gördügüm zaman
Bogazima gelir can içerimde

Ceyhun elde teber basta bir külah
Gezerim alemi dergah-be-dergah
Zeminden semaya çikti suz u
Bir külhan-i ask var san içerimde



IKLIMI CANANIN SOLDU GOLLERI

Iklimi can soldu gülleri
Bagi vuslat gülizarsiz olur mu
Hal ehli halleder bu müskülleri
Gonca harsiz bülbül z olur mu

Reftara çiktikça karsi kemanim
Sulasin yollari çesmi girvanim
Ir gör endamini hüsnü tabanim
Çin güzeli müskibarsiz olur mu

Vefa resmin hublar etseler resid
Can verip Ceyhuni eyler yine iyd
Harabat ehline ta’neder zahid
Asik olan sivekarsiz olur mu



EVVEL ATES PÜSKÜRÜRKEN AGZIMDAN

Evvel ates püskürürken agzimdan
Simdi bir pamugu yakamaz oldum
Tab ü fer kesildi iki gözümden
Ipligi igneye takamaz oldum

Içip içip asla bakmaz idim ben
Kimsenin hatirin yikmaz idim ben
Evvel meyhaneden çikmaz idim ben
Nedendir bugünler çakamaz oldum

Diyar-i gurbette çürüyüp kaldim
Ömrüm telef edip Sürüyüp kaldim
Kupkuru kaskati kuruyup kaldim
Ceyhuni’yim lakin akamaz oldum



ISITMA DESTANI

Isitma tutunca hiç tutmaz elim
Yakar bu tenimi kurutur dilim
Otuz dokuz yorgan kirk sekiz kilim
Örtünsem isinmam yine isitma

Sen beni tutarsin olurum mestan
Verirler yiyemem bir dilim bostan
Her günün basina tek sana destan
Söyleyim de vazgel benden isitma

Yakalarsin beni kalirim dona
Cevr ü cefa etme yazik bendene
Temessüklü borcum var ise sana
Göster senedini verem isitma

Birdenbire gelme ansiz gelirsin
Agu gibi azilarim sökersin
Altin mi istersin sen ne sezersin
Söyle de vereyim vazgel isitma

Nisan ettin sabah gölgeleyince
Afitab semayi ortalayinca
Saat dört buçukta orta olunca
Tuttun Ceyhuni’yi yine isitma



AKIL BERI GEL BERI GEL

Akil beri gel beri gel
Bir gönüle nazar eyle
Agiz söyler kulak dinler
Ölen dile nazar eyle

Bastir gövdeyi götüren
Ayak menzile yetiren
Kalmis isleri bitiren
Iki ele nazar eyle

Iki elim kizil kanda
Çok günahlar vardir bende
Mürüvvetle kerem sende
Düsmüs kula nazar eyle

Bezirgan olup da satma
Sermeyene hile katma
Yolun egrisine gitme
Dogru yola nazar eyle

Ceyhuni’yem gevher kani
Hak sendedir özün tani
Iptid yokla sen seni
Sonra ele nazar eyle
__________________
Renklerin Türküsü isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Halk Edebiyatı MaSuM _ SiYaH Makaleler 0 06-07-09 19:31
Halk şairlerimiz m-p Renklerin Türküsü Türk Yazarlar ve Şairlerimiz 9 09-02-09 08:54
Halk Şairlerimiz K-Ö Renklerin Türküsü Türk Yazarlar ve Şairlerimiz 3 31-01-09 10:08
Halk şairlerimiz E-H Renklerin Türküsü Türk Yazarlar ve Şairlerimiz 5 31-01-09 09:50
Halk Şairlerimiz - D - Renklerin Türküsü Türk Yazarlar ve Şairlerimiz 3 31-01-09 09:34


WEZ Format +3. Şuan Saat: 14:49.

Desteklediklerimiz : web tasarım

Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2013, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0
Resimkalemi Forumu Tüm Lisanslı Haklara Sahiptir